Köşe yazılarımızda “haşlanınca aş olur, haşlanmazsa kuş olur”, veya “kötü yola düşmüş üzüme ne denir” ya da ne bileyim, “ip bağladım sıpaya, uçtu gitti tepeye” gibi bilmece soran ya da “sormuş kadar” olan yazarlardan değiliz…
İşimiz gördüğümüz, bildiğimiz, inandığımız “doğruları” ve olayların “perde arkasını” yazmak…
Dolayısıyla da kendi kendimizin “kuyusunu kazmak”…
Bir başka deyişle, partisi, görüşü, zikri-fikri, maddi durumu ne olursa olsun, denk geldiği zaman “ayaklarına basmaktan” çekinmediğimiz çevrelerce kendi kendimizi, “hedef adam” haline getirmek…
Olsun…
Yaklaşık üç yıl önce “çeyrek asrı” devirdiğim meslek yaşamım boyunca, bu durumdan hiç ama hiç “şikayetçi” olmadım…
Adım her ne kadar, “ağzında bakla ıslanmayan, babasının hatasını görse yazan” deliye çıkmış olsa da, bu durum bana her daim “keyif verdi”…
Vermeye de devam ediyor…
Hazır kendimizi “ağzında bakla ıslanmayan adam” tarifine sokmuşken, olayın “bakla” kısmından devam edelim…
Edelim ki, şöyle “keyifli” bir “bayram ertesi” yazısı olsun…
Malumunuz, içinde “bakla” geçen sözlerden birisi de şudur:
“Çıkar ağzındaki baklayı”…
Gelin, hikayesine bir göz atalım…
Zamanın birisinde çok “küfürbaz” bir adam yaşarmış…
Sonunda kendine yakıştırılan “küfürbazlık” ününe dayanamaz duruma gelmiş ve soluğu bir bilgenin yanında alarak, “her kızdığım konu karşısında küfretmek huyumdan kurtulmak istiyorum” diyerek akıl danışmış…
Adamın içtenliğini görün bilge ona yardımcı olmaya karar vermiş ve bakkaldan bir avuç bakla tanesi getirerek bunları küfürbazlıktan kurtulmak isteyen adamın avucunun içine koyup, şöyle demiş:
“Bu bakla tanelerinin birini dilinin altına, ötekilerini cebine koy, konuşmak istediğin zaman bakla diline takılacak, sen de küfürden kurtulma isteğini anımsayıp o anda küfürden vazgeçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa, cebinden yeni bir bakla çıkarıp, dilinin altına onu yerleştirirsin”…
Adamcağız bilgenin dediğini yapmış, bu ara da bilgenin yanında ayrılmamaya çalışıyormuş… Bir gün, yağmurlu bir havada birlikte sokakta yürürlerken, bir evin penceresi açılmış ve genç bir kız başını uzatarak, “bilge efendi, biraz durur musunuz” diyerek pencereyi kapatmış…
Bilge söyleneni yapmış ama sicim gibi yağan yağmur altında iliklerine kadar da ıslanmış… Sığınacak bir saçak altı yok, üstelik neden beklediklerini de henüz bilmemektedirler…
Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçmiş içinden, tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünmüş ve aynı isteğini yinelemiş:
“Bilge efendi lütfen bir kaç dakika daha bekler misiniz”…
Bilge içinden öfkelenmiş ama, serde bilgelik olduğu için sabretmiş ve kızın isteğini yerine getirmeye devam etmiş…
Bu arada, yanındaki “eski küfürbaz adam” kendini zor tutuyormuş…
Bir süre sonra pencere açılmış ve kız “tamamdır, gidebilirsiniz artık” demiş…
Bilge bu durumu çok merak etmiş ve sormuş:
“ İyi de evladım, önemli bir şey yoksa, bu yağmurun altında bizi niçin beklettin”…
Penceredeki kız umursamaz bir tavırla yanıt vermiş:
“Efendim, tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi sokaktan geçerken görünce hemen yumurtaları kuluçkaya koydu ve yumurtaları tavuğun altına yerleştirene kadar sizin pencerenin önünden ayrılmamanızı istedi”…
Saygısızlığın böylesi karşısında bilgenin de tepesinin tası atmış ve yanındaki “eski küfürbaza” dönerek şöyle demiş:
“Hak ettiler bu ana kız, çıkar ağzından baklayı”…
KISSADAN HİSSE: Ağzından baklayı çıkarana değil, çıkarttırana bakacaksın…
“Keyifli bir bayram ertesi yazsı olsun “dedik ya…
Bir fıkra ile noktalayalım…
10 tane çocuğu olan kadın, çocuklarını okula yazdırmak için başvurmuş, okul müdürü çocukların adını sorunca, “Hüsamettin” demiş…
-Müdür şaşırarak, “nasıl yani hepsinin ismi de Hüsamettin mi?”..
Kadın gayet rahat bir şekilde, “evet” diye yanıt verince müdür, “peki hanımefendi zor olmuyor mu karıştırmıyor musunuz” diye sormuş…
Kadın, “yooo bilakis kolay oluyor misal, Hüsamettin yemeğe diyorum, hepsi birden geliyor, Hüsamettin çıkıyoruz diyorum, hepsi birden hazırlanıyor”…
Müdür şaşkınlıkla “peki hanımefendi, özel iş vermeniz gerektiği zaman ne yapıyorsunuz” diye sorunca kadın şu yanıtı vermiş:
“O zaman soy isimleri ile çağırıyorum”…
-