Hoca Ahmet Yesevi ile başlayan, Yunus Emre ve Anadolu’nun gönül erleriyle yüzyıllar boyunca devam eden tasavvuf şiiri geleneği, Osmaniyeli şair Abdal Derviş Turabi’nin “ESER” adlı nefesiyle günümüzde yeni bir yorum kazandı.
Tasavvuf edebiyatının klasik kavramlarını sade ve anlaşılır bir dille ele alan eser; aşk, edep, erkân, zikir, ukba ve didar kavramları çevresinde şekilleniyor.
Aşk ve dervişlik merkezde
Turabi’nin şiirinde dervişlik, yalnızca bir kimlik ya da biçim olarak değil, manevi bir yolculuk olarak ele alınıyor. Eserin dikkat çeken dizelerinde şu ifadelere yer veriliyor:
“Aşkın olmadığı yerde, dervişin işi ne?
Dünyada çeker zahmet, ukbanın düşer peşine.
Cennette de tekke ister, halka ister, zikir ister.”
Bu dizeler, şiirde ilahi aşk, zikir ve ahiret anlayışının öne çıktığını gösteriyor.
Klasik tasavvuf kavramları sade dille işlendi
“ESER”de ayrıca masiva, halvet, münkir ve cemal gibi klasik tasavvuf kavramlarına da yer veriliyor. Eserin dikkat çeken yönlerinden biri, bu kavramların ağır bir anlatım yerine daha sade bir üslupla aktarılması oldu.
Bu yönüyle şiirin, geleneksel tasavvuf dili ile günümüz okuyucusu arasında bir köprü kurmayı amaçladığı değerlendiriliyor.
“Dil sade, dert aynı”
Eserle ilgili yapılan değerlendirmelerde, şiirin Yunus Emre çizgisindeki tasavvuf anlayışının günümüzdeki yansımalarından biri olduğu ifade edildi.
Tasavvuf çevrelerinde yapılan değerlendirmelerde, “9 asırdır değişmeyen mana, Osmaniye’den bir sesle yeniden dile geldi. Dil sade, dert aynı” ifadelerine yer verildi.
“Muradımız Didar’dır”
Abdal Derviş Turabi ise şiirin temel amacının biçimden çok muhabbet ve manevi arayış olduğunu belirtti.
Turabi, eserinin özünü “Muradımız Didar’dır” sözleriyle ifade etti.
“ESER”, klasik tasavvuf şiirinin kavramlarını günümüz diliyle buluşturması ve Osmaniye’den yükselen çağdaş bir tasavvuf şiiri örneği olmasıyla dikkat çekiyor.





