banner84

Birleştirici olmak

Kutlu söz asırlar öncesinden bize sesleniyor:
"Size oruç tutmaktan, namaz kılmaktan, sadaka vermekten kazanılan derecelerden daha yüksek bir dereceyi, daha faziletli bir dereceyi haber vereyim mi?"
Yani zekât, sadaka, namaz, oruçtan daha sevaplı bir şey… 
Neymiş?
"Kişilerin arasını düzeltmek, araları bozuk olan insanların arasını düzeltmek."
Yani iki kimse birbirine düşman olmuş. Birbiriyle darılmış, kavga etmişler, geçimsizlik olmuş, mâzide bir şey yapmış, birbirleriyle konuşmuyorlar veyahut hâlâ birbirlerine düşmanlık ediyorlar, hâlâ birbirleriyle kanlı bıçaklı, hâlâ bulsalar birbirlerinin kanını içecekler, derisini yüzecekler… Kızgınlıkları devam ediyor. Bu arayı ıslah etmek, aralarını düzenlemek; namazdan da oruçtan da sadakadan da daha hayırlı oluyor.
"Araları bozmak da büyük bir felakettir."
Araları bozmak da bütün iyilikleri kökünden kazıyıp götüren bir felakettir; yani araları bozmaya çalışmak, insanları birbirine düşürmek o kadar fenâdır. Düzeltmek o kadar iyiyken bozmak da bu kadar fenâdır.
O halde arabozucu şeylerden de kaçınmamız lazım. İnsan tabii doğrudan doğruya gidip de birisinin aleyhinde çalışmak istemez iyi bir insan ama bazı şeyler araların bozulmasına sebep olur. Ne? Ekseriyet; dil… Bir laf söylersin, o lafı götürür, falanca öteki şahsa… Oradan bir soğukluk olur. "Keşke söylemez olaydım, kopsaydı da dilim söylemeseydim." İşte söyledin oradan bir şey olur. Arada laf götüren de büyük günaha girer; ona "koğucu", "laf taşıyıcı", "nemmam" derler, o da filancanın sözünü öbür tarafa naklediyor.
"Birisi senin arkandan kötü konuşsa, gıyabında birisi gelse ona, 'Falanca şöyle dedi' dese." Diyorlar ki; "O sana tebliğ eden de sana o kötü sözü söylemiş sayılır."
Neden?
Söylemeyecek, nakletmeyecek. O bakımdan şunu demek istiyorum: Arabozuculuğa sebep olacak sebepleri de ortadan kaldırmalıyız. Dilimize hâkim olmalıyız, gıybet, dedikodu etmemeliyiz, kimsenin aleyhinde konuşmamalıyız, herkesin iyi tarafını görmeye çalışmalıyız.

Baktığı şeyin güzel tarafını görmek iyi huydur. Yani insan bir hayvan ölüsüne bile baksa onun dişlerinin güzelliğini görür. İyi insan güzel şey görür. Güzelliğini görür.
Kimisi güle bakar: "Ne kadar güzel çiçek." der. "Kokusu aman ne kadar beni mest etti." der. Kimisi de dikenine bakar: "Bu diken burada ne arıyor?" der. Gülün dikenini görmek bir görüş. Gülün rengini, kokusunu görüp beğenmek ikinci görüş.
Bardağı yarısına kadar dolu olsa, bu bardağın öbür yarısı niye boş: Bu bardak yarım diye bir bakarsa insan, öyle bakar… İyi, bu bardak boş değilmiş, yarısına kadar su varmış. İyi, maşaallah filan diye yarısına kadar su olduğuna şükretmek de bir görüştür. Birisine "iyimser görüş" derler, birisine "kötümser, karamsar görüş" derler. 
İyi insan nasıl olacak; baktığı şeyin güzel tarafını görecek. Mümkün olduğu kadar hoş tarafını görecek. "Ama işte şu tarafı da var ya" diyecek.
Nasreddin Hoca kendi kendine demiş ki: "Ah ah gençlik" filan demiş. Ondan sonra sağa bakmış, sola bakmış; kimse yok. "Senin gençlikte de ne mal olduğunu biz biliyoruz ya" demiş kendisine.
Yani biz kendimizin ne kadar kötü olduğumuzu herkesten daha iyi biliriz. "O kardeşimiz ola ki bizden daha güzel işleri vardır" diye hüsn-i zan etmemiz lazım.
"Kimse kimseyi gıybet etmesin, su-i zan etmesin"
Ama aptallık olmuyor mu hocam? İnsanın iyi tarafını göreceksin, kötü tarafını görmeyeceksin olur mu?… İş yapacaksan gözünü aç, aldatmaca tarafı varsa o tarafını gör. İş yapacak kimse de sana bir kimse hakkında gelip bilgi sorduğu zaman "şu tarafına dikkat et" de, çünkü seninle istişare ediyor. Normal durumunda mümkün olduğu kadar aleyhinde konuşma ki araları bozmayasın, kul hakkına girmeyesin.
Aidiyetleri gereği kendi aklıyla düşünmeyip, tabiri caizse aklını kiraya veren, liderlerinin kötü dediğine kötü, iyi dediğine iyi diyenler de sorumluluktan kurtulamazlar. Aklını kullansaydın da seni ayrıştıran, kutuplaştıran onun üzerinden menfaat temin edenlere uymasaydın…
Selam olsun güzel düşünen, güzel gören, araları bozan değil, araları bulan güzel insanlara…
Muhabbetle…
 

YORUM EKLE

banner107