Milattan önce, yani M.Ö. dört yüz küsur yılında yaşayan ve “kuyumculuk” işleriyle iştigal eden babası, rivayete göre “kalpazanlık” işlerine bulaşmış…
“Kalpazanlık ve parada tahrifat yapmak” suçlamasıyla da sürgüne gönderilmiş…
İşte böyle bir babanın evladı olan “Diyojen” de, babasının “para hırsına” kızmış ve “çok içerlemiş” olacak ki, “kişinin en kısıtlı yaşam şartlarında bile, mutlu ve bağımsız” olabileceğini ispatlamak için “paradan-puldan vazgeçerek” kendini “felsefeye” vurmuş…
Hayatı boyunca, hep insanların kendi kendilerine yeterli olabilmeleri gerektiğine inanmış…
İnanış, o inanış olmuş zaten…
İşin “dozunu” biraz fazla kaçırdığı için, “kayışı koparmış” ve üzerine geçirdiği bir “çuvalı” kendine “kıyafet” yapıp, yaşam alanı olarak da bir “fıçı” tercih etmiş…
Evet evet, yanlış okumadınız “fıçı” dedim, bildiğiniz “fıçı”…
“Kalpazan” olan babası, Yunanistan’a sürgün edilse de, aslen “Sinoplu” olan bizim Diyojen, memleketinden kopamadığı için, yaşamını Sinop’un en ücra köşesine konuşlandırdığı bir “fıçının” içinde, bol bol “felsefe yaparak” devam ettirmeye başlamış…
İşte o dönemlerde “Büyük İskender” Sinop’u işgal etmiş…
Herkes malının, canının derdine düşmüşken, bizim Sinoplu Diyojen, şeyine bile takmamış olayı, ipine…
Ev olarak kullandığı “fıçının” içinde, “babalar gibi güneşlenmeye” devam etmiş…
Atadan kalma alışkanlıkla felsefeye oldukça meraklı olan Büyük İskender, şehri işgal etmeden önce namını duyduğu Diyojen’i tanımak isteyerek yanına çağırtmış ama, bizim Sinoplu Diyojen “burnundan kıl aldırmayan” bir tip olduğu için, “görüşmek istiyorsa kendi gelsin” diyerek geri çevirmiş elçileri…
Ne hikmetse bu “ukala tavır” Büyük İskender’in hoşuna gitmiş…
Koskoca imparator, üşenmeden, “komplekse kapılıp, triplere girmeden” kalkmış, fıçının içinde güneşlenmekte olan Sinoplu Diyojen’in ayağına gitmiş ve şöyle demiş:
“Ben felsefe yapan adamlara bayılırım, çağırdığımda yanıma gelmemen söylediklerinin arkasında durduğunu gösterir, dile benden ne dilersen”…
Tepesinde konuşma yapan adamın “güneşini kestiğini” fark eden bizim Sinoplu Diyojen hiç istifini bozmadan aynen şöyle demiş:
“Gölge etme, başka ihsan istemez”…
Alanya’daki bazı “resmi kurumların”, Alanya Belediyesi’ne karşı “takındıkları tavrı” öğrenince, yukarıda anlattığım Sinoplu Diyojen’in hikayesi geldi aklıma, bu nedenle paylaşmak istedim…
Şöyle ki…
Tek amacı “Alanya’ya hizmet etmek” olan bir “resmi kurum” düşünün…
Ve bu “resmi kurumun” başındaki “müdürün”, “MHP’den seçilen” Alanya Belediye Başkanı Adem Murat Yücel’in “hizmet etmesini” engellemek adına, kendi yetki alanında elinden geldiği kadar “zorlıuk çıkarıp, işleri yokuşa sürdüğünü” de düşünün…
Oldu mu sizce?..
Olmadı tabi ki, hiç olmadı hem de…
Peki neden “zorluk çıkarılıyor?”..
Alanya Belediye Başkanı Adem Murat Yücel MHP’li, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel AKP’li…
Alanya’daki bazı resmi kurumların başındaki müdürler de devletin değil, “AKP’nin memuru” sanki…
Başkan Yücel’in işlerini ne kadar “zorlaştırırlarsa”, Alanya’ya, Alanya halkına hizmet etmesini ne kadar “engellerlerse” o kadar “şey takacaklar” sanki bunlara, madalya…
Bakın, durduk yerde “hepsinin günahını almayayım” ama, Alanya Belediyesi’ne karşı böylesine “anlamsız” bir tavır takınan bazı resmi kurum müdürleri var maalesef…
Bu “kerametin ıspanakta” olduğunu düşünen “ıspanak kafalılar” zannediyorlar ki, mevzuları “yokuşa sürünce” Adem Başkan hizmet üretemeyecek, zor durumda kalacak…
Hanımlar, beyler bakın…
Takındığınız bu tavrın Alanya adına ne kadar “yanlış”, ne kadar “zavallılık” olduğunu sizler de adınız gibi biliyorsunuz…
Bilmediğiniz ya da göremediğiniz şey şu…
İster sırt üstü yatın, ister yüz üstü, ister sağa dönün, isterseniz de sola hiç fark etmez…
Siz ve sizin gibiler, dilediğiniz kadar “kıvranın ve kıvırın”, Adem Murat Yücel “her şeye rağmen” bu memlekete “gerçek anlamda” hizmet edecek bilgi, birikim, tecrübe ve vizyona sahiptir…
Bunu görün ve gelin içinizdeki şu “fesatlığı” bir kenara bırakın…
Yok bırakamıyorsanız da, “bari gölge etmeyin”…
Yoksa bunun “vebalini” ödeyemezsiniz...