Kur'ân-ı Kerîm'de de buyuruluyor ki;
"Dâru's-selâm olan, selâmet yurdu olan cennetine kullarını Allah davet ediyor, çağırıyor; 'Gelin kullarım, cennetime girin!' diye..."
Girmeyen niye girmiyor?
Kendi inatçılığından, kendi günahkârlığından, kendi isyanından, kendisinin kusurundan, kabahatinden dolayı girmiyor.
Demek ki el açtık mı, dua ettik mi mutlaka mükâfat var. Allah açılan elleri boş çevirmiyor. O halde dua edelim, çok duacı olalım, ağzı dualı kul olalım. Çünkü dua da ibadettir; zikir gibidir, tefekkür gibidir, nasıl onlar ibadetse dua etmek de ibadettir. O bakımdan, her vesile ile aklımıza, gönlümüze doğan mânaları düşünerek çevremize, kendimize, dünyamıza, âhiretimize, dostlarımıza dua edelim. Bol bol dualar edelim. Ümmet-i Muhammed'e dua edelim. Hakk'tan hep hayırları isteyelim çünkü eller boş dönmüyor.
Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz;
"Hiç şüphe yok ki, muhakkak ki Allah ..."Güzeldir, cemâl sahibidir..."
Hem de sonsuz güzelliklerin sahibidir...
"Güzelliği de sever."
Allah her şeyin güzel olmasını, güzel olanını, güzel yapılanını sever.
O halde biz de nasıl olmalıyız?
Güzelliği işleyen, güzelliği edinen, güzelliğe sahip olan, güzelliği yapan, güzel davranan müslümanlar olmalıyız. Her işimizde güzellik olmalı. İşimizin evsâfının başında ihlâslı olmak, samimi olmak varsa bir vasfı, sıfatı da işimizin güzel olması, güzel yapılması... Sözümüzün güzel olması, amelimizin güzel olması, düşüncemizin güzel olması, huyumuzun güzel olması, çehremizin mütebbessim olması, güzel olması, giyimimizin kuşamımızın, her şeyimizin güzel olması... Çünkü Allah güzelliği sever.
"Ve yine Allah sever ki... "Kuluna bir nimet ikram ettiği zaman... "Bu nimetinin o kulu üzerinde tezâhür etmesini sever."
Tesirinin, izinin, emâresinin, belirtisinin kulu üzerinde görünmesini sever. Zenginlik vermişse kulda zenginlik olduğunun görülmesini sever.
"Fakirliğini arz etmeyi, fakir değilken pejmürde, fakir görünüşlü olmayı sevmez."
Demek ki görünüm itibariyle derli toplu olmayı sever. Çünkü güzeldir, güzelliği seviyor ve verdiği nimetlerin de tezâhür etmesini, kulları üzerinde görülmesini istiyor.
"Kulum, ben sana şu nimetleri vermiştim, niye görülmüyor ortada? Ortalıkta niye görülmüyor, niye saklıyorsun, niye gizliyorsun? Niye o nimetlere sahip olduğun halde sanki o nimetler yokmuş gibi, mahrummuşsun gibi halka öyle görünüyorsun?" diye, onu sevmez, ona buğz eder.
Nimetinin eseri kulun üzerinde görülmeli.
Demek ki güzel giyinmek, güzel bir görünümle gezinmek, görünümünü düzeltmeye çalışmak; sakalını taramak, saçını taramak, elbisesini düzgün giymek; çamursuz, temiz olması, görünümün hoş olması vesaire... Bunların hepsini Allah sever, güzelliği sever. Öyle pejmürde görünüşlülüğü, fakirmiş gibi, hiçbir şeyi yokmuş gibi perişan görüntülü olmayı sevmez. "Ya sen böyle değilsin ki, nedir bu perişan görünüş?" diye sevmez.
Bunlar, yani giydiğinin güzel olması kibir değildir.
"Velâkin asıl kibir..."
Nedir?
"Hakkı bilmezlikten, anlamazlıktan gelmektir; hakkı idrak etmez görünmektir, hakkı teslim etmemektir..."
Kibirli adam; söylüyorsun söylüyorsun, bir türlü hakikati kabul etmiyor, diretiyor, burnu havada... İşte o kibirdir.
Başka?
"Halka da kızmaktır."
Halkı beğenmiyor, sevmiyor, kızıyor, tepeden bakıyor. Hak söz de söylendiği zaman anlamıyor, bir türlü kabul etmiyor. Cahillikten geliyor, bilmezlikten geliyor, aldırmıyor. İşte kibir budur.
Bir keresinde Peygamberimiz buyurdu ki;
"Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete girmeyecek."
Allah kibirliyi, mütekebbiri, büyükleneni, ululananı, koca burunlu olanı sevmiyor.
"Zerre kadar böyle bir şey varsa o cennete girmeyecek!" buyurunca sahâbe-i kirâm çok telaşlandılar.. Bir zât-ı muhterem, Peygamber Efendimiz'e sormuş:
"Yâ Resûlallah! İnsan olarak, beşer olarak temiz giyinmeyi, güzel giyinmeyi, güzel şeyler yemeyi seviyoruz; bu da kibir midir?"
Öyleyse giyinmeyecekler, perişan gezecekler. Telaşından;
"Bu da kibir midir?" diye sordu.
O zaman Peygamber Efendimiz böyle buyurdu:
"Hayır! Allah güzeldir, güzelliği sever. Temiz giyinin, o kibir değildir."
Allah bir nimet verdiyse size, zenginlik verdiyse, varlık verdiyse; tabii o varlığınız giyiminizden, kuşamınızdan, davranışınızdan belli olacak. Size verilen varlıkları belli etmeyecek, tebdîl-i kıyafet gibi perişan kılıklı olmayacaksınız. Bu kibir değildir. Fakirmiş gibi görünmeyi Allah sevmez.
"Asıl kibir, hakkı kabul etmemektir."
Muhabbetle...