Alanya’nın turizm denince akla gelen yüzü hep aynı: deniz, kum, güneş…
Bu üçlünün cazibesiyle kıyılarımızda yükselen devasa tesisler, yıllardır bölge ekonomisinin lokomotifi oldu. Amma velakin, son yıllarda yaylalarımızın şenliklerle, etkinliklerle yeniden hayat bulduğunu görmek ayrı bir mutluluk. Özellikle belediyenin tam gücünü arkasına alarak profesyonelce düzenlediği Gökbel Yağlı Güreşleri, sosyal ve sportif faaliyetlerle kültürümüzü harmanlayarak tüm Türkiye’de adını duyurdu, ilgileri üzerine çekti.
Tam da burada bir ihtiyaç kendini gösteriyor: Yaylalara gelen misafirlerin konaklama ihtiyacını karşılayacak, doğayla uyumlu bir dağ oteli. Hem etkinliklerde katılımcılara konfor sunacak hem de kış ve doğa turizmine katkı sağlayacak böyle bir tesis, günümüzün kervansaraylarını anımsatacak şekilde Selçuklu mimarisinden ilham alan doğayla barışık, kültürel kimliğiyle cazibesini artıran bir dağ oteli, Alanya’nın turizm çeşitliliğine yeni bir soluk getirecektir.
Dünyada ve Ülkemizde bunun örnekleri çok. Dünya’dan örneklemek gerekirse en çok duyulan yerlerden olan Alpler’de, Kafkaslar’da, Karpatlar’da doğayla bütünleşmiş oteller, hem yerel kültürü yaşatıyor hem de turizmi 12 aya yayıyor. Bizde Alanya’nın Toros Dağlarında neden böyle tesisler olmasın?
Cesaretli bir girişimci ya da örnek olması bakımından belediyemizin iştirakiyle bu işe başlanabilir. İlgili bakanlıkların bürokratik süreçleri hızlandırması da en büyük kolaylık olacaktır.
Sonuç olarak mutlaka pozitif yönde kazanımları olacaktır ve;
Turizm çeşitlenerek 12 aya yayılacak,
Dağda, bayırda konaklama ihtiyacı karşılanacak,
En önemlisi, Alanya’nın gülen yüzü güneş, Toros dağlarında bir kez daha açacaktır.
Bugünlük yazımızı; “Biz düşüncelerimizi yazıya döktük, siz icraata taşıyın.” Diyerek noktalayalım
Kalın sağlıcakla…