Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, Avrupa Birliği desteğiyle hazırlanan Antalya Nehir Havzası Yönetim Planı (NHYP) Stratejik Çevresel Değerlendirme Nihai Kapsam Belirleme Raporu, Antalya Su Havzası'nda yüzey ve yeraltı sularının ciddi kirlilik baskısı altında olduğunu ortaya koydu. Raporda, tarımsal faaliyetler, evsel ve endüstriyel atık sular ile aşırı su kullanımının hem ekosistem hem de halk sağlığı açısından önemli riskler oluşturduğu vurgulandı.

ÇALIŞMA 42 AY SÜRDÜ

Mart 2025'te tamamlanan rapor, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın yanı sıra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ile çeşitli kurum ve uzmanların katkısıyla hazırlandı. Yaklaşık 7 milyon avro bütçeli proje kapsamında, 20 bin kilometrekareyi aşan Antalya Su Havzası'nda yer alan Antalya, Isparta, Burdur, Afyonkarahisar ve Konya illerinde 42 ay boyunca incelemeler gerçekleştirildi.

SU KAYNAKLARINDA RİSK BÜYÜDÜ

Raporda, havzada belirlenen 168 nitrata hassas bölgeden kaynaklanan tarım ilaçları ve kimyasal gübrelerin, başta Düden Çayı, Aksu Çayı ve Boğaçay olmak üzere birçok su kaynağına taşındığı ifade edildi. Tarım ve hayvancılık faaliyetlerinden kaynaklanan azot, fosfor ve pestisit yükünün yanı sıra arıtılmamış evsel ve endüstriyel atık suların da su kalitesini olumsuz etkilediği belirtildi.

RİSK ALTINDAKİ BÖLGELER SIRALANDI

Rapora göre Eğirdir Gölü, Kovada Gölü, Karacaören Barajları ile Düden Çayı en yüksek kirlilik baskısının görüldüğü alanlar arasında yer alıyor. Yeraltı sularında ise Isparta, Aksu-Serik, Antalya, Kırkgöz ve Boğaçay bölgeleri kalite açısından "sıcak nokta" olarak tanımlanırken, aşırı su çekiminin gelecekte su yetersizliği riskini artırabileceği uyarısı yapıldı.

HALK SAĞLIĞI RİSKİ OLUŞTURUYOR


Raporda, pestisitler, ağır metaller ve diğer kimyasal kirleticilerin yeraltı sularına karışmasının içme suyu kaynakları açısından önemli bir halk sağlığı riski oluşturduğu belirtildi. Kentleşme ve turizm nedeniyle artan nüfusun mevcut atık su arıtma tesisleri üzerinde baskı oluşturduğu, yetersiz kapasitenin kanalizasyon kaynaklı kirleticilerin su döngüsüne karışma riskini artırdığı ifade edildi. Ayrıca kirli sularla sulanan tarım ürünleri aracılığıyla pestisit ve ağır metal kalıntılarının gıda zincirine ulaşabileceğine dikkat çekildi.

SONU İYİ DEĞİL

Antalya Nehir Havzası Yönetim Planı'nda kıyı sularına yönelik risklerin yalnızca çevresel değil, ekonomik sonuçlar da doğurabileceği değerlendirildi. Raporda, yüzme sularında oluşabilecek kalite kayıplarının uluslararası turizm açısından güven kaybına ve uzun vadeli ekonomik zararlara neden olabileceği ifade edildi.

KAYNAKDAN ÖNLEM ALINMALI

Son dönemde Antalya kıyılarında görülen plastik atıklar nedeniyle gündeme gelen nehir ağızlarına bariyer uygulamasını değerlendiren uzmanlar, bu sistemlerin yalnızca yüzen büyük plastik atıkları tutabileceğini belirtti. Uzman görüşlerine göre, pestisitler, azot-fosfor yükü, ağır metaller, çözünmüş kimyasallar ve mikroplastikler bariyerlerle engellenemiyor. Kalıcı çözüm için; Atık su arıtma tesislerinin turizm sezonundaki nüfusa göre modernize edilmesi, Tarımda damla sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, Nitrat ve pestisit sızıntılarının kaynağında önlenmesi, Sanayi ve kaçak deşarjların anlık dijital sistemlerle denetlenmesi, Havza bazlı yönetim planlarının etkin şekilde uygulanması gerektiği vurgulanıyor.

GÜNDEM ÇEVRE

Kasım 2026'da düzenlenecek COP31'e ev sahipliği yapacak Antalya'da, Valilik tarafından başlatılan Mavi Akdeniz İnisiyatifi kapsamında nehir ağızlarına bariyer kurulması, deniz süpürgeleri ve kıyı temizlik çalışmaları yürütülüyor. Ancak NHYP raporunda ortaya konulan bulgular ve uzman değerlendirmeleri, deniz kirliliğiyle mücadelenin yalnızca kıyıda değil, havzanın tamamında uygulanacak kalıcı çevre politikalarıyla mümkün olacağına işaret ediyor. -Haber Merkezi

Kaynak: Haber Merkezi