banner84

ALANYA TERSANESİ VENEDİK ESERİ Mİ? (2)

Tersanemize drone gözüyle doğu yönünden havadan bakacak  olursak  bana bir  Pan Flüt’ü hatırlatır  hep.Öyle gibidir zira iç derinlği denizden karaya doğru bütün gözlerde aynı değildir.Kuzeyden güneye doğru  gözlerin derinliği  aşama aşama azalmaktadır.En büyük göz 43 metre,en kısa göz de 32 metre kadardır.Ve denizden kuşbakışı  bakınca bu daralma çok açık görülür.Denize kıyısı  57 metredir  tersanemizin.Diğer ifadeyle  deniz  tarafında uzunluğudur yapının.Beş gözün tamamı da 7.70 cm enindedir.Ve her bir gözden diğer göze 4’er tane pencere gözle geçilir.Yapının duvarları  kesme taştan ,tonoz ve kemerleri  tuğladan yapılmıştır.Tepe  bölgesinde  pencereler yer almaktadır.Bu  pencerelerin en önemli faydası  içeriye aldığı gün ışığıdır.Tersane içeride o  ihtişamlı heybetini hissettirir.Her bir  gözün elbette bir vazifesi vardı.Ama üçüncü gözü diğerlerinden ayıran ise ,arka  taraflarda bulunan tatlı suyun çıktığı kuyunun olmasıdır.Gerçekten tuzlu  suyun içinden adeta tatlı bir su çıkar ve  tersane işçilerinin ,askerlerin vb su ihtiyacını karşılar.Çok yakın zamanlara kadar da Tophane halkının denizde yıkadıkları çurfalık mahsülü yolluk ve çaputları bu tatlı suyla durulamaları ,onların sert bir hüviyete bürünmesine mani olmuştur.Tophane tarafında ise gözsüz  olan ve zamanında gemi malzemesi deposu  olarak  da kullanılan ve Tophane mahallesine doğru  açılan ve Şeytan Deliği dediğimiz bir gizli geçişe  sahip  bölümü vardır.Bence bu gizli geçit  acil kaçış tünelleri idi.Doğal  vaziyette olan bir geçiş yoludur.Bazı  yerleri ise devşirme taşlarla  yapılmıştır.Konyalı hocanın ifadesiyle  Roma devrinden kalma eserlerin yıkıntılarından da istifade edilmiştir.Tersanemizin bu bölümleri  kaya  kırımını en az seviyede tutmak için farklı  seviyelerde inşa edilmiştir. 
İşin ilginç yanı da şudur .Piri Reis haricinde başkaca dönem kaynakları tersaneyi tonozlu değil de düz damlı  olarak  gösterir.Tersanenin hemen üzerindeki sonradan ilave olduğu belli olan den danlı  savunma  surları  da Osmanlı ilavesidir.Elbette Osmanlı zamanında da çok büyük işlevleri  vardı tersanenin.1960 ‘lara kadar sandal  ve teknelerin  yapılıyor  olması bu  suya vurulan damga yapının ne kadar işlevsel ve evladiyelik  ömrü  olduğunun ispatıdır.
Osmanlı tarihinin en talihsiz olaylarının başında gelen Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa’nın ,babası tarafından katledilmesinin ilk  basamağı ,henüz  Manisa sancak  beyi  iken ,babasının haberi  olmadan Alanya tersanesine gemi yapımı  için emirler vermesi ve burada yapılan gemilerle Akdeniz’de türeyen korsanları kovalamasıyla  başlar.Her yönüyle  dört dörtlük  olan şehzademizin acıklı sonu ,bir padişah refleksi olarak değerlendirilen Alanya tersanesi talimatıyla başlıyor maalesef.Bunu da dipnot olarak bilgi  dağarcığımıza düşeyim istedim.
Gelelim başlığımızın nedenine.Geçenlerde üniversitemizde 800. Fetih yılı sempozyumu yapıldı.Pek çok  bilim insanı  gelip  bildirilerini sundu.Onlardan bir tanesi de Alanya’da 35 yıldır  kazı  ve  çalışma yapan Prof.Dr.Kenan Bilici idi.Profesör  görsellerle destekli  sunumunu  yaparken şunları söyledi
1-Tersane Türk  değildir, Venediktir.Zira fetihten önce Kir Fard ,Venediklilere imtiyaz tanımıştı.
2-Tersanenin orijini 3 gözlüdür.Hem diğer  gözler hem de memur,muhafız ve mescid odaları  Osmanlı ilavesidir.
3-Tersanenin orijinal yapısında tonozlu örtü yoktur  ,açılır kapanır  kanatlı  ahşap  örtü  vardır.Ve tonoz  Osmanlı  ilavesidir.( Dönem Venedik tersanelerinden görsellerle tezini desteklemeye çalıştı.)
4-1985 yılında çalışma yaparken buraya ziyarete gelen mübadillere tesadüf ettiğini  ve o mübadillerin güneş görsün diye tersanenin tavan pencerelerini kendilerinin açtıklarını  beyan etmişlerdir.
5-Tersaneden Kızıl Kule’ye kadar olan bölgede bir Venedik elçiliği(balyoz) vardır .
6-Tersaneden denize indirilen gemi yoktur,sahilde tamam edilir ve sahilden indirilir.Zira son rötuşlar için güneş  ışığına azami derecede ihtiyaç vardır.
7-Tersane kitabesi başka  yerden devşirmedir.
8-Tophane bir top fabrikası değildir ,bir deniz köşküdür.
Profesör  dediklerinde kendince  haklı olabilir ,kendince gerekçelerini  de sundu.Ama şunu da belirtmek  gerek  ki Sultan Alaeddin kendi adını verdiği  bu liman kentine öyle  bir yığınak yaptı ki ,hem hazine yığınağı,hem bilim adamı ve usta yığınağı ,hem de kendisi bizzat başkent yapmak  suretiyle  koskoca bir medeniyetin bütün dikkatini ve gayretini buraya yığdı.Demem o ki İstanbul’da yapılan köprüleri biz yapmıyoruz.Japonya vb teknik üstünlüğü olan mühendis beyinlere yaptırıyoruz.Ama onların olmuyor .Velev ki tersane Türk mühendis ve ustalarının işi olmasın bu durum en azından böyle değerlendirilmeli.Nacizane kanaatim tersanenin sermayesi ve mühendislik bilgileriyle  de olsun bir  Türk eseri olduğudur.Beyşehir gölü kıyısındaki sarayının hemen dibine 3 gözlü  kayıkhane yapan bir medeniyet,kafasına Akdeniz hakimiyetini koymuşsa pekala bu tersanenin de üstesinden gelebilir.Kaldi ki tersanenin duvarlarındaki o dönem ustalarının kendi boylarına ait damga ve onguları , tersanenin Türk olduğunu bas bas izhar ediyor.Emekli öğretmen Doç.Dr.Ali Rıza Gönüllü hocamin 20 sene önce sunduğu bir bildiride bunu belgelemiş olması bize bu konuda en çok yardımcı olacak argümandır. Müteşekkiriz kendisine .Ayrıca hem tersane burçlarında ,hem de Alara kalesinde işlenen arslan motifleri ,bütün Selçuklu coğrafyasındaki eserlerde de görmek mümkün.Bu Orta Asya'dan ,hakim olunan bütün coğrafyalara götürülen bir motiftir.Başkaca ispata çok da gerek kalmadı sanirim.Bize düşen elimizdeki kendi alanında dünyada tek  olan bu güzel Selçuklu ata yadigarına gerekli özeni  göstermektir.Belki tersanemiz  en azından  Alanya ikametlilere  de ücretsiz yapılmalı,belki içindeki cılız  denizcilik müzesi  gayretleri  Selçuklu Denizciliği Müzesi anlayışına odaklanarak evrilmeli.Bu tavsiye ve fikirler , her bir okuyucunun merakı ve önem atfı kadar çoğaltılabilir elbette.
Geçmişten Geleceğe Alanyamızın tarih koridorlarında bir başka konuyla buluşmak üzere esen kalın.

YORUM EKLE

banner107

banner169