Tıp Fakültesi’ni kazanarak, yakınlarını ve arkadaşlarını sevindiren, kendisi de son derece mutlu olan bir öğrencinin telefonu çalar…
Arayan, lise dönemlerinde hiç ayrılmadığı, sınıf ve sıra arkadaşıdır…
“Tebrik ederim seni, canım arkadaşım, çok sevindim senin adına” diyerek girer mevzuya…
Ve sorar:
“Nasıl alışabildin mi yeni okuluna?”…
“Eh işte, alışmaya çalışıyorum yeni yeni, arkadaşlarla falan tanışıyoruz” diye yanıt verir Tıp Fakültesi öğrencisi…
“Nasıl durum, yakışıklı çocuklar var mı bari” mevzusu bir on dakika kadar devam ettikten sonra, arkadaşını tebrik etmek için arayan genç, şöyle bir tespitte bulunur:
“Hoş, sen Alanya’da okuyorsun, geçen yaz tatile Alanya’ya gitmiştim, çok güzel bir yer, acayip yakışıklı ve karizmatik (bir anda üzerime alındım nedense) erkekleri var, çok şanslısın”…
Tam bu noktada, doktor adayı olan genç öğrenci, lafı arkadaşının ağzına tıkayarak şöyle der:
“İyi de ben Alanya’da okumuyorum ki”…
Ve muhabbet devam eder:
“Nasıl yani, sen Alanya Tıp Fakültesi’ni kazanmadın mı kızım”…
“Evet doğru, orayı kazandım”…
“Eee, nasıl Alanya’da değilsin o zaman, dalga mı geçiyorsun benimle”…
“Yok valla ciddiyim, Alanya’da fakülte için bina yokmuş, bizi de Antalya’ya gönderdiler, Antalya’da okuyoruz”…
“???!!!!....”
Alanya Tıp Fakültesi’ni kazanan bir öğrenci ile, yakın arkadaşı arasında böyle bir muhabbet geçti mi tam olarak bilemiyorum ama, dünkü “Bu ayıp Alanya’ya yeter” başlıklı yazımdan dolayı arayıp, “çok haklısın, bu durum gerçekten çok ayıp, Alanya adına utanç verici” diyerek tebrik edip, bazı tespitlerde bulunanlar fazlaca oldu, bunu biliyorum…
En güzel tespiti de bizim patron Hilmi Karagöz yaptı…
Ve aynen şöyle dedi:
“Düğünlerde gelin ve damat sahnenin önünde yan yana dikilir ve takı töreni başlar. O esnada mikrofon elinde olan kişi, gelinin dayısından bir adet tam altın, damadın ablasından bir adet burma bilezik, halasından şu, emmisinden bu diye anons eder. Alanya Tıp Fakültesi binası da bir dönem aynen böyle oldu. Bazı insanlar biz yaparız, ben yaparım diyerek takı törenine katılmış gibi boy gösterdiler ama hepsi boş çıktı”…
Gerçekten de öyle oldu, o dönemlerde verilen sözler, vaatler hep “havada kaldı”…
Şimdi deniliyor ki…
“Alanya Bölge Hastanesi binası aynı zamanda Tıp Fakültesi binası olacak”…
Bunu ben de biliyorum...
Ama “çekli, caklı” cümleleri oldum olası hiç sevmemişimdir…
Yıllardan beri “sürüncemede kalan” o binanın durumu zaten ortada…
Nedenini bilmiyorum ama sanki bir “uğursuzluk” var o inşaatta…
Bu nedenle bana hiç mi hiç “umut” vermiyor…
Dünkü yazımda da vurguladığım gibi, Koskocaman Alanya, ortalaması “iki yıl” eden bir zaman dilimi içerisinde, bir fakülte binası dikemiyorsa, bu kocaman bir “ayıptır”…
O dönemlerde, “biz yaparız, ben yaparım” diye ortaya çıkanların hiç birisinde, “Rafet Kayış ve oğlu Serhat Kayış” kadar yürek yokmuş meğer…
Baba-oğul Kayış’lar, “söz verdikleri gibi” Mühendislik Fakültesi binasını nereden nereye getirdiler, hele bir bakın, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız…
Alanya Tıp Fakültesi’ni kazanıp da, Antalya’da okumak zorunda kalan tüm öğrencilerden, Alanya adına özür diliyorum…
Alanya Kaymakamlığı görevine yeni başlayan Dr. Hasan Tanrıseven’e “hayırlı olsun” derken, ilk iş olarak Alanya tıp Fakültesi binası sorununa el atıp, çözüm sürecini hızlandırmasını öneriyorum…
Bu arada, konuyla ilgili olarak ALTSO Başkanı Mehmet Şahin’le de konuştum…
Başkan Şahin, bu sorunun çözümü için, ALTSO olarak her zaman ve sonuna kadar destek olmaya hazır olduklarını vurguladı…
Alanya, şöyle bir silkinip, kendine gelse bu ayıptan kolayca kurtulur, bunu da biliyorum…
İş sadece “organize” olmaya kalıyor…
İmkanım olsa, “madem hükümetten hayır gelmiyor, bu binayı ben yaptıracağım” diyeceğim ama vallahi yok…
Bizim oraların deyimiyle, “Acın yatıp, gücün kalkan” bir adamım…
Olsa dükkan sizin…
- - - -