banner84

'Bizi eve kapatmayın'

İtalya'dan dünya rekoru ile dönerek, Alanya’nın göğsünü kabartan Milli sporcu Dilara Çevik, haftanın röportajına konuk oldu. Dilara, kendisi gibi özel arkadaşları ve ailelerine tavsiyelerde bulunarak, "Bizim gibi özel çocukları olan aileler varsa onları eve kapatmasınlar. Eğitim ile başaramayacağımız şey yok" dedi

'Bizi eve kapatmayın'

Alanya Posta Medya olarak başarısıyla hem Alanya’yı hem de Türkiye’yi gururlandıran Down Sendromlu Sporcu Dilara Çevik ve annesini ağırladık. Haftanın özel röportajına konuk etmekten büyük mutluluk duyduğumuz Dilara ve annesi Mihriban Çevik down sendromlu bir bireyin aslında ne kadar özel olduğu ve neleri başarabileceği konusunda bizlere ışık oldu. Son olarak 2021 Avrupa Down Sendromlular Atletizm Oyunları'ndaki başarısıyla birlikte madalya koleksiyonundaki rakamı 43’e çıkaran Dilara, annesiyle birlikte tüm sorularımıza içtenlikle cevap verdi.


REKORDAN REKORA KOŞTU
-Özlem Kaygusuz:  Merhaba, Alanya’nın gururu olmuş özel birini ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz. Seni daha iyi tanımamız için bize kendinden bahseder misin?
-Dilara Çevik:  Ben Dilara Çevik. 22 yaşındayım. Alanyalıyım. Adana Çukurova Üniversitesi’nden bu sene mezun oldum. 9 yıldır atletizm sporuyla uğraşıyorum.  Atletizmle uğraşmaya 2012 yılında başladım. Disk atma dünya rekoru sahibiyim. Bu sene yapılan yarışmalarda gülle atmanın da rekorunu kırdım.  Bir de bu sene Türkiye'nin yürüyüş branşında ilk defa katıldığım şampiyonada  800 metrede dünya rekoru kırmayı başardım. Her yıl Avrupa’da dünya şampiyonaları yapılıyor. Her gittiğimde madalyalarla dönüyorum. Asıl branşım atma branşları. Gülle, disk ve cirit atma branşı ile uğraşıyorum. Biz de herhangi bir sınırlama olmadığı için koşu branşını da yapmaktayım.
İŞTE DİLARA’NIN EN BÜYÜK HEDEFİ
-Ö.K: Eğitim hayatındaki hedeflerin nelerdir?
-D.Ç: Yüksek lisans yapmak istiyorum. Yani ikisini birlikte yapmak çok istiyorum. Hedeflerim arasında olimpiyatlar da var. Paralimpiğe gitmeyi çok istiyordum. Ama özel durumdan dolayı paralimpik biraz sıkıntı. Ben de madem gidemiyorum en azından benim yetiştirdiğim çocuklar gitsin istiyorum.  Bundan dolayı da en büyük isteklerimden birisi de antrenör olmak.
DESTEKÇİSİ EKSİK OLMADI
-Ö.K: Buraya kadar geldiğin aşamada nasıl bir yol kat ettin? Kimlerle çalıştın?  Muhakkak en büyük destekçin ailen olmuştur ama sana başka kimlerin katkısı oldu? Bu süreç nasıl bir süreçti?
-D.Ç: Bu süreç yorucu ama güzel bir süreçti. Başlangıçta zorlandım. Çünkü;  başlarda koşmayı pek sevmiyordum. Gerçi hala çok sevdiğim söylenemez. Koşu konusunda annemin daha çok katkısı ile başladım.  Aslında 2012 yılından önce de spor benim hayatımın içindeydi. 5 yaşından beri sporla uğraşıyorum. Tekvando, basketbol ve tenisle uğraştım. Sadece resmi olarak ilk 2012’de başlamıştım. Bu yolda hocalarımın çok büyük katkısı oldu. Atletizme ilk başlama sürecim Alanya’da Gökhan Karakoç’un rehabilitasyon binasının önünde beni koşturmasıyla başlamıştı. Hatta tam olarak onun sayesinde atletizme başladım. Zaten ilk başlarda rehabilitasyona gidiyordum. Feridun Özdeş’in de çok katkısı oldu. Hala da devam ediyor. Onun katkıları benim eğitim hayatımı da etkiledi. Çünkü;  aynı zamanda hem rehabilitasyona gidiyordum, hem de kaynaştırma eğitimi alıyordum. Kaynaştırma eğitimin de bana çok fazla katkısı oldu. Rehabilitasyonda daha çok özel bireylerleydim ama kaynaştırma eğitimde insanlarla iç içe oldum. Bu da daha sosyal olmamı sağladı. Sporun içinde olmam da beni daha da aktifleştirdi.
SPORUN KATKISI YADSINAMAZ
-Ö.K: Spora yoğunlaşmadan önceki hayatın ve spora başladıktan sonraki hayatında kendinde ne gibi fark hissettin? 
-D.Ç: Spor bana o kadar çok şey kattı ki. İlk başlarda doğru düzgün konuşamıyordum. Hatta ilk yarışmalarımda yaptığım röportajlarda örneğin; TRT’de bir röportajım vardı. O zaman heyecandan kendimi çok kasmıştım.  Konuşamıyordum. Şu an bu röportajla onu kıyasladığımda çok farklılıklar görüyorum.
MOTİVENİN YOLU MÜZİKTEN GEÇİYOR
-Ö.K: Hep bir yarış içinde olmak zor bir durum aslında. Sürekli de ödüllerle dönüyorsun. Bu aşamalarda kendini nasıl motive ediyorsun?
-D.Ç: Ben aslında müzik dinlemeyi çok seviyorum. Müzik benim hayatımın olmazsa olmazlarından biri. Her antrenmana gitmeden önce kulaklığımı takıp yürüyüşe giderim.  Kulağıma o an ne hoş gelirse o tarzı dinlerim.  Çok ayırt etmem.  
DİLARA’NIN BİR GÜNÜ
-Ö.K: Bir gün içinde yaptığın şeyleri bize anlatabilir misin?
D.Ç:  Eskiden 12.00’ye kadar yatardım. Yarışlar da yaklaşınca son zamanlarda tempom değişti. Yarış temposu içerisinde sabah 09.00 gibi kalkıyordum. Ekmek arası peynir vs yiyip atıştırıyordum. Daha sonra bir atma antrenmanı sürecim oluyordu.  Antrenmana gidiyordum. Genelde yarım saatlik bir süreç oluyordu. Atma antrenmanından sonra yaz dönemini atlattığımız için arada bir denize gitme sürecim oluyordu. Bence gülle atmada rekor kırmanın en büyük etkisi denizdeki kulaçlardan kaynaklanıyor. Denizden sonra bir de akşama doğru babamla yürüyüşe çıkıyorduk. O yürüyüşlerin de yürüyüş rekoru kırmamda çok faydası oldu.  Dönüş zamanında da kondisyonum için koşu yapıyordum. Akşama çok gücüm kalmıyordu ama mekik, squat, plank gibi egzersizleri de yapıyorum.


ŞAİR YÜREĞİ İLE DUYGULANDIRIYOR
-Ö.K: Spor hayatının dışında ve müzik dinlemek haricinde başka ne tür alanlara ilgi duyuyorsun? 
-D.Ç: Spor dışında edebiyata ilgim var. Liseden beri arada bir aklıma geldikçe şiir yazıyorum. Hatta hikâye yazma denemelerimde oldu, pek beğenmedim.
-Ö.K: Bize bir şiirini okur musun? 
-D.Ç: Tabii. 21 yaşıma yazdığım bir şiir var. Onu okumak istiyorum. 
 Yaş 21, 21 asra bedel,
 Çocuk gibi görülür hep,
 Yaşıtlarından daha uygundur hâlbuki.
 Değersiz dünyada,
 Acımasız insanların arasında geçirdiği 21 sene.
 Dile kolay sevmek, merhamet,mukabele,
 Kelimelerin en hissiyatları ile geçirdiği 21 sene.
 Bazen mutlu bazen hüzünlü,
 Çoğu zaman meraklı geçirdiği 21 sene.
 Daha gençsin diyenler daha boş,
 Bir de bana sorsalar o kadar sene,
 Kaç defa küllerimden doğduğumu 
ÜNİVERSİTENİN BAŞINDA FARK ETTİ 
-Ö.K: spor hayatında bugüne kadar hangi branşlarda çalıştın?
- D.Ç: 100 metre ve 200 metre ile başladım. Sonra uzun atlama branşına girdim. Daha sonra 400 ve 800 metre koşularına geçtim. İlk başladığım dönemlerde 800 metre pistini 10- 12 defa koşuyordum. O da benim açılmamı sağladı. 2 dakikalık kendi rekorumu kırmışlığım var. Uzun mesafe koşuları çok yapmadım. Üniversitenin başında aslında koşucu değil de atmacı olduğumu fark ettim.  Bu da üniversitenin bana sağladığı faydalardan biriydi. Bundan 4 sene önce de gülle atma branşına başladım. İki sene önce de disk atmada dünya rekoru kırdım. Gülle atma yaptım ve daha sonra cirit atmaya geçiş yaptım.  
'RAKİBİMİ FARKETMEM DERECEYE GÖTÜRDÜ'
- Ö.K: Yarışlarda başına gelen, unutamadığın bir anın oldu mu? Olduysa bizimle paylaşır mısın?
- D.Ç:  Bir önceki sene yapılan dünya şampiyonasında 400 metre koşum vardı. O zamanlar kondisyonum açıkçası pek yerinde değildi. 400 metre yeteri kadar zorlamıştı beni.  Dünya şampiyonası olduğu için katılımcı da çok fazlaydı. Yarış anında çok yorulmuştum, son düzlükte rakibinin yavaşladığını fark ettim.  Onun yavaşladığını fark edip kendimi zorladım. Eğer rakibimi fark etmeseydim 3. olup dereceye giremezdim.  Onu ayarlamak bile bir sporcu için çok önemli bir şey. 
DİLARA'DAN MESAJ VAR
-Ö.K :  Buradan  bir tavsiye vermek istesen ne derdin ?
-D.Ç: Sosyal medyada bir paylaşım görmüştüm. Çocuğu down  sendromlu olan bir annenin mesajıydı. " Etrafımdaki çevrem veya arkadaşlarım ne der? " diyerek çocuğunu dışarıya çıkartmıyordu. O beni çok üzmüştü. Buradan daha çok ailelere mesaj göndermek istiyorum. Bizim için spor zaten başlı başına bir etken. Sosyalleşmemiz için de çok büyük katkı sağlıyor. Özel eğitim bizler için çok önemli. Rehabilitasyon sürecinde başladığım öğretmenim çok iyiydi.  Kaynaştırmadan çok büyük fayda görmüştüm. Diğer çocuklarla iç içe olmak derslerimde daha iyi olmamı sağlarken sosyalleşmemi de arttırdı.  Yani demek istediğim aileler bizim gibi özel çocukları varsa onları eve kapatmasınlar. Eğitim ile başarabileceğimiz çok şey var. Tabii ki biraz insanın kendi içinden de gelen bir şey başarı ama aile ve çevredekilerin katkısı olmazsa o başarıyı filizlendiremeyiz.


'HİÇ HAYAL KIRIKLIĞI YAŞAMADIK'
-Ö.K: Bir anne olarak bu kadar özel bir evladı yetiştirmenin duygusu nasıl? 
-Anne Mihriban Çevik:  Bu duygu kelimelerle ölçülemez. Allah'a çok şükür bizi hiçbir zaman utandırmadı. Madalyaları gelmeden önce de her zaman iyi bir çocuktu. Her ailenin sahip olmak istediği çocuklardan biri. Özel çocukları olan ailelerin çocukları ile karşılaştıklarında baştaki o hayal kırıklığını tamamen olumlu yöne çeviren bir çocuk. Gerçi zaten bizim öyle bir hayal kırıklığımız hiç olmadı. Ama Dilara yaptıklarıyla, yaşattıkları ile zaten bunun gereksiz olduğunu bize ispatladı. 
‘YAPABİLDİKLERİNİ ÖNE ÇIKARMALARI ÇOK ÖNEMLİ’
-Ö.K: Sizin diğer ailelere verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir  ve Dilara’dan neler öğrendiniz?
-M.Ç : Öncelikle şunu belirtmek istiyorum hiçbir şey tek taraflı olmaz. Ben öğretmenim, eşim öğretmen. İlgili anne babanın verdiği şeyler mutlaka vardır ama çocukta o ışık yoksa yapacağımız şeyler sınırlı. Biz biraz sistemli düşündük. Aldığımız yardımların da faydası oldu. Özel eğitime 3 yaşında başladı ki onlar bizi çok yönlendirdiler.  Ben birçok şeyi ilk öğretmeni Fitnat hoca hanımdan öğrendim. Bana da çok iyi bir öğretmen olmuştu. Anne olmanın ne demek olduğunu, engelli bir çocukla nasıl baş edilebileceğini ben ondan öğrendim. Ama Dilara da bana çok şey öğretti. Dilara'nın yapabildiği ve yapamadığı şeyleri, o sınırları bana Dilara öğretti.  Okul hayatında hiç arkadaşlarından geri kalmadı. Dilara, hırslı bir çocuk. Benim şansım oldu. Biz de onu doğru yönlendirdik.  Engelli çocuğu olan ailelerin önce hayal kırıklığını bir kenara bırakıp, çocuğun yapabildiklerini öne çıkarmaları çok önemli.
‘ÇABALARIMI KINADILAR’
-Ö.K: Dışarıdan insanların tepkisi nasıl oluyordu? 
-M.Ç: Benim çabalarımı çok kınayan insan oldu. "Engelli birey üniversiteye gitse ne olur gitmese ne olur" dediler.
'İLK YÜKSEK LİSANS YAPAN DOWN SENDROMLU KİŞİ OLMAK İSTİYOR'
-Dilara'yı biraz da sizin açınızdan dinleyebilir miyiz?
-M.Ç: Dilara hakkı ile başardı. Ama biz Dilara'yı hiç zorlamadık. Yapamadıklarını bıraktık, yapabildiklerinin üzerine düşüp geliştirmesini sağladık. Bu nedenle sözeli çok iyi. Dilara aynı mantıkla KPSS'ye girdi.  KPSS'den  58 aldı. Ama şunun altını çizmek istiyorum.  e-KPSS'ye girdi ve diğerleri ile aynı soruları yaptı.  Dilara'nın istediği şeylerden birisi de yüksek lisans yapabilmek. Türkiye'de yüksek lisans yapan ilk down sendromlu kişi olmak istiyor. Kasım'da tekrar sınava girecek. Şansını zorlayacak. Olmazsa da canı sağ olsun.  Dilara'nın bir de ablası var. AHEP'de mimarlık son sınıf öğrencisi. Benim şanslarımdan birisi de ablası. Dilara ablasını itekledi, ablası Dilara'yı çekti. Birbirlerini destekleyerek bu aşamalara geldiler. 
PERDE ARKASINDA ABLASI DA VAR
 -Ö.K: Ablasının Dilara’ya ne gibi katkıları oldu?
 -M.Ç: Dilara'nın madalyasız geldiği sene olmadı. Hep altınlarla geldi. Ama sosyal medyada bilinmiyordu. Ablası sosyal medyayı bu işin içine çekip Emre Kıldırgıcı' yı bu konudan haberdar edince daha sonra Dilara'nın bilinirliği arttı. Yani Dilara'dan herkesin bu kadar haberdar olması ablamızın sayesinde. 


43 MADALYANIN YARISI ALTIN
- Ö.K : Toplam ne kadar madalyası var ve Dilara gelecekte hangi yarışa katılacak?
-M.Ç :  Önceki güne kadar biz de hiç saymamıştık ama önceki gün saydık. Yurtdışı yarışlarında 43 tane madalyamız var. 43 madalyanın yarısından fazlası da altın. Bu sene bile Türkiye 16 altın madalya aldı.  4 altın madalyası Dilara'ya ait. Geçen sene Türkiye'de Down Sendromlular  Olimpiyatları diye bir olimpiyat olacaktı ama pandemiden ötürü iptal edildi. Dilara da bu duruma çok üzüldü. Paralimpikte de down sendromluların belli kotaları var. Yani onların girebilme sıkıntıları da var. Down sendromlular için yapılan ayrı özel yarışmalara katılabiliyorlar. Allah izin verirse 2024'te Paralimpikte de başarısını görmek istiyoruz. 
'ÖĞRENDİĞİNİ HAYATTA UNUTMAZ'
-Ö.K: Dilara'nın eğitim hayatında ailesi olarak sizin en zorlandığınız taraf neydi?
-M.Ç: Tabii ki çok zor zamanlarımız oldu. Bazen öğrenme ile ilgili zorluklar yaşadık. Dilara belli bir noktada öğrenir, yavaş öğrenir. Ama öğrendiğini hayatta unutmaz. Bu sene bile derecelerini sorarsanız takır takır sayabilir.  Dilara'ya öğrenmek istemediği bir şeyi de asla öğretemezsiniz. Biz ilköğretim zamanında ders çalışırken Dilara kilitlenirdi. O zamanlar sıkıntılı süreçlerdi. O açıdan baktığımızda Dilara bana da iyi bir öğretmen oldu. Dilara bana nerede duracağımı öğretti. Her şey güllük güneşlik olmuyor. Normal, çok sağlıklı bir çocuğu yetiştirirken bile aileler çok büyük sıkıntılar çekebiliyor. Biz de çok büyük sıkıntılar çektik ama bir gün geliyor bunları unutuyorsunuz. Ben hep şunu söylerim Rabbim kuluna çekemeyeceği yük vermez. Her insanın bir yaratılış şekli var. Bizim görevimiz de bu. Ben hepsi benim sınavımdı diyorum inşallah başarmışsındır. Dilara yaptığı sürece ben hep onun arkasındayım, yani ailemiz arkasında.  Bizim görevimiz ona uygun ortamı sağlamak. Biz ona ortamı sağlarsak Dilara olumlu hedefler koyduğunda başarabiliyor.

Güncelleme Tarihi: 15 Ekim 2021, 15:04
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner107