Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, Orta Doğu’daki güvenlik dengeleri açısından yeni bir dönemin kapısını araladı. Kolektif savunma ve caydırıcılık ilkelerini öne çıkaran anlaşma, üç ülke arasındaki askeri ve stratejik iş birliğinin geliştirilmesini hedefliyor.
Gazeteci Levent Kemal, Mekke Anlaşması’nın bölgesel etkilerini ve Türkiye, Suudi Arabistan ile Pakistan’ın oluşturduğu yeni güvenlik denklemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Mekke Anlaşması ne getiriyor?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke’de bir araya gelerek üçlü Ortak Savunma Anlaşması’na imza attı.
Anlaşmada kolektif savunma ilkesi öne çıkarken, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının ortak güvenlik açısından sonuç doğuracağı bir savunma mekanizması oluşturulması hedefleniyor.
Levent Kemal, anlaşmanın öneminin yalnızca kolektif savunma maddesinden kaynaklanmadığını belirterek, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında stratejik koordinasyon iradesinin ortaya konulmasının da önemli olduğunu ifade etti.
“Anlaşmanın temel önemi yalnızca kolektif savunma maddesinde değil, aynı zamanda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında stratejik koordinasyon iradesini ortaya koymasında yatıyor.”
Bölgesel gerilime karşı caydırıcılık
Orta Doğu’da devam eden çatışmalar, füze tehditleri ve artan güvenlik riskleri, Mekke Anlaşması’nın bölgesel caydırıcılık boyutunu öne çıkarıyor.
Kemal, üç ülkenin farklı alanlardaki kapasitesinin anlaşmayla birlikte daha koordineli kullanılmasının bölgesel güvenlik denkleminde etkili olabileceğini belirtti.
Türkiye’nin gelişen savunma sanayisi, Pakistan’ın nükleer güç kapasitesi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü, üçlü iş birliğinin dikkat çeken unsurları arasında değerlendiriliyor.
Bölgesel aktörlere stratejik mesaj
Mekke Anlaşması’nın kısa vadede doğrudan yeni bir askeri blok olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Kemal, anlaşmanın ilk aşamada siyasi ve stratejik etkilerinin daha belirgin olabileceğini söyledi.
Kemal’e göre anlaşmanın öne çıkan sonuçları arasında savunma koordinasyonunun artırılması, ortak iş birliği mekanizmalarının geliştirilmesi ve taraflardan birine yönelik saldırının daha geniş sonuçlar doğuracağı mesajının verilmesi bulunuyor.
Bu yönüyle anlaşmanın bölgedeki aktörler açısından yeni bir caydırıcılık unsuru oluşturması bekleniyor.
Suudi Arabistan KAAN’a katılacak mı?
Mekke’deki görüşmeler sırasında Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin Milli Muharip Uçak KAAN programına katılımına ilişkin görüşmeler yapıldığı ve imzaların Şubat 2027’de atılabileceği yönündeki iddialar da gündeme geldi.
Levent Kemal, Suudi Arabistan’ın KAAN programına olası katılımının Türkiye-Suudi Arabistan savunma sanayisi ilişkilerinde stratejik bir başlık olabileceğini belirtti.
Kemal, böyle bir ortaklığın yalnızca savaş uçağı tedariki anlamına gelmeyeceğini, savunma teknolojileri, üretim kapasitesi ve bölgesel savunma sanayisi iş birliği açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Ancak KAAN programına olası katılıma ilişkin sürecin nasıl ilerleyeceğinin henüz net olmadığına dikkat çekti.
Anlaşmanın etkisini zaman gösterecek
Mekke Anlaşması’nın gerçek etkisinin üç ülkenin askeri iş birliğini ne ölçüde kurumsallaştıracağına bağlı olacağı değerlendiriliyor.
Levent Kemal, üç ülkenin farklı tehdit algılarını, bölgesel önceliklerini ve dış politika yaklaşımlarını ne kadar uyumlu şekilde yönetebileceğinin anlaşmanın geleceği açısından belirleyici olacağını söyledi.
Böylece Mekke Anlaşması’nın yalnızca imzalanan bir savunma metni olarak değil, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki stratejik ilişkilerin geleceğini şekillendirebilecek bir mekanizma olarak uygulanma süreci önem kazanacak.





