Yaz aylarında hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte serinlemek amacıyla denizlere, göllere, akarsulara, havuzlara ve sulama kanallarına girenlerin sayısı artıyor. Ancak derinliği, taban yapısı ve içerisinde bulunabilecek engeller bilinmeyen sulara yüksekten ya da baş üstü yapılan kontrolsüz atlayışlar, birkaç saniye içerisinde kişinin yaşamını tamamen değiştirebilecek ağır yaralanmalara yol açabiliyor. Özellikle gençler arasında eğlence, cesaret gösterisi veya sosyal medyada paylaşılacak görüntüler oluşturmak amacıyla gerçekleştirilen tehlikeli atlayışların ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirten Fizyoterapist Dr. Erdem Demir, vatandaşlara kontrolsüz atlayışlardan uzak durmaları çağrısında bulundu. Derinliği bilinmeyen sulara yapılan atlayışların ağır baş ve boyun travmalarına, omurga kırıklarına, omurilik hasarına, kalıcı hareket ve duyu kaybına, hatta solunum fonksiyonlarının etkilenmesine neden olabileceğini belirten Demir, suyun temiz ve berrak görünmesinin güvenli olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

“KIYININ KUMLU OLMASI İLERİSİNİN DE GÜVENLİ OLDUĞU ANLAMINA GELMEZ”

Suyun tabanı, derinliği ve zemin yapısı bilinmeden kesinlikle atlayış yapılmaması gerektiğini ifade eden Demir, kıyı bölümünün kumlu görünmesinin suyun ilerleyen kısımlarının da aynı yapıya sahip olduğunu göstermediğini söyledi. Demir, “Dibini, derinliğini ve zemin yapısını bilmediğiniz hiçbir suya atlamayın. Deniz kıyısında ayağınızın altındaki zemin kum olsa bile yalnızca bir adım önünüz kayalık, derinliği farklı bir alan veya fark edilemeyen sert bir engel olabilir. Kıyının kumlu görünmesi, ilerideki zeminin de aynı yapıda olduğu anlamına gelmez” dedi. Deniz tabanının çok kısa bir mesafe içerisinde dahi tamamen değişebileceğine dikkat çeken Demir, kumlu alanların yanında kayalık bölümler, ani yükseltiler, beton parçaları, ağaç kökleri, metal cisimler ve çeşitli sert engeller bulunabileceğini belirtti.

SUYUN DERİNLİĞİNİ GÖZLE ANLAMAK YANILTICI OLABİLİR

Suyun dışından bakılarak derinliğinin doğru biçimde anlaşılmasının her zaman mümkün olmadığını belirten Demir, ışığın su yüzeyinde kırılması nedeniyle tabanın ve suyun içerisindeki cisimlerin gerçek konumlarından farklı görünebildiğini söyledi. Çıplak gözle yapılan değerlendirmenin güvenli bir ölçüm yöntemi olmadığını vurgulayan Demir, “Su ve havanın ışığı farklı biçimde iletmesi nedeniyle ışık su yüzeyinde kırılır. Bu durum, suyun tabanını ve içindeki cisimleri gerçek konumlarından farklı göstererek derinlik algısında yanılmaya yol açabilir. Dalgalar, su yüzeyindeki yansımalar, bulanıklık ve güneş ışığının geliş açısı da zeminin doğru değerlendirilmesini güçleştirir. Bu nedenle yalnızca dışarıdan bakarak suyun atlamak için yeterince derin olduğuna karar vermek güvenli değildir” ifadelerini kullandı. Baş üstü gerçekleştirilen atlayışlarda suyun altında bulunan kayaların, beton parçalarının, ağaç köklerinin, metal cisimlerin ve kum yükseltilerinin fark edilemeyebileceğini aktaran Demir, özellikle hareketli deniz tabanlarının her gün aynı yapıda olmayabileceğini kaydetti.

Dikkat Gelç Olabilirisniz

DAHA ÖNCE GÜVENLİ OLAN NOKTA SONRADAN TEHLİKELİ HALE GELEBİLİR

Dalgaların ve akıntıların kumun yerini değiştirebildiğini belirten Demir, bunun sonucunda daha önce derin olan bazı bölgelerde sığ alanlar veya ani yükseltiler oluşabileceğini söyledi. Demir, “Dalgalar ve akıntılar kumun yerini değiştirerek zeminde sığ alanlar veya ani yükseltiler oluşturabilir. Daha önce yüzdüğünüz ya da sorunsuz biçimde suya girdiğiniz bir noktanın bugün de güvenli olduğunu düşünmeyin. Deniz zemini ve suyun derinliği zaman içinde değişebilir” diye konuştu. Denizde güvenli olduğu düşünülen bir alanın fırtına, dalga, akıntı ve kum hareketleri nedeniyle kısa sürede değişebileceğini ifade eden Demir, vatandaşların daha önce kullandıkları noktalarda dahi kontrolsüz atlayış yapmaması gerektiğini söyledi.

GÖL, AKARSU VE SULAMA KANALLARINDA TEHLİKE DAHA DA ARTABİLİR

Göl ve akarsularda da benzer tehlikelerin bulunduğunu belirten Demir, özellikle bulanık sularda zemindeki kaya, dal, metal veya beton parçalarının görülmesinin mümkün olmayabileceğini ifade etti. Akarsulardaki değişken akıntıların kişilerin dengelerini kaybetmesine ve su içerisinde kontrolsüz biçimde sürüklenmesine neden olabileceğine dikkat çeken Demir, göllerde ise kıyıya yakın bölgelerde dahi ani derinlik farklılıklarının görülebileceğini söyledi. Sulama kanallarının kesinlikle yüzme alanı olarak kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Demir, kanallardaki güçlü su akışı, kaygan yüzeyler, beton yapılar, çıkışı zorlaştıran dik kenarlar ve suyun içerisinde görülemeyen çeşitli engeller nedeniyle boğulma ve travma riskinin yüksek olduğunu kaydetti.

HAVUZUN DERİN GÖRÜNMESİ ATLAYIŞ İÇİN YETERLİ DEĞİL

Havuzlarda derin olduğu düşünülen bazı bölümlerin de güvenli bir atlayış için yeterli olmayabileceğini ifade eden Demir, havuzun derinliğinin bilinmemesi, atlayış yapılan noktanın yanlış seçilmesi veya vücudun uygun olmayan açıyla suya girmesi halinde ciddi yaralanmaların meydana gelebileceğini belirtti. İskelelerden, köprülerden, kayalıklardan, falezlerden ve yüksek yapılardan suya yapılan kontrolsüz atlayışların da büyük risk taşıdığına dikkat çeken Demir, kişinin suya giriş hızının yükseklikle birlikte arttığını söyledi.

“DERİNLİĞİ BİLMEK, YÜKSEKTEN ATLAMAYI GÜVENLİ HALE GETİRMEZ”

Suyun derinliği bilinse bile yüksekten yapılan atlayışların ciddi tehlike oluşturduğuna işaret eden Demir, yükseklik arttıkça kişinin suya çarpma hızının ve vücuda aktarılan kuvvetin de arttığını ifade etti. Yüksekten atlayan bir kişinin su yüzeyine büyük bir hızla çarptığını belirten Demir, “Su yüzeyi, yüksek hızla gerçekleşen temas sırasında vücuda güçlü bir direnç gösterir. Özellikle vücut suya yanlış açıyla girerse ortaya çıkan darbe, sert bir zemine çarpmaya benzer şekilde ağır yaralanmalara yol açabilir. Buradaki tehlike yalnızca suyun yüzey gerilimi değildir. Kişinin yüksek hızdan çok kısa bir süre içinde yavaşlaması ve oluşan kuvvetin vücuda aktarılması ciddi bir travma meydana getirebilir. Bunun yanı sıra çarpmanın etkisiyle oluşabilecek bilinç kaybı sonucu boğulma da meydana gelebilir” dedi. Vücudun suya giriş açısındaki küçük bir bozulmanın dahi baş, boyun, göğüs kafesi, karın bölgesi ve iç organlarda ciddi yaralanmalara neden olabileceğini aktaran Demir, “Su yeterince derin olsa bile kontrolsüz ve yüksekten yapılan bir atlayış güvenli kabul edilemez” diye konuştu.

BAŞ VE BOYUN BÖLGESİNDE AĞIR HASAR OLUŞABİLİR

Başın zemine, su içerisindeki sert bir cisme veya yüksek hızla su yüzeyine çarpması halinde ortaya çıkan kuvvetin doğrudan boyun omurlarına aktarılabileceğini belirten Demir, bu tür kazalarda ağır kafa travmaları, boyun omurlarında kırıklar ve omurilik yaralanmalarının meydana gelebileceğini söyledi. Omurilikte oluşan hasarın seviyesine ve şiddetine bağlı olarak kişinin kollarında ve bacaklarında güç kaybı, duyu kaybı veya felç gelişebileceğini belirten Demir, bazı yaralanmaların kişinin yaşam boyu başkalarının desteğine ihtiyaç duymasına neden olabileceğini ifade etti. Demir, “Bu tür kazalarda ağır kafa travmaları, boyun omurlarında kırıklar ile omurilik yaralanmaları meydana gelebilir. Yaralanmanın seviyesine ve şiddetine bağlı olarak kollarda ve bacaklarda güç kaybı, duyu kaybı veya felç gelişebilir. Bazı kişiler yalnızca yürüme yeteneğini değil, ellerini kullanma ve günlük ihtiyaçlarını bağımsız biçimde karşılama becerisini de kaybedebilir. Daha ağır yaralanmalarda idrar ve bağırsak kontrolü, solunum fonksiyonları ve kişinin bağımsız yaşamını sürdürebilmesi de etkilenebilir” dedi.

YILLARCA TEDAVİ VE REHABİLİTASYON GEREKEBİLİR

Omurilik yaralanması yaşayan kişilerin aylarca, hatta yıllarca fizik tedavi ve rehabilitasyon görmek zorunda kalabileceğine dikkat çeken Demir, ağır yaralanmalar sonucunda oluşan bazı fonksiyon kayıplarının kalıcı olabileceğini belirtti. Cerrahi müdahale ve rehabilitasyon uygulamalarının hastanın mevcut fonksiyonlarını korumayı, geliştirmeyi, oluşabilecek komplikasyonları önlemeyi ve kişinin günlük yaşamda mümkün olduğunca bağımsız hale gelmesini sağlamayı amaçladığını aktaran Demir, ağır omurilik hasarlarında kaybedilen bütün fonksiyonların geri kazanılmasının her zaman mümkün olmadığını söyledi.

“EN ETKİLİ TEDAVİ KAZANIN ÖNLENMESİDİR”

Omurilikte ağır veya tam hasar meydana gelmesi halinde tedavi seçeneklerinin sınırlı kalabileceğini vurgulayan Demir, “Cerrahi tedavi ve rehabilitasyon, hastanın mevcut fonksiyonlarını korumayı ve geliştirmeyi, komplikasyonları önlemeyi ve günlük yaşamda mümkün olduğunca bağımsız hale gelmesini sağlamayı amaçlar. Ancak özellikle omurilikte ağır veya tam hasar meydana geldiğinde kaybedilen fonksiyonların tamamının geri kazanılması mümkün olmayabilir. Bu nedenle en etkili tedavi, kazanın hiç yaşanmamasını sağlamaktır” ifadelerini kullandı. Kazaların önemli bir bölümünün temel güvenlik kurallarına uyularak önlenebileceğini dile getiren Demir, özellikle çocukların ve gençlerin aileleri tarafından bilgilendirilmesi gerektiğini kaydetti.

SOSYAL MEDYA VE CESARET GÖSTERİSİ RİSKİ ARTIRIYOR

Gençlerin arkadaşlarının teşviki, çevrelerine cesaretlerini gösterme isteği veya sosyal medya platformlarında paylaşmak amacıyla riskli atlayışlar yapabildiğini belirten Demir, birkaç saniyelik görüntü uğruna kişinin sağlığını ve yaşamını tehlikeye atmaması gerektiğini söyledi. Ailelere de çağrıda bulunan Demir, çocukların ve gençlerin tehlikeli davranışlarına seyirci kalınmaması gerektiğini belirterek, kontrolsüz atlayışların doğurabileceği sonuçların açık biçimde anlatılmasının önem taşıdığını ifade etti.

ALKOL DENGE VE MUHAKEMEYİ BOZUYOR

Alkol kullanımının da suya atlama ve yüzme sırasında yaşanabilecek kazaların riskini artırdığını söyleyen Demir, alkolün kişinin dengesini, reaksiyon süresini ve tehlikeleri doğru değerlendirme yeteneğini olumsuz etkilediğini belirtti. Demir, “Alkol; dengeyi, reaksiyon süresini ve riskleri doğru değerlendirme yeteneğini bozar. Alkol aldıktan sonra yüzmek, yüksekten atlamak veya baş üstü suya girmek hem ağır yaralanma hem de boğulma riskini artırır. Ailelerin çocukları ve gençleri bu konuda uyarması, tehlikeli davranışlara seyirci kalmaması gerekir” dedi.

KAZA SONRASINDA KİŞİYİ AYAĞA KALDIRMAYIN

Atlayış sonrasında kişide boyun ağrısı, kollarda veya bacaklarda uyuşma, güçsüzlük, hareket kaybı, bilinç değişikliği ya da solunum sıkıntısı görülmesi halinde omurilik yaralanmasından şüphe edilmesi gerektiğini belirten Demir, bilinçsiz müdahalelerin mevcut hasarı daha da ağırlaştırabileceği uyarısında bulundu. Yaralanan kişinin oturtulmaması, ayağa kaldırılmaması ve boynunun hareket ettirilmemesi gerektiğini söyleyen Demir, olayın hemen ardından 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bilgi verilmesini istedi. Demir, “Yaralanan kişiyi oturtmaya, ayağa kaldırmaya veya boynunu hareket ettirmeye çalışmayın. Hemen 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayın. Baş ve boyun mümkün olduğunca gövdeyle aynı hizada tutulmalı, sağlık ekipleri gelene kadar kişi gereksiz yere hareket ettirilmemelidir. Ancak kişi suyun içindeyse ve boğulma tehlikesi bulunuyorsa öncelik, güvenli biçimde sudan çıkarılması ve hava yolunun korunmasıdır” diye konuştu. Yaralı kişinin bilinçsiz şekilde taşınması veya boyun bölgesinin kontrolsüz biçimde hareket ettirilmesinin omurilik üzerindeki hasarı artırabileceğini belirten Demir, sağlık ekipleri gelene kadar kişinin mümkün olduğunca sabit tutulması gerektiğini kaydetti.

“BİLİNMEYEN SUYA BAŞ ÜSTÜ DALMAYIN”

Vatandaşlara kontrolsüz atlayışlardan kaçınmaları çağrısında bulunan Fizyoterapist Dr. Erdem Demir, suyun görünüşüne güvenilmemesi, yüksek yapılardan kesinlikle atlanmaması ve bilinmeyen sulara kontrollü biçimde ayaklarla girilmesi gerektiğini belirtti. Demir, sözlerini şöyle tamamladı; “Dibini, derinliğini ve zemin yapısını bilmediğiniz hiçbir suya atlamayın. Suyun derinliğini çıplak gözle doğru biçimde anlayabileceğinizi düşünmeyin. Işığın kırılması, dalgalar ve yansımalar gözünüzü yanıltabilir. Bilmediğiniz bir suya baş üstü dalmak yerine, atlamadan ve kontrollü biçimde ayaklarınızla girin. Deniz tabanının birkaç adım içinde bile tamamen değişebileceğini unutmayın. Köprülerden, kayalıklardan, iskelelerden ve yüksek yapılardan suya atlamayın. Sulama kanallarını yüzme alanı olarak kullanmayın. Suyun derin olması da yüksekten atlamayı güvenli hale getirmez. Birkaç saniyelik eğlence, yaşam boyu sürecek bir felçle sonuçlanabilir.”

Muhabir: Mert CANTÜRK