Haftalık resmi tatil günlerinin şimdiki gibi “cumartesi ve pazar”  günlerinden ibaret olmadığı dönemler…
Müslüman kesim için “mübarek gün” olan “cuma günlerinin resmi tatil” olduğu zamanlar yani…
İşte o dönemlerde “düğün-dernek” işleri de resmi tatil olduğu için cuma günlerine denk getirilirmiş…
Kuaför salonlarının, güzellik merkezlerinin ya da ne bileyim, moda evlerinin henüz icat edilmediği o dönemlerde, gelin hanıma “makyaj” yapıp, “süsleyip-püsleyerek” damada “kakalama” görevini üstlenen “meşşata, kalemkar, yüz yazıcı” gibi sıfatları olan kadınlar varmış…
Bu olaya, yani “gelini süsleyip-püsleme” işine de “koltuk merasimi” denirmiş…
Düğünden bir gün önce, perşembe akşamından başlayan koltuk merasiminde, misal “yüz yazıcı” kadınlar gelinin yüzüne saatlerce makyaj yapar, “kelamkar” denilenler de göz çevresine özel şekiller verirlermiş…
“Kadın milletinin süslenip-püslenme olayı, en derin devlet meselesinden bile daha mühimdir, ayağınızı ona göre denk alın erkek milleti” diyesim geldi ama, bu mevzu konumuzla fazlaca alakalı olmadığı için es geçip, asıl mevzuya devam ediyorum…
Gelin hanım koltukta süslenirken, düğüne davetli olan kadınlar ve gelinin yakını olan hanımlar da “çalgı çalıp”, gelinin etrafında “göbek atarlarmış”…
Kimin düğünü olduğunu tam olarak bilmiyorum ama, bir perşembe akşamı “koltuk merasimi” yapılırken, göbek atan kadınlardan birisinin ayağı kaymış ve gelinin gözüne sürme çekmekle meşgul olan “kalemkar kadının” üzerine düşüvermiş…
Düşüş o düşüş…
Kalemkar kadının elindeki “sürme kalemi” gitmiş gelinin gözüne girmiş ve talihsiz taze gelin oracıkta kör olmuş…
İşte bu olaydan sonra “kalemkar kadının” adı çıkmış ve “kaş yaparken göz çıkaran kadın istemeyiz” diye kimse ona bir daha iş vermemiş…
Her ne kadar sonuç itibarı ile “pek hoş” görünmese de, “kaş yaparken göz çıkarmak” eyleminin içinde bir “masumiyet” var aslında…
En azından, “bilerek, isteyerek ve planmış” bir eylem değil…
Ya da ne bileyim, tıpkı ALKOD tarafından düzenlenen Alanya Sofrası Gecesi’ne damga vuran bazı olaylar gibi, “art niyet, kötü niyet olmadan, kendiliğinden gelişiverdiği için önüne geçemediniz, engelleyemediğiniz” bir durum…
Lafı döndürüp, dolaştırıp, ALKOD’un Alanya Sofrası Gecesi’ne bağladım ya, karada ölüm yok artık bana, buradan devam edelim…
Şunu peşin peşin söyleyeyim…
Amacım kesinlikle ve kesinlikle “bağcıyı dövmek” falan değil…
“Üzüm yemek” diyeceğim ama o da değil, üzümün “orijinal hali” ile çok aram yok çünkü…
Her neyse mevzuyu dağıtmayalım…
Malumunuz ALKOD’un Alana Sofrası Gecesi’ne, “Mevlid okur gibi anlatılan bir müstehcen fıkra nedeniyle Alanya Kaymakamı Dr. Hasan Tanrıseven’in geceyi “terk etmesi” damga vurdu…
Bu noktada hiç kimse, “yanlışlık var, Kaymakamımız geceden kızdığı için ayrılmadı, başka bir program için ayrıldı” falan demesin, yemezler…
Yemezler çünkü Kaymakam D. Hasan Tanrıseven’e, gece yarısı bizzat teyit ettirdim olayın doğruluğunu…
Gelelim gecede yaşananlara…
Programın başlangıcından itibaren  “bel altı”  anılar, fıkralar zaten havada uçuşmaya başladı ama bunların “dozu” öyle çok fazla “rahatsızlık” verecek boyutta değildi…
Her ne kadar “erkek” ağırlıklı olsa da, “bayan” misafirlerin de fazlaca olduğu topluluk, “ince ince” yapılan o “bel altı” esprileri “hoşgörüyle” karşılayıp, güldü geçti belki…
Ta ki “işgüzar” birisi sahneye çıkıp, oldukça “müstehcen” olan bir fıkrayı “Mevlid okur” gibi anlatıncaya kadar…
Doğrusunu söylemem gerekirse, o an yaşanmadan önce ben de ayrılmıştım geceden…
Olaya elifi elifine tanık olmadım ama, anlatılan o fıkrayı daha önce dinlediğim için biliyorum…
Bu nedenle de “ o fıkra anlatıldı” dediklerinde inanamadım…
“İnanamadım” çünkü “Alanya kültürünün” anlatılmaya, canlandırılmaya ya da yaşatılmaya çalışıldığı ve pek çok insanın “aileleri” ile birlikte geldiği öyle bir ortamda bunun olabileceğine ihtimal veremedim…
Ama olmuş maalesef…
Ve Alanya Kaymakamı Dr. Hasan Tanrıseven de “bu kadarı fazla” diyerek, terk etmiş geceyi…
Çok da iyi yapmış, yüreğine sağlık…
Siz, bayanlı-erkekli onca “nezih” insanı “Alanya Kültürü” diye toplayacaksınız, sonra da tutup herkesin gözünün içine baka baka, utanmadan, sıkılmadan erkek erkeğe yapılan “maganda” muhabbetine dalacaksınız…
Hiç olmadı, yakışmadı…
“Alanya kültürü” demek, sadece “bel altı muhabbeti” demek değil diye biliyorum, yanlışım varsa düzeltin…
Bu “talihsiz” olaya tepki gösteren ve tepkisini “içine atmayıp” eyleme dönüştüren, “mangal yürekli imparator”  Kaymakam Dr. Hasan Tanrıseven’le birlikte olaydan “son derece rahatsız” olan pek çok bayan misafir oldu, adım gibi biliyorum çünkü bizzat sorup öğrendim…
Sonuç olarak “Alanya kültürü” adı altında yapılan o gecedeki o “talihsiz olay” yaşanmasa iyiydi ama yaşandı, ok yaydan çıktı bir kere…
Ama bu okun yaydan fırlamasının “sorumlusu” olarak, ALKOD Başkanı Ömer Göker’e yüklenmek, sadece onu eleştirmek de en azından “insafsızlık” olur…
Ömer Göker, “kaş yapayım derken göz çıkaran kalemkar kılıklı” birisinin kurbanı oldu, hepsi bu…