Kepez’de çıkan hortumda bir şantiyede bulunan 4 işçinin hayatını kaybetmesinin ardından açıklamalarda bulunan İnşaat Mühendisleri Odası Alanya Temsilcisi Emrah Yılmaz, yaşanan acı olayın inşaat sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin yalnızca çalışma saatlerinde, kullanılan makinelerde veya kişisel koruyucu donanımlarda alınacak tedbirlerden ibaret olmadığını bir kez daha gösterdiğini söyledi.

Alanya Postası Gazetesi’ne açıklamalarda bulunan Yılmaz, “İş güvenliği, şantiyedeki her çalışanı 24 saat boyunca korumayı hedefleyen bir anlayışla ele alınmalı.

İnşaat şantiyeleri açık alanlarda yürütülen faaliyetler, yüksek yapılar, kule vinçler, iskeleler, geçici yapılar ve çalışanların barınma alanları nedeniyle olumsuz hava koşullarından doğrudan etkilenebilen çalışma ortamlarıdır.

Kuvvetli rüzgâr, fırtına, hortum ve aşırı yağış gibi olaylar yalnızca devam eden imalatları değil, şantiyedeki yaşam alanlarını da ciddi risk altına sokabiliyor.

Elbette hortum gibi ani ve yıkıcı doğa olaylarının her zaman önlenmesi mümkün değil ancak bu durum, öngörülebilir risklere karşı alınması gereken tedbirlerin önemini ortadan kaldırmaz. Her olay, mevcut güvenlik uygulamalarının bilimsel ve teknik açıdan değerlendirilmesi için bir fırsat olarak görülmeli” dedi.


ŞANTİYELERDE HANGİ ÖNLEMLER ALINMALIDIR?


Şantiyelerde alınacak önlemler hakkında da açıklamalarda bulunan Yılmaz, “Öncelikle şantiye sahalarında yalnızca yapılan imalatlara ilişkin değil, çalışanların barınma, dinlenme ve sosyal alanlarına ilişkin riskler de kapsamlı biçimde değerlendirilmeli.

İşçi konteynerleri ve diğer geçici yapılar; yer seçimi, zemine sabitlenmesi, devrilmeye ve yerinden hareket etmeye karşı dayanımı, bağlantı elemanları ve çevresel riskler açısından kontrol edilmeli.

Bu yapıların yalnızca yerleştirilmiş olması yeterli değil. Kullanım amacına ve karşılaşabilecekleri risklere uygun güvenlik koşullarını sağlamaları gerekir. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uyarıları düzenli olarak takip edilmeli, kuvvetli rüzgâr ve fırtına riski ortaya çıktığında önceden belirlenmiş acil durum planları devreye alınmalı.

Tehlikeli hava koşullarında vinç, iskele, çatı ve yüksek seviyelerdeki çalışmalar durdurulmalı; ekipmanlar üretici talimatlarına ve teknik güvenlik kurallarına uygun biçimde emniyete alınmalı.

Şantiyelerde ayrıca konteynerler ve geçici yapılar devrilme, savrulma ve parçalanma risklerine karşı teknik olarak değerlendirilmeli, zemine sabitlenmeli.

Vinçler ve kaldırma ekipmanlar üretici tarafından belirlenen rüzgâr sınırları gözetilmeli, gerekli durumlarda çalışmalar durdurulmalı. İskeleler ve gevşek malzemeler devrilme, düşme veya havalanma riski yaratabilecek unsurlar sabitlenmeli ve düzenli olarak kontrol edilmeli.

Tahliye ve güvenli alanlarla ilgili çalışanların fırtına sırasında nereye gideceği önceden belirlenmeli; güvenli alanlar, tahliye güzergâhları ve acil durum iletişim sistemi oluşturulmalı.

Gece vardiyaları ve barınma alanları konusunda çalışanların şantiyede bulunmaya devam ettiği saatlerde de acil durum tedbirleri eksiksiz uygulanmalı. Eğitim ve denetim konusunda çalışanlara olumsuz hava koşullarında nasıl davranacakları anlatılmalı; alınan tedbirlerin kâğıt üzerinde kalmayıp sahada uygulanması sağlanmalı” diye konuştu.

“PEŞİN BİR HÜKME VARILMASI DOĞRU DEĞİL”


6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nin çalışanların sağlık ve güvenliğinin korunmasına yönelik yükümlülükleri ortaya koyduğunu vurgulayan Yılmaz, “Özellikle kuvvetli rüzgârın etkili olduğu iş yerlerinde gerekli güvenlik tedbirleri alınmadan çalışma yapılmaması esastır.

Bu sorumluluk, yalnızca bir kişinin veya bir meslek grubunun üzerine bırakılamaz. İşverenlerin, şantiye şeflerinin, iş güvenliği uzmanlarının ve ilgili tüm tarafların kendi görev ve yetkileri çerçevesinde sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir.

İş sağlığı ve güvenliği planları, risk değerlendirmeleri ve acil durum prosedürleri sahadaki gerçek koşullarla uyumlu olmalı. Kepez’de yaşanan olayın nedenleri, alınmış olan tedbirler ve olası eksiklikler yetkili makamlarca titizlikle araştırılmalı.

Soruşturma sonuçları ortaya çıkmadan herhangi bir kişi veya kurum hakkında peşin bir hükme varılması doğru değil. Bununla birlikte, olayın bütün yönleriyle incelenmesi ve gerekli derslerin çıkarılması büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.


“HİÇBİR TESLİM TARİHİ İNSAN HAYATINDAN DAHA DEĞERLİ DEĞİL”


İlgili kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, işverenleri ve sektörün bütün paydaşlarını şantiyelerdeki iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını, özellikle de olumsuz hava koşullarına karşı alınan tedbirleri yeniden gözden geçirmeye davet eden Yılmaz, “Denetimler yalnızca eksikliklerin tespit edilmesiyle sınırlı kalmamalı, bu eksikliklerin giderilmesi ve aynı tür risklerin başka şantiyelerde de önlenmesi hedeflenmeli.

Hiçbir iş programı, hiçbir maliyet hesabı ve hiçbir teslim tarihi insan hayatından daha değerli değil. İnşaat sektörü olarak hedefimiz yalnızca güvenli ve dayanıklı yapılar inşa etmek değil, bu yapıları meydana getiren insanların da güvenli koşullarda çalışmasını ve yaşamasını sağlamak.

Hayatını kaybeden işçilerimizi bir kez daha rahmetle anıyor, ailelerine başsağlığı diliyoruz. Benzer acıların bir daha yaşanmaması için iş sağlığı ve güvenliğinin bir maliyet kalemi olarak değil, insan hayatına karşı vazgeçilmez bir sorumluluk olarak görülmesi gerektiğini kamuoyunun dikkatine sunuyoruz” dedi.

Muhabir: Erkan Uysal