En basit, en anlaşılır, en “yalın yoldan” anlatmaya çalışacağım, dilimin döndüğü kadarıyla…
Hep birlikte bir aile düşünelim, ama “oldukça geniş” bir aile olsun bu…
Misal dokuzu erkek, sekizi kız olan 17 çocuklu bir aile…
Çocukların en büyüğü olan kız, gönlünü benim gibi yakışıklı ve karizmatik bir gence kaptırmış ve özellikle anasının “bu oğlan çulsuzun biri, parası pulu yok, etme eyleme kızım” demesine rağmen ayak diretip, aşkının arkasında “yürekli bir şekilde” durmuş ve sevdiceği ile “nişanı basmış”” olsun…
Ekonomik durum anlamında “orta şekerli” olan ailenin geriye kalan 16 çocuğu da devlet okullarında “öğrenci” olsun…
“Kocası üzerinden inmediği” için hiç ara vermeden “çocuk doğuran” evin hanımı da başka bir iş bilmediğinden dolayı “ev hanımı” olsun…
Eve “gelir getiren” tek kişi, bazı kadınların deyişiyle “evin direği, geçim kaynağı” başka bir tarifle de “evin reisi” baba oluyor bu durumda…
Evin “ekonomik anlamdaki” tüm yükü babanın üzerinde yani…
Birisi “nişanlı” diğerleri “öğrenci” olan 17 çocuğa bakmak, onları besleyip büyütmek, okutup “adam etmek” kolay mı…
Elbette değil…
Ne yapsın adamcağız…
Asıl mesleği olan “devlet memurluğunun” dışında, ya geceleri “taksicilik” yapacak, ya hafta sonları semt pazarlarına gidip, “nane-limon” ya da artık mevsimine göre, “kavun-karpuz” veya ne bileyim, “patates-soğan” satacak…
Yeter mi…
Bence yetmez…
“Bu işlerden arta kalan zamanlarda da postanenin önüne gidip, pul yalasın” diyeceğim ama, mektup gönderme alışkanlığı tamamen sona erip, bu mesleğin devri kapandığı için vazgeçiyorum…
En iyisi gitsin bir akaryakıt istasyonunda “pompacılık” yapsın, aklıma başka iş gelmedi…
İşte  “evini geçindirebilmek” için bu şekilde mücadele eden ve birkaç farklı yerden “gelir” elde eden bu babanın bir de “insafsız” bir ağabeyi olsun…
Olsun ama hiçbir şekilde bu ağabeyin "sözünden çıkamıyor" olsun…
Ve bu “insafsız” ağabey gelsin, biraderinin misal, “taksicilik” yaparak elde ettiği gelire el koyup, “bu benim olacak” desin…
Yetmedi, “pompacılık” yaparak kazandığı paraya da “el koysun”…
Sonra da, bu babadan evdeki çoluk-çocuk “ekmek beklesin, aş beklesin”…
İşte, Alanya Belediyesi’nin, dolayısıyla da Alanya Belediye Başkanı Adem Murat Yücel’in şu andaki durumu üç aşağı, beş yukarı “elindeki gelirlerine el konulmuş” bu baba gibi…
“Ezbere” söylemiyorum bunu, rakamlara dayanarak söylüyorum…
Bakın…
Alanya Belediyesi’nin, en başta su olmak üzere, sahil, hal, otogar, katı atık gibi kalemlerden elde ettiği gelir, Büyükşehir Yasası’ndan sonra Antalya’ya gidiyor…
Ve bu rakam yıllık ortalama 60 milyon lirayı (eski parayla trilyon) buluyor…
“Ezbere söylemiyorum” dedim ya, işte aylık bazı rakamlar veriyorum…
Sahil büfeleri 1 milyon 91 bin küsur…
Su hizmetleri 21 milyon 875 bin küsur…
Hal gelirleri bir milyon 380 bin küsur…
Otogar gelirleri 950 bin…
Hayvan kesimlerinden elde edilen gelir 13 bin küsur…
Katı atık gelirleri 755 bin küsur…
Taksi ve otobüs hattı gelirleri 644 bin küsur…
Numarataj gelirleri 70 bin küsur…
Bu gelirlerin tamamı her ay Alanya Belediyesi’nin kasasına girecekken, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin kasasına giriyor…
Bitmedi…
Hani, “Büyükşehir Yasası ile birlikte, Alanya Belediyesi ve kapanan belde belediyelerinin borçları Büyükşehir’e devrolmuştu" ya…
İyi ki devrolmuş…
Bu borçlar için de Alanya Belediyesi’nin İller Bankası’ndan aldığı paradan her ay yaklaşık 2 milyon lira kesinti yapılıyor…
Bu nasıl bir “borç devriyse” artık, ben anlayamadım…
Ama anladığım bir şey var…
Bana göre, “saçma-sapan” hatta ve hatta “yamuk-yumuk” olan bu Büyükşehir Yasası nedeniyle, Alanya Belediyesi, Büyükşehir’e para aktarıp, “biz yiyemedik, buyurun siz yiyin” demek zorunda kalıyor…
Şimdi diyecek ki bazıları…
“İyi hoş birader de, Antalya Büyükşehir Belediyesi de Alanya’ya hizmet getiriyor”…
Pardon anlamadım bir daha söyleyin, ya da sekiz ayda gelen bir tek “dişe dokunur” hizmet gösterin…
Boşuna yormayın kendinizi, gösteremezsiniz çünkü yok…
Velhasıl, Antalya Büyükşehir Belediyesi başta Alanya olmak üzere, ilçelerden “resmen el koyduğu” bu paraları ne yapıyor bilmiyorum ama, tüm bu şartlar içerisinde, “her şeye rağmen” Alanya için hizmet üretmenin derdinde olan ve bunu da “bileğinin hakkıyla” başaran Adem Murat Yücel’i yürekten kutluyorum…
“Gelirlerine el konulmuş” bir ev reisinin, 17 çocuğa birden bakması hiç kolay değil…
Buna göre düşünün, ölçün, tartın lütfen…