Türkiye, cumhuriyet tarihinin en büyük fon yolsuzluğu iddialarını henüz gerektiği gibi tartışamadan, oy dolandırıcılığıyla suçlanan ve şapka değiştirir gibi parti değiştiren siyasetçileri konuşmaya başladı. İktidar ya da muhalefet fark etmeksizin, Türkiye siyasetinde en belirleyici gücün kazanma arzusu olduğu görülüyor. Evrensel ilkeler ve ahlaki değerler geri planda kalırken pragmatik çıkarlar, siyasi tercihlerin önüne geçiyor.

Bir siyasetçi, seçildiği partiden ayrılarak başka bir partiye kolayca geçebiliyor. Oysa seçmen, oyunu yalnızca bir kişiye değil, aynı zamanda o partinin programına, vaatlerine ve temsil ettiğini düşündüğü değerlere de veriyor. Dolayısıyla siyasetçinin parti değiştirmesi, seçmenle arasındaki bu bağın sorgulanmasına yol açıyor. Üstelik parti değiştiren siyasetçi, çoğu zaman seçmenine dönüp “Başka bir partiye geçiyoruz, kararımı onaylıyor musunuz?” diye sormuyor. Siyasetçinin, seçildiği gün benimsediği tutumu sonsuza dek sürdürmesini beklemek doğru değildir. Fakat oylarını aldığı kitleyi, yani vekalet verenleri dikkate almak mecburiyetindedir.
Siyasetin nasıl yapılması gerektiği sorusu, yıllardır siyaset bilimcilerin ve düşünürlerin üzerinde durduğu konulardan biridir. Siyaset sosyolojisi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Max Weber de bu meseleye dikkat çeker. Weber'e göre insan, siyaseti iki farklı anlayışla yapabilir: “Ya siyaseti geçimini sağladığı bir meslek olarak görür ya da hayatını bir davaya, fikre ve ideale hizmet etmeye adar”. Başka bir ifadeyle kişi, siyaset sayesinde yaşayabilir ya da siyaset yapmak için yaşayabilir.
Weber, iyi bir siyasetçide bulunması gereken üç temel niteliğe de işaret eder. Bunlardan ilki, bir davaya veya fikre tutkuyla bağlı olmaktır. İkincisi, alınan kararların ve yapılan eylemlerin sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmektir. Üçüncüsü ise olaylara ve insanlara nesnel bir gözle bakabilmek, gerçekleri kişisel çıkarların gölgesinde bırakmamaktır. Bu üç özellik, siyasetçinin yalnızca neyi savunduğunu değil, bunu nasıl yaptığını ve sonuçları karşısında nasıl bir tutum aldığını da belirler.
Siyasette vazgeçilmez unsurlardan biri de etik anlayışıdır. Weber'in siyaset düşüncesinde “sorumluluk ve sonuçları hesaba katmak” önemli bir yer tutar. Bir siyasetçinin attığı adımların toplum üzerindeki etkilerini düşünmesi, kararlarının doğuracağı sonuçları üstlenmesi ve kişisel çıkarlarını kamu yararının önüne koymaması gerekir. Siyasi etik, yalnızca doğru sözler söylemekten ibaret değildir; asıl mesele, bu sözlerin gereğini davranışlarla da yerine getirebilmektir.
Günümüz toplumunda yöneticilerin her alanda kusursuz bir ahlaki tutum sergilemesini beklemek belki gerçekçi olmayabilir. Ancak siyaset sahnesinde yer alan kişilerden asgari ahlak kurallarına uymalarını beklemek, toplumun en doğal hakkıdır. Siyasetçilerin düşünceleri ve tercihleri zaman içinde değişebilir; fakat bu değişim, ilkesizliğin ve sorumsuzluğun bahanesi hâline gelmemelidir. Önemli olan, siyasi tutum ile ahlaki değerler arasında asgari bir tutarlılık sağlayabilmektir.
Ne var ki siyasal karar alma süreçlerinde kamu gücünün kişisel çıkarlar uğruna kullanılması, yolsuzluk, rüşvet, adaletsizlik ve haksızlık gibi sorunlar giderek daha fazla tartışılır hâle geliyor. Siyasal yozlaşma olarak adlandırılan bu durum, vatandaşların siyasetçilere duyduğu güveni sarsmakla kalmıyor, siyasi kurumların meşruiyetini de zayıflatıyor. İnsanlar, kendilerini temsil etmesi gereken kişilerin kamu yararı yerine kendi çıkarlarını gözettiğini düşündükçe siyaset kurumuna olan inançlarını kaybediyor.