Yaşını başını almış, diğer bir tabirle “ununu eleyip, eleğini duvara asmış” kıvamdaki bir kadın, evindeki koltuğunda oturmuş geçmiş hayatıyla ilgili “gerçekleştiremediği hayallerini” düşünmektedir…
O dönemlerde Alaattin’in sihirli lambasında hayatını idame ettiren cin yıllık izinde olduğu için,  yaşlı kadının penceresinden içeriye aynı görevi yapan ve o gün nöbete kalan güzel bir peri girer…
Şaşkınlıkla kendisine bakan yaşlı kadına, “benden üç dilek dileyebilirsin, hepsi aynı anda yerine gelecek” der…
Şaşkınlığı bir kat daha artan yaşlı kadın, eski, kırık-dökük sandalyede oturmaktan iki büklüm olan belini doğrultmaya çalışarak, “peki” der “zengin olmak istiyorum”…
Nöbetçi perinin küçük bir el hareketiyle yaşlı kadının oturduğu kırık-dökük sandalye de dahil olmak üzere eski eşyaların çoğu altına dönüşür…
Yaşlı kadın bakar ki perinin dediği doğru, hemen ikinci isteğini söyler…
“Şimdi de genç ve güzel bir prenses olmak istiyorum”…
Nöbetçi peri yine küçük bir el hareketi yapar ve yaşlı kadın, gençliğinde olduğundan çok daha güzel bir hatun olur, başında da prenseslerin taktığı son derece gösterişli bir taç peydahlanır…
Santimi santimine 90-60-90 ölçülerinde, “ay yüzlü” denilen kıvamda ve sütun gibi bacakları olan genç bir hatuna dönüştüğünü görerek, heyecandan kalp sektesine uğramak üzere olan kadına üçüncü ve son isteğini sorar nöbetçi peri…
Tam o esnada kadının ayaklarının dibinde “miskin-miskin” yatmakta olan yaşlı köpek, gayri ihtiyari olarak zayıf bir şekilde “hav” sesi çıkarır…
Prenses olan yaşlı kadın, uzun yıllar kendisine “hayat arkadaşlığı” yapmış olan köpeğine şöyle bir bakar ve “peki köpeğimi çok yakışıklı bir prense çevirebilir misin” diye sorar…
Nöbetçi peri, “emrin olur prensesim” der ve yaşlı köpeği tek bir el hareketiyle, şahsımdan bile çok daha yakışıklı, oldukça karizmatik, “yer yer aklaşmış top sakalı” olan bir prens yapar…
“Sonradan olma” genç prenses, “içinin yağları eriyerek” karşında duran yakışıklı prense bakar ve elini uzatarak yanına davet eder…
Yine “sonradan olma” yakışıklı prens, prensesin yanına gider, kulağına doğru eğilir ve aynen şunları fısıldar…
“Eminim ki yıllar önce beni hadım edip, kısırlaştırdığın için şu anda deliler gibi pişmansın”…
Son günlerde Alanya ile ilgili olarak ortaya atılan bazı “müthiş fikirlere” tanık oldukça aklıma hep bu hikaye geldi…
Misal, bizim gazetenin dünkü sayısının manşet haberinde yer alan “Alanya’ya özel statü verilsin” fikri…
Özellikle Alanya medya dünyasının, her fırsatta Alanya aşkıyla neredeyse “yanıp tutuştuğunu” iddia ettiği çok değerli büyüğümüz, önemli devlet adamlarından Bülent Arınç’a ithafen ortaya atılan bu fikir, kimse kusura bakmasın ama “içten içe” güldürdü beni…
Birincisi şunun için güldürdü…
Bu fikri ortaya atanlar ve bu fikre “valla iyiymiş” diye bakanlar, “Alanya’nın il olmasından umudu tamamen kesmişler” demek ki…
Yine vurguluyorum, kimse kusuruma bakmasın ama Alanya’nın il olmasından umudu kesmek, “pes artık” diyerek, yenilgiyi kabul edip, “gönlünden ne geçerse, üş-beş kuruş at abi” diyen “zavallı” durumuna düşmektir…
Alanya’nın kurtuluşu, öyle “özel statüyle” falan olmaz, olamaz…
Kaldı ki, bu fikri ortaya atanlara “özel statüye sahip ilçe ne demek, bir tane örnek gösterin” deseniz, “bön bön bakarlar” suratınıza…
Bakın, daha önce de defalarca söyledim, dilimde tüy bitti…
Alanya’nın geleceği, kurtuluşu sadece ve sadece “il olmasındadır”…
Antalya’ya hemen hemen her anlamda oldukça sağlam “göbek bağıyla” bağlı olduğu sürece, bu güzelim memlekette ne “iki başlılık” sona erer, ne de doğru-dürüst hizmet gelir…
Bu söylediklerime “ister-istemez” Büyükşehir Yasası’nı savunan, arkasında durmaya çalışan ve “cilalı laflarla” yasanın ne kadar “güzel” olduğunu anlatmaya çalışanlar da için için, “valla doğru söylüyor adam” diyorlardır, bundan da adım gibi eminim…
Ama “siyaset” denilen şey böyle bir şey işte…
“İçin için” söylediklerini, “dışın dışın” söyletmez adama, bilirim ve bu nedenle de “hoşgörü” ile bakarım…
Öte yandan…
Bu memlekette “Alanya’nın il olma” hedefini küçültmeye, “çıtayı aşağıya çekmeye” çalışmaya da kimsenin hakkı yoktur…
Bu tür fikirler ve söylemler, yıllar boyu “Alanya küçük olsun ama benim olsun” mantığıyla hareket edip, Alanya’nın il olmasını engelleyen zihniyete sahip olanların ekmeğine yağ sürer…
Alanya’nın en büyük, en elzem, en önemli hedefi “İl olmaktır” ve bu hedeften asla ve asla şaşmamalıdır…
“Laf olsun torba dolsun” diye “desteksiz sallayan” veya siyaset kazanı ısındıkça “sallamayı düşünen” herkes bu konuda dikkatli olmak zorundadır…
Dediğim gibi, “Alanya’nın hedefini küçültmek, çıtayı aşağıya çekmek” beceriksiz ve zavallı durumuna düşmekten başka bir şey kazandırmaz…
Ayrıca…
Olmaz, olamaz ama hadi sizin dediğiniz gibi, Alanya “Özel statüsü olan bir ilçe” oldu diyelim…
O zaman da ne olur bilir misiniz…
Tıpkı yukarıda anlattığım hikayenin kahramanı olan genç ve yakışıklı prens gibi, “hadım ve kısır” olur…
Ne gençliği işine yarar, ne de yakışıklılığı…
Benden söylemesi…