banner84

Hiç bir su kaynağı bulunmayan Alanya Kalesi’nde binlerce yıl  su sorunu nasıl çözümlenmiş?


Sarnıç Arapça  su depolama mekanları anlamında .Tekili  Sıhriç,çoğulu Saharıc.Dilimizde de sarnıç olaak yer bulmuş.Binlerce yıllık  efsanevi bir geçmişi ile dillere destan Alanya kalesi, 400 dönüm üzerine kurulmuş  ve 400 ‘ün üzerinde sarnıca sahip.Bu sarnıçların bazısı kamu,bazısı da özel  amaca matuf yapılmış.Özellikle  İç Kale  denilen 17 dönümlük  ana mekanda 6 adet büyük sarnıç var.Bunların tamamı yağmur  sularıyla  hasat edilerek toplanan suların depolandığı alanlar.Tıpkı kaledeki diğer yüzlerce sarnıçta olduğu gibi.Zira kalemizde hiç  bir su kaynağı veya pınar yok.O nedenle sarnıç kaçınılmaz bir mecburiyet.İç Kale’nin adı Sarnıç kalesi diye bir üne kavuşmuş sırf bu toplu kamu sarnıçlarından dolayı.Tarihi yarımadanın hemen doğu ve batı  kıyılarında iki tane tatlı su merkezi var kanımca.Batıdaki Kleopatra –Kırk Merdiven suyu  namıyla yeryüzüne çıkıyor.Ehmedek ‘ten aşağıya doğru gizli bir tünel olduğu ,bugün sadece denize kavuştuğu yerde kalıntısının kaldığı ve denize kavuştuğu yerde bir metrekarelik el yapımı su dağarının bulunduğunu belirtmeliyim.Hem denizden denizciler hem de karadan balık tutan halk bu merdivenlerden inerek su içerlermiş.Ve bu su hem Hristiyan ayazma inançlarında hem de Müslüman su inançlarında mistik bir su olarak karşımıza çıkmaktadır.Diğeri  de Lifos suyu,Girene çeşmesi ve Tersanenin 3.  Gözündeki  tatlı kuyu  suyu olarak  karşımıza çıkıyor.Lifos  suyu tekneyle yaklaşılıp su alınabilen bir yerken ,iskelenin doldurulması nedeniyle şimdi denizle arasında yol  vardır.Doğu kanadında saydığım bu üç tatlı su merkezinin tek  bir ana kaynaktan beslendiğini düşünüyorum.Tersane’deki kuyu suyu  da,Girene çeşmesi de ,Lifos suyu da çok  yakın tarihlere kadar insanımızın kullandığı sular  olmuşlardır.Artık  bu yerler tarih boyu yaşanılan anılarını insanlara hatırlatmak için duruyor gibiler sanki.
Peki Alanya Kalesi binlerce yıl bir akarsudan ya da pınardan beslenilen bir yere kurulmamış da niçin bunca sıkıntının çekildiği ve yağmur suyu hasadına mecbur kalındığı bir yüksek  tepenin ,güzel dağın zirvesine kurulmuş.Cevabı yine başka bir mecburiyette.O da güvenlik  ve sağlık.Tepelere inşa edilen kaleler ,dolayısıyla şehirler in öncelikli hedefi bunlar.Su ise ikinci planda ama mutlaka elde edilecek ortama sahip olmalı.Alanya Kalemiz de üç tarafı denizlerle çevrili,güvenli,yüksek,havadar ve aynı zamanda da sulak tarım arazilerine sahip bir hinterlandı var.O da şimdiki  şehrin yayıldığı alüvyal ova ve Torosların etekleri.Kale’nin buraya tesisinde elbette denizlerle çevrili ve 250 metre yükseklikte olması tercih sebebi olmuş.Zira denize kıyısı tamamen sarp ve dik falezlerden oluşmaktadır ve zaptı pek de kolay değildir.Elbette limandan azami istifade etme imkanı da gözardı edilmemelidir.En nihayetinde bütün bu bileşenlerin getirdiği zorluklar, suyu hasat etme pahası adına  göğüsleniliyor.
Kamu sarnıçlarını tanıtmaya İç Kale’den başlayalım.İç Kale, nam-ı diğer Sarnıç Kalesi içindeki 6 adet sarnıcı nedeniyle bu ünvanı almış.Bunlardan bir tanesi hemen bilet kesilen ve sonradan açılan kapıyı geride bırakıp  sağ yanınızdaki sarayı  geçince hemen sağdaki sarnıçtır  ve 1991 senesindeki kazılar  ve çalışmalar sonucu buranın bir Bizans sarnıcı olduğu tespit ediliyor.Elbette Türklerden önceki dönemde de buradaki tek su  hasat yönteminde sarnıçlar kullanılıyor.Diğer sarnıçlar Selçuklu eseridir.Belki de yıkılarak yenisi yapıldı  kim bilir.Hepsinin içine merdivenler marifetiyle girilmektedir.Buradaki en meşhur sarnıç tabi ki Adam Atacağı denilen yerdeki  sarnıç.Bazılarına göre burasının üstü  bir deniz köşkü olsa da ,sarnıç olduğu gerçesi ortada durmaktadır.Bazılarına göre ise Bizans döneminde buradan mancınıkla denize ölüm mahkumları fırlatılmaktaydı.İşin en ilginç  tarafı da şu ki,her türlü dış müdahalelere karşı ( pis tutma,zehirleme) sarnıç  sularının surlar içine gizlenen toprak künk,büz marifetiyle  gerekli yerlere suyun nakledilmesidir.
Kalemizdeki en ilginç  sarnıçlar elbette çeşmeli sarnıçlardır ve çok amaçlı kullanımlara yönelik projelendirilmişlerdir.En meşhuru Esat Burcu sarnıcı.Kalenin surlarında oluşturulan yağmur  suyu hasat kanalları vasıtasıyla bu sarnıca dolan yağmur  sularını kovayla su çekimi haricinde  dışarıdan da kullanıma açmak nedeniyle zeminden 30-40 cm yukarısına çeşmeler yerleştirilmiş.Sarnıcın zeminine çöken topraktan arındırılmış su kullanıma sunulmuş  oluyor.Süleymaniye cami sarnıcı da böyledir ve hala kullanılmaktadır.Ancak  cami çatısının her tarafı değil sadece bir bölümünden yapılan hasat kullanılmaktaydı.Özellikle caminin hemen yanında bulunan su tahliye kanalına ahşap bir kanal da eklemek suretiyle Pazar Sarnıcının suyu temin edilmiş  oluyor.Çeşmeli sarnıç  örneği elbette fazla kalemizde.
Özellikle Eski  Pazar kapısı yanındaki 20x20 metre ebatındaki büyük  sarnıcın su hasadı için izlenen yol çok ilginç ve hala izleri yerinde durmaktadır.Şimdilerde içinden geçtiğimiz ve sonradan açılan tünelden hemen içeriye girince sağ üst tarafa doğru olan ve bu iş için ayrılan özel bölümden sular bir kanalize sistemle sarnıca kavuşturulmuş.Etrafı küçük surlarla  çevrilmiş zira her türlü hayvan ve insan geçmesini engellemek ve yağan yağmur suyunu zaptedmek böle mümkün olmuş.Elbette yağmur öncesi otlardan ve tozdan,topraktan temizlemek ve ilk  yağan yağmurun burayı  yıkaması için kullanılması güzel  bir teknik.Sonraki yağmurlar artık  sarnıcın hakkı addedilmiş.Aslında bütün sarnıçlarda yapılan da bu.İlk  yağmurlar sarnıca verilmez ,sarnıcın ve su toplama havzalarının temizliği için kullanılır.1969 senesinde Alaeddin Keeykubat ilkokulunun açılmasından sonra belediye tazyikli su bağlayınca Eski Pazar sarnıcı da misyonunu tamamlamış oldu.
Yaklaşık  750  metrekare alanıyla  en büyük sarnıçlarımızdan birisi de Hisariçi’nde bulunan Keleççe sarnıcıdır.Buranın da kendine has bir su toplama havzası vardır. Günümüzde bahçe  sulamada kullanılmaktadır.
Belki de en meşhuru ve Alanyamızın Yerebatan Sarnıcı ayarındaki bir sarnıcı elbette ki Mecdüddin Sarnıcıdır.Alanya ağzındaki adı Mecveddin sarnıcıdır.Burası  hemen Bedesten ile Akşebe Sultan mescidi arasındadır.300 metrekare  bir  alanı vardır.Sarnıç oldukça  derindir ve faaldir.Özellikle  2010 senesinde belediyeye tahsisinden sonra turistik  amaçlı ışıklandırma ve ahşap yürüyüş yollarıyla  çok  daha güzel  bir  hale  kavuşmuştur.İki ayrı merdivene sahiptir  ve iç mekanı bütük  tonozlar kaplamaktadır.Dam bölümünde su çekme  bacası vardır ve hasat bölümünden ayrı olduğunu gözlemledim.Tarihi sarnıçların su hasat işlevi kadar  ,elde edilen suyun muhafazası ,soğuk  ve  temiz kalması için de teknikler  geliştirmesidir.O da havalandırma bacalarıdır.Dam bölümünden ve  bedesten damından elde edilen yağmur  suları  burayı beslemektedir.Nilgün Akman aktarımıyla  buraya halk Leb-i Derya dermiş.Zira kova ile dövülen suyun genişlikten dolayı dalgalandığı ve durgun su olmaktan çıkarak  gönül  rahatlığıyla kullanıldığını belirtmektedir.Kayhanlar evi sahibesi Ebe Kadın’ın buradaki su alımını  kontrol ettiğini ve adil bir dağıtım olsun diye uğraş verdiğini de ifade etmektedir.
Alanya Kale’si dışında da pek  çok  noktada sarnıç görmek  çok mümkün.Hatta çevresinde su kaynakları  olsa  bile üzeri köşk alt  kısmı da sarnıç olarak  projelendirilen pek çok  yapı  var.Bunlar genellikle bahçe  sulamaya dönük inşaa edilmişler.Örneğin Hasbahçe’de yöre insanının zindan dedikleri  sarnıç  gibi.Bir gün bir tanıdık büyüğüm şöyledemişti.Tamam bütün bunlar horosan harcından yapılıyor, yapımında binlerce yumurta akı kullanılıyor da o yumurtaların sarısını  ne yapıyıorlar.Bilemedim dedim.Hah işe onları sarnıçların iç harcına katıp iç sıvasını  yapıyorlar dedi.O nedenle sızdırmıyor suyu  dedi.Bunun bilimsel  tarafını bilemiyorum lakin değerlendirme yapmaya  değer buluyorum.
Kalemizde birisi Hisariçi ,birisi de Tophane mahallesi olmak üzere iki adet Selçuklu ,hangi dönemden olduğu bilinmeyen ve üzerindeki gemi graffitileri nedeniyle Graffitili Çeşme denilen çeşme ve Hisarçi mahallesinde de bir Osmanlı dönemi çeşmesi vardır.Özellikle Girene çeşmesi Evliya Çelebi’ye konu olmuş ve Sultan Alaeddin’in burayı yaptırdığını aktarsa da ,üzerindeki kitabe devşirmedir ve meseleyle alakası da yoktur.Bir diğer devşirme taş da Erken Roma devrine aittir.O da sol alt zeminde ters  döndürülmek suretiyle kendine yer bulmuştur.Tophane mahallesinden Hayri Balıktay’ın verdiği bilgilere göre surların hemen içkısmında taksimat yeri olduğunu  ,buradaki  iki ayrı  büzden hamama ve çeşmeye su taksim edildiğini  ve taksim zamanlarının ihtiyaca binaen yapıldığını anlıyoruz.Bir diğer  önemli konu da Kızılkule’deki askerin ,düşmana görünmeden gizli geçitten inerek  buradan su doldurup  yine aynı yerden geri döndüğünü hatta aynı benzer sistemin Alara kalesinde de olduğunu aktarması oldu.Bu suyun gizli merdivenden sadece Kızılkule’ye değil de Alanya Kalesi’ne de götürülmesinin imkan dahilinde  olduğunu da ekledi.
Alanya Kalesi dışında olan ve Dinek  mahallemizdeki su terazisi namıyla meşhur olan tarihi yapı haricinde kale içinde de su terazileri vardır.Bunlar  suyu regüle etmek ve su  dağıtımını istendik düzeyde ve zarar verdirmeden dağıtmak amaçlı yapılmıştır ve hemen Bedesten yanındaki su terazisi bugün tescillenmiş konumdadır.
Kalemizdeki bu anlattığım  su  temin yöntemlerinin haricinde kullanma alanları da mevcuttur.Hamamlar,deri tabakhaneleri ,kirli  ve pis suların tahliyesi,yağmur suları drenaj  hatları vb hepsi başka başlıklar  altında köşemize  konu edeceğimiz türdendir.
Bir başka  “Geçmişten Geleceğe Alanya “ koridorlarında görüşmek üzere esen kalın.
 

YORUM EKLE

banner107

banner169