Onlarca yıllık meslek hayatım boyunca “en çok korktuğum” şey olan, “kadın milletinin hışmına uğramayı” göze alarak söylüyorum işte…
Seçme-seçilme, okuma-öğrenme, evlenme-boşanma, ya da ne bileyim çalışma-para kazanma gibi “insani haklar” konularının dışında, “kadın milletiyle erkek milleti asla ve asla eşit değildir…
“Fiziki güç” anlamında falan söylemiyorum bunu, yanlış anlaşılmasın…
Sadece ve sadece şahsım adına söylüyorum, “fiziki güç” anlamında, erkek milletinin kadın milleti yanında ne kadar “öküz” kaldığını bilirim ve bu durumu bir “üstünlük” olarak falan da görmem…
Yeri ve zamanı geldiğinde “amelelik yapmak” erkek milletinin kaderinde var, alın yazısı böyle yazılmış, yapacak bir şey yok…
“Asla ve asla eşit değildir” diye ayak diretmekteki kastım, tamamen beyin, düşünce yapısı ve duygularla ilgili…
Misal rüya görme yorumlama olayını ele alalım…
Erkeklerin sıklıkla cinsel içerikli “müstehcen” rüyalar gördüklerine dair bilgi ve düşünceler tamamen bir “hurafeden” ibaret…
Erkek milletinin rüyasına giren her üç kişiden ikisi başka erkekler, bir başka deyişle “hemcinsleri”…
Buna karşılık kadın milletinin rüyasına girenlerin en az yarısını karşı cins, yani “erkekler” oluşturuyor…
Çünkü kadın milletinin en favori rüyasının konusu “evlilik törenleri”…
Sadece bekarlar değil, evli kadınlar da rüyasında “evlenmek üzere” olduğunu ama misal, gelinliğin yetişmediğini ya da yanlış evlendirme dairesine gittiğini görüyor…
Erkek milleti ise vurma, dövme, kırma, bozma, öldürme, çalma gibi 'saldırgan eylemler' içeren rüyaları kadınlardan daha fazla görüyor…
Kadınların rüyalarındaki sertlik de erkeklerinkine benzemiyor, onlar daha çok “reddetme, aşağılama, küçük düşürme' rüyaları görüyor…
 Ayrıca “kaybetme, kızgınlık, kıskançlık, şanssızlık, başarısızlık” gibi negatif duygular uyandıran olaylar erkeklerin rüyalarında çok daha fazla yer alıyor…
Kadın milleti ile, erkek milletinin gördükleri rüyaların tek “ortak noktası” ise şu...
Her iki cins de, cinsel içerikli “müstehcen” rüya gördükleri zaman, karşılarındaki insan karşılarındaki insan genellikle gerçek hayatta pek hoşlanmadıkları ya da çatıştıkları bir kişi oluyor…
 Ve bu rüyalar sanıldığı gibi hiç de “eğlenceli ve zevkli” geçmiyor...
Tüm bu bilgileri, memur kooperatifi arsası büyüklüğündeki masamda “oturan boğa” gibi pineklerken, kendi kendime uydurmadım inanın…
Hepsi “istatiksel ve bilimsel” araştırmalardan elde edilen sonuçlar…
İşte bu bilgilerin ışığında bir kere daha söyleyebilirim ki, “kadın milleti ile erkek milleti, duygu ve düşünce anlamında asla eşit değildir”…
Bu “eşitsizlik” rüya anlatma ya da yorumlama mevzuunda da kendini gösterir…
Misal, bir erkek rüyasında bir yere “başkan olduğunu” görmüşse, bunu tek bir kısacık cümleyle anlatır…
“Başkan oldum”…
Ama bir kadın böyle bir rüya gördüğü zaman, makam koltuğunun hangi hayvanın derisinden imal edildiğinden tutun, makam odasının pencere kenarında hangi cins çiçek saksılarının olduğuna kadar tüm detayları bir bir anlatır…
Ve hiç üşenmeden “rüyasında başkan olduğunu” görmenin neye delalet ettiğini araştırıp, bulur…
Yine bu konudaki “uzmanların” araştırmalarına göre şöyle bir sonuca ulaşır…
Rüyada kendini “başkan” olarak görmek, “gereğinden fazla hırslı olan” bu nedenle de farkında olmadan “kendisine zarar veren” bir kişinin varlığına delalet eder…
Ve bu insan, kapıldığı bazı “hırs” ve “kompleksler” nedeniyle yine belki de farkında olmadan sürekli “rüzgar eker”…
İşte tam bu noktada, kadın milletinin beyni, “rüzgar ekenin gün gelince fırtına biçeceğini” çabuk algılar ve kendi kendine “ayar vermeyi” bilir…
Kadın milletinin beyni “detaylar” konusunda daha “seçici ve algılayıcıdır” yani…
Bu nedenle de diyorum ki…
Eyyy kadın milleti…
Bir yerlere başkan olmak, milletvekili seçilmek, ya da ne bileyim sürekli şikayet ettiğiniz “erkek egemenliğinden” kurtulmak için kendinizi saklayıp, gizlemeyin…
Bakın önümüzde bir seçim var…
Bu seçimlerde aday olmayı düşünen isimler arasında şimdiye kadar bir tek kadını ismi duymadım daha…
Böyle rüyalar görüp, ortaya çıkmaktan çekinmeyin, korkmayın, ürkmeyin…
O “detayları hiç atlamayan” beyin ve düşünce yapınızla gelin, şu siyaset arenasına renk katın…
Bakın size bir şey daha söyleyeyim…
İnanın bana “fındık içi kadar” beyinleriyle öyle makamlara talip olup, kendilerini “dev aynasında gören” öyle “zavallı” tipler var ki, bunları görüp tanıdıkça “biz bu görevlere neden talip olmadık” diye dizlerinizi döversiniz…
Her neyse, mevzuyu daha fazla uzatmayalım…
“Rüzgar ekip, fırtına biçmek zorunda kalan” fındık akıllıları zamanı gelince bir bir tanıtacağım…
O zaman bana daha çok hak vereceksiniz, eminim…
Bu lafı sık sık söylerim, bir kere daha söyleyeyim…
Ne demiş elleri öpülesice aralarımız…
“Terazi var tartı var, her bir şeyin vakti var”…