Düğün sezonu açıldı. Her hafta sonu, hatta neredeyse hafta içi her gün düğünler, nişanlar, bir takım törenler...
Kimi severek, kimi görerek, kimi ise zoraki evlilikler...
Evliliğin zorunlu bir eğitimi olmadığı için kimin evliliğe hazır olup olmadığı bilinmiyor. Çiftlerin ebeveynlik için, eş olabilmek için ne kadar yeterli olduğu bilinmiyor.
Eş seçiminde, yaş arttıkça aranılan kriterlerin arttığı ancak alternatiflerin ise azaldığı birçoğumuzun bildiği bir gerçek. 
Kişi, mükemmel bir eşe sahip olarak mükemmel bir evliliğe kavuşacağına inanır. Hep daha iyisini ister, daha kusursuzunu...
Bir üst modelin hayalini kurar. Gözden kaçan gerçek ise sağlıklı evliliğin tek bir değişkene bağlı olmadığıdır.
Evlilik sonrası hayal kırıklıklarının en önemli nedeni, evliliğe dair gerçekdışı beklentilerin olması. 
"Çok mutlu olacağım, eşim evlendikten sonra değişecek, çocuk sahibi olunca dünya bambaşka olacak..."
Kişi bunların doğru olmadığını bilse dahi inanmak ister, inanmaya ihtiyacı vardır. Kendi kurduğu hayallere gerçekmiş gibi inanır. Hayalleri gerçeğe dönüşmeyince ise ilk olarak karşı tarafı suçlar; "sen çok değiştin, beni mutlu etmiyorsun, beni sevmiyorsun.." şikayetler başlar. Aslında değişen bir şey olmamıştır büyük olasılıkla. Yalnızca kişinin beklentisi başkadır, bunu göremeyince değiştin der. 
Bir şeye ne kadar çok anlam yüklerseniz, o şeyin hayatımızdaki etkisi daha büyük olur. Bu nedenle hayatı normalleştirin, evliliği de normalleştirin. Evet, evlilik bir dönüm noktası olabilir. Ancak yalnızca bir yol ayrımıdır, aslında hayat aynı şekilde devam eder.
Belki de evlilikten beklentinin bu kadar çok olmasının altında; evlilik üzerine yapılan törenlere verilen değer yatıyor olabilir. Kız isteme, söz kesme, nişan, bohça alışverişi, kına gecesi, düğün yemeği, düğün eğlencesi... 
Liste, kültüre ve isteklere göre uzayıp gider.
Bu kadar tören yapıldıktan sonra insanın ister istemez beklentisi de artar hak vermek lazım. Heves denir, bir daha mı olacak sanki denir; maddi manevi tüm imkanlar evlilik uğruna harcanır. Oysa bu çabanın en azından yarısını çiftler birbirlerini tanımaya, uyum sağlamaya harcasa; evlilikten beklentiler, evlilik sonrası rol ve sorumluluklar konuşulsa boşanma oranlarında ciddi azalmalar olacaktır.
Evlilik, şartlar ne olursa olsun risk almadır. En ideal şartlarda bile uygunsuz bir evlilik riski bulunmaktadır. Kusursuz eş, kusursuz evlilik yoktur. Kimi çiftler hiç kavga etmemeleriyle, hiç tartışmamalarıyla övünürler. Oldukça yanlış ve sağlıksız bir düşüncedir bu. Tartışmalar, kavgalar o evliliğin yaşadığını gösterir biz uzmanlara. Önemli nokta, tartışmanın/kavganın boyutu, kontrolü kaybetmemesidir. Bunun dışında tartışmalar, kavgalar, kimi zaman küsmeler o evliliğin nefes aldığını gösterir. 
Tartıştığınız için değil, tartışmadığınız için endişelenin. 
Evliliği; yaşamı kolaylaştıracak, yükünüzü azaltacak bir şey olarak görmek doğru bir yaklaşım değildir. Zorluklar bekar hayatınızda yaşadıklarınızdan daha az değildir, hatta kimi zaman iki katına çıkar çünkü yaşamımızda bir başkasına karşı da sorumluyuzdur artık.
Tabi bu söylediklerim de gözünüzü korkutmasın, amacım evliliği övmek veya yermek değil; evliliği gerçekçi bir açıdan değerlendirmek.
Şunu kesin söyleyebilirim; evlilikten ve eşinizden beklentiniz ne kadar gerçekçi olursa, mutluluğunuz o kadar çok olur.
Evlilik her türlü ihtiyacın karşılandığı tek ilişki biçimidir. Bunu göz önünde bulundurun; evliyseniz evliliğinize sahip çıkın, yapıcı olun; bekarsanız önce evlilikten beklentinizi oluşturun, sonra uygun kişiyi aramaya başlayın.