banner84

Ayşenur davası Haberin Manşeti'nde konuşuldu

Haberin Manşeti programına konuk olan Soyer, Ayşenur Güven davasında mahkemenin doğru bir karar verdiğini söyledi. Ayşenur'un ailesine destek amacıyla Alanya'da bulunan Levent de, cezaların caydırıcı olması gerektiğini söyledi

Ayşenur davası Haberin Manşeti'nde konuşuldu

-Haber Merkezi
Alanya Posta TV'de yayınlanan Haberin Manşeti programında bu hafta Ayşenur Güven davası, mahkeme tarafından verilen cezalar, kadın ve çocuk istismarı gibi birçok konu ele alındı. Gaye Coşkun’un hazırlayıp sunduğu programın konukları ise sanatçı Haluk Levent ve Antalya Barosu Başkan Yardımcısı Avukat Cenk Soyer oldu. 
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'NİN ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKTİ
İstanbul Sözleşmesi'ne ilişkin açıklamalarda bulunan Soyer, "2014 yılında bizim için çok miladi bir dönem. Mevcut hükümetimizin imzaladığı uluslararası bir anlaşma var. Bu anlaşma İstanbul Sözleşmesi. İstanbul Sözleşmesi gene bizim iç hukukumuzda anayasanın 90. maddesinin 5. fıkrası gereği her türlü sözleşmenin üzerinden bir sözleşme. Her türlü hukuksal metnin her türlü yasanın üzerinde. Sözleşmenin 55 maddesi diyor ki eğer bu tarz kadın, çocuğa yönelik dosyalarda, kimse yoksa bununla alakalı katılma talebinde bulunabilirsin. Barolara ve sivil toplum örgütlerine böyle bir hak tanıyor. Öncelikle biz Türkiye'de şu anda bu tarz davalarda hakkı savunmak için mücadele veriyoruz. Çünkü İstanbul Sözleşmesi'nin gereğince bizim o dosyalarda katılma talebimiz mağdurun yanında yer alma hakkımız var. Gerçekten Türkiye'de kadın olmak çocuk olmak hayvan olmak çok daha zor. Bunu es geçmeyeceğiz, bunu her zaman söyleyeceğiz. Bugün Ayşenur'un kardeşi de çok güzel bir ifade söyledi. 'Eğer kız çocukları susarsa Türkiye susar' biz işte bu şiyarla hareket ediyoruz. Biz kız çocukları susmasın diye mücadele ediyoruz. Bunları yapmak mecburiyetindeyiz. Yargı kararları geçicidir. Bugün duruşma salonunda da aynı şeyleri söyledim. Her zaman söylüyoruz, baro olarak yüksek sesle söylüyoruz, içtihatlar, yasalar, yargı kararları tavandan tabana toplumdan en yukarıya doğru yapılır. Bugün Türkiye'de hiçbirimiz şunu iddia edemeyiz ki, Bugün Türkiye'de kadın hakkı ya da kadın sorunu diye bir sorun yok, diyemeyiz. Bugün böyle bir sorunumuz var ve böyle bir sorunumuz varsa ben bunun için mücadele etmek zorundayım. Bu mücadelemi de sürekli tekrar etmek zorundayım. En sonunda da biliyorum ki bununla alakalı bir yasa oluşturulacak ve bu yasa uygulanmaya başlayacak.


'HEPİMİZİN TEK BİR AMACI VAR'
6284 sayılı aile içi şiddetin önlenmesine dair çok önemli bir yasamız var. Aslında İstanbul Sözleşmesi'ni yasaya dökmüşüz. Fakat şu anda neyin mücadelesini veriyoruz, maalesef bu yasayı uygulamanın mücadelesini veriyoruz. Hatta ısrarlı bir şekilde meclise gönderiyoruz bunu bu yasa metni ile alakalı diyoruz ki, açık açık yazın baroların bu davaları müdahil olma hakkı vardır, katılma hakkı vardır diye yazın. Biz o salonda tek bir şey istiyoruz. Adalet istiyoruz. Eğer ki o yargılanan sanık gerçekten hiçbir kusuru yoksa, zaten mahkeme ortaya çıkaracak. Şunu anlamakta zorlanıyoruz ne için o salonda bulunmamız acaba rahatsızlık veriyor. Vermemesi gerekir sonuç itibariyle biz hakim savcı meslektaşlarımızla aynı fakültelerden mezun aynı yerlerden gelmiş ve hepimizin de tek bir amacı var" dedi.
'SÖZ HAKKIMIZ KULLANAMIYORUM'
Mahkemelerde sıkıntı yaşadıklarını ifade eden Soyer, "Maalesef öyle. Çünkü Yargıtay Ceza Dairesi'nin verdiği emsal bir karar var ve o karar da diyor ki suçtan zarar görülmediği için baroların ve diğer sivil toplum örgütlerinin katılma talebinin reddi gerekmektedir. Ama ben de şunu söylüyorum suçtan zarar görmemiş olabiliriz ama toplum zarar görüyor. Avukatlık kanununun 76 maddesi bana şunu diyor kardeşim senin ödevin şu, insan haklarını, hukukun üstünlüğü savunacaksın. Ben topluma huzur getirmek ile hükümlendirilmişim. Ama maalesef şu anda Yargıtay'ın bir kararı doğrultusunda ben o mahkeme salonunda söz etme hakkına sahip olamıyorum. Bu doğru değil ama bu değişecek. Çünkü yaptığımız bir sözleşme var sözleşme açık. Bizim Tüm yasalarımızın üstünde" dedi.
'DİRENME KARARI MUTLU ETTİ'
Ayşenur Güven davası ile ilgili de konuşan Soyer, "Bizim yargı sistemimizde şöyle aşamalar söz konusu. Öncelikle yerel mahkeme bir karar veriyor sonra Bölge adliye mahkemeleri denetimini yapıyor. Ondan sonrada en son incelemeyi Yargıtay değerlendirmeyi yapıyor. Bugün Ayşenur dosyasında aslında ilk etapta baktığınızda Alanya Adliyesi'nden ilk verilen karar 14 yıl ceza tekerrür uygulanmamış. Bu az bir ceza aslında. Sanığın eylemleri birden çok defa ve yıllar içerisinde sürekli devam ettiği için aslında daha yüksek ceza alması gerekirdi. Ancak bu ceza veriliyor. Daha sonra Bölge adliye mahkemesi bu kararı onuyor. Dosya Yargıtay'a gittiğinde Yargıtay'da 14. Ceza Dairesi'nde bir başkan 4 üye var. Bir başkan ve bir üye karşı oy kullanıyor. Fakat diğer 3 üye delil yetersizliğinden, mağdurun vefat etmiş olmasından ifadesinin aşamalarda alınamadığını gözetiyor. Maalesef tanık yok dosyada diyor. Bu nedenle de ceza verilmemesi gerekir gibi bir karar veriyor. Sonuçta başkan ve karşı oy kullanan diğer üyenin çok güzel bir karşı oyu var. bizim söyleyeceklerimiz tercüman olmuşlar. Sanık açıklamasında  ben Ayşenur ile konuşmam etmem, bu iftiradır diyor. Fakat 4 yıl içerisinde 1400 tane araması söz konusu. Belli ki maalesef maktülü sürekli taciz etmiş. Aile meclisine Ayşenur'un çok samimi bir beyanı var, daha sonra da maalesef intihar notunda aynı beyanlar kendi el yazısı ile yazılıyor. Maalesef bu tarz davalarda delil ve tanık çok kolay bir hadise deği.  Netice itibariyle sanıklar şüpheliler caniler bu eylemlerini en gizli kapaklı yerlerde yapıyorlar. Bu nedenle gerçekleştiriyorlar zaten. Yargıtay Ceza Dairesi'nin emsal kararları var. Beyanları dikkate alacaksın diyor, vicdani kanaata bakacaksın diyor, hayatın olağan akışına değerlendireceksiniz diyor. Bu dosyada da bunlara bakılmıştır bakılması gerekiyordu. Yargıtay bu dosyayı bozdu. 3 kişinin kararıyla, tabii değerlendirme ile. Fakat bugün ne mutlu ki Alanya Ağır Ceza Mahkemesi bir direnme kararı verdi. Bu hukukumuzda her zaman gördüğümüz bir şey değil, o yüzden bugün mutsuz olduğumuz bir konuda adalet için mutluyuz, Keşke Ayşenur bugün masada olsaydı, otursaydık, sohbet etseydik derken bugün maalesef Ayşenur'dan eksiğiz
'MAHKEME DOĞRU KARARI VERDİ'
Yargı sistemimizde çok az görülen ama yargı sistemimizin de güzelliği de burada sürekli bir denetim var. Şimdi bu dosya Yargıtay'ın önüne tekrar gelecek. Yargıtay'ın önüne tekrar geldiği zaman inanıyorum ki dosyanın mevcut durumu da daha önce verilen cezalandırma kararları gibi bir ceza cezalandırma kararı verilecektir. Bugün gene bizi mutlu eden başka bir şey oldu. Geleceğe daha umutla bakmamızı gerektirecek, aynı zamanda mahkeme sanığın tekrardan yakalanmasını ve tutuklanmasına karar verdi. Bu da çok güzel bir hadise. Çünkü sanık gerçekten bu eylemi işlediyse bu eylemi yerine getirdi ise 14 yıl ceza almış birisi ve 14 yıl ceza almış birisi toplumda hiç cezasını idam ettirmeden elini kolunu sallayarak gezmesi doğru değil. Bu gerçekten adalet yönünden sıkıntı yaratabilecek bir durumdu. Mahkeme gerçekten bunuda gözlemledi ve sanığın tutuklanmasına karar verdi" diye konuştu. 
'BU DOSYA BURADA BİTMEDİ'
Davanın takibini sağlayacaklarını ifade eden Soyer, "Bundan sonraki aşamaları biz barolar olarak titizlikle incelemeye ve değerlendirmeye devam edeceğiz. Çünkü bu dosya burada daha bitmedi. bu dosya Yargıtay'da tekrardan görülecek. Tutukluluğa belki bir itiraz olacak 7 günlük süreleri var. Bu tutukluluğa itiraz da bir sonraki Ağır Ceza Mahkemesi değerlendirecek. Biz de bunları değerlendireceğiz, bunlarla mücadelemizi vereceğiz. Tekrar altını çizerek söylüyorum, bizim buradaki tek bir hedefimiz var barolar olarak. Biz adaletin sağlanmasını istiyoruz,  iftira atan varsa o da yargılansın. Bizim buradaki vazifemiz adaletin yerine getirilmesi. Ama gerçekten de vefat etmiş biri söz konusu, intihardan söz ediyoruz. Bu durumda tabii ki de kabul edebileceğimiz bir şey değil. Hayatın olağan akışında burada bir şey var gösteriyor. Ve var olan bir şeyde adalet yerini bulacaktır" diye konuştu. 
'VİCDANIMLA GELDİM'
Haluk Levent, Ayşenur Güven davasına neden geldiği sorulunca 'Vicadanımla geldim, vicdanım beni buraya getirdi" dedi. Levent, "Vicdanımla geldim. Çünkü dosyayı okudum dosyayı gördün. Ben 14 Kasım'da Alanya'da olmalıyım Ayşenur için, kadınlık onuru için, bundan sonra insanların acı çekmemesi için özellikle bu kızlarımızın acı çekmemesi için. Alanya'da olmam gerektiğine karar verdim. Çünkü alınan Yargıtay kararında tehlikeli bir bölüm var. Ölen insanın beyanı olamadığı için, öldüğü için delil kabul edilmiyor diye bir beyan var. Bu çok tehlikeli bir şey. O zaman tecavüzcü ben bu kadını öldüreyim, ortada bir şey kalmaz ya da öyle bir baskı kurayım ki intihar etsin mektup bıraksın. Ben de ceza almam diyecekti. Bu nedenle burdaydım. İyi ki gelmişim, iyi ki bu sonucu da görmüşüm" dedi.
'AYAKLAR ALTINA ALINMAYACAK'
AHBAP'a kadına ve çocuğa yönelik istismar ve şiddetle ilgili telefonlar geldiğini söyleyen Levent, "Türkiye'nin her tarafından bizlere artık telefonlar geliyor, bu konularda şikayetler geliyor. Biz Ahbaplar olarak elimizden geldiğince bu konuları kamuoyu ile paylaşıyor ve elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışıyoruz. Bundan sonra da öyle olacak. Türkiye'de artık kadın, kadın kimliği, kadın onuru artık ayaklar altına alınsın istemiyoruz. Maneviyat olarak güçlü olan, ülkemizde annelerimizin de bir kadın olduğunu unutmamalı olduğunu söyleyerek bunu dile getirmeye çalışıyoruz. Bundan sonraki süreçlerde toplumun kadın cinayetlerine bakış açısının çok daha farklı olabileceğini taciz ve tecavüzlere ve şiddete çok daha farklı olabilmesi için küçücük beyinleri 13-15 yaşındaki ergen çocukları elimizden geldiğince eğitmeye çalışıyoruz ve gelecek nesil kadına çok daha fazla koruyup kollayacak buna inanıyoruz" diye konuştu.
'TOPLUM BÜTÜNLEŞİYOR'
Alanya'da AHBAP'ın olduğunu söyleyen Levent, "Alanya'da da Ahbaplarımız var. Ahbaplar şu anda 70 şehir ve 90 üniversitede örgütlendiler. Liselerde de başladı örgütlenmeye. Bu nedenle Ahbap her tarafta. Ahbabın günlük siyasi, iç politika söylemleri ya da çatışmaları yok. Böyle bir durum da yok. Ahbap hangi siyasi partiye örgütünemensup olursa olsun, insanı ön plana alır. Ahbaplık Türkiye'de gittikçe çığ gibi büyüyor. Hayırseverlerimiz oluyor bir şeye ihtiyaç olduğu zaman toplum bütünleşiyor" dedi.
'CEZALAR CAYDIRICI OLMALI'
Cezaların caydırıcı olması gerektiğini ifade eden Levent, "Umudum bu tür davaların artık azalması. Caydırıcı olması. Caydırıcı olabilmesi için dava sonuçlarının, 3 yıl yatarım 5 yıl yatarım açık cezaevine giderim değil, ben nasıl yatarım diyebilmesi lazım. Bunlar çok önemli. İnsan onurunun paramparça edilmesi insana bir ağırlaştırılmış müebbet sonucunu getirir. Bu konuda cezaların caydırıcı olması gerektiğini düşünüyorum" dedi.

banner140
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107