Hani şu “Ferhad ile Şirin” arasındaki efsane aşkın başrolünde oynayan Ferhad efendinin mesleği olan nakkaşlık, yani “süslemecilik” işinden bahsediyorum…
Zengin işi bir kere, hanı, hamamı, sarayı olan insanlara iş yapıyorsun…
Çekle, senetle uğraşmak, veresiye derdiyle boğuşmak yok, para peşin yani…
Maddi açıdan oldukça “cazip” olan bu mesleğin erbabları, “aşk-meşk” konularında da çok “kısmetli” oluyorlar ki, benim için “en önemli” kısmı da bu zaten…
Ferhad’ın hikayesinden biliyorum…
Adam, Azerbaycan’ın Erzen isimli şehrine “saray süslemek” için gitmiş, hem şehrin kadın hükümdarı olan Mehmene Banu’yu, hem de hükümdarın kardeşi olan Şirin’i kendine aşık etmiş…
Ben olsaydım hiç düşünmeden, direk “hükümdarı tercih ederdim” ama, bu Ferhad “maddi anlamda” sıkıntılı olmadığı için, işin o boyutunu kafaya takmamış ve gönlünü Şirin’e kaptırmış…
Hayatının “en büyük” hatası da bu olmuş zaten…
Kadın hükümdar Mehmene Banu, kendisi için düşündüğü Ferhad’a kardeşi Şirin’i vermemiş…
Kafayı Şirin’e takan Ferhad da, Amasya Hükümdarı Hürmüz Şah’a, “baldız gözüyle” baktığı Mehmene Banu’yu ispiyon edip, yardım istemiş…
Elleri öpülesice atalarımız, “baldız baldan tatlıdır” lafını henüz söylememişler demek ki…
Hal böyle olunca, Amasya Hükümdarı Hürmüz Şah, Şirin’i Ferhad’a vermemekte ısrar eden Mehmene Banu’ya resmen savaş açmış…
Savaşta yenik düşen “baldız adayı” her şeyini bırakarak kaçmak zorunda kalınca, “sahipsiz” kalan Şirin’i Amasya’ya getirmişler…
Olayın tam burasında, Amasya Hükümdarı Hürmüz Şah’ın Ferhad’a “büyük iyilik” yaptığını düşünüyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz…
Kazın ayağı hiç de öyle olmamış çünkü…
“Savaş ganimeti” olarak Amasya’ya getirilen Şirin’e, Hürmüz Şah’ın oğlu da abayı yakınca mevzunun boyutu “Dallas dizisi” gibi olmuş…
Taraflardan birisi oğlu olduğu için, işin içinden çıkamayan Hürmüz Şah, Ferhad’tan kurtulmak için, “yapamayacağını” hesap ederek, “ASAT’ın faturaları çok kabarık geliyor, eğer şu dağları delip, suyu bu tarafa akıtmayı başarırsan Şirin senin olur, yoksa avucun yalarsın” diye ferman buyurmuş…
Her ne kadar, “cebi delik” olmasa da, ASAT’ın faturalarından “illallah” diyecek kıvama gelmiş olan Ferhad, “hem Şirin’e kavuşurum, hem de suyu bedavaya getirip, bir taşla iki kuş vurmuş olurum” diye düşünüp görevi kabul ederek, elindeki balyozla kendini dağlara sarmış…
Her ne kadar “ince iş” yaptığı için elleri “nazik” olsa da, “bedava su ve Şirin aşkının” verdiği güç-kuvvetle koca dağı yarmaya başlamış…
Ferhad’ın “dağ yarma” işini epeyce kolayladığını gören Amasya Hükümdar Hürmüz Şah, “bu manyak bu işi başaracak” diye düşünüp, mecburen hile yapma yoluna gitmiş…
Hükümdar tarafından görevlendirilen yaşlı bir kadın (kimilerine göre büyücü), “öğle yemeği” yediği bir anda Ferhad’ın yanına giderek “Başımız sağ olsun, Şirin hanım vefat etti” haberini vermiş…
Bu “acı haber” karşısında şok olan ve ne yapacağını bilemeyen Ferhad, “ulan biz bu dağı boşuna mı yardık, ellerimiz boşuna mı nasır tuttu” diye feryat ederek, elindeki balyozu havaya fırlatmış…
Fırlatış, o fırlatış zaten…
Havada iki parende atan koca balyoz, gelmiş Ferhad’ın kafasına düşerek, ölümüne sebep olmuş…
Ferhad’ın ölüm haberini duyan Şirin de, kimilerine göre uğruna delinen dağın tepesine çıkıp kendini aşağıya atarak, kimilerine göre de “bağrına hançer saplayarak” intihar etmiş…
Bir “yalan haber” sonucu dünyaları kararan aşıkların, tıpkı diğer efsane aşklarda olduğu gibi, “öbür dünyada” kavuştukları söylenir…
Mezarları da yan yana yapılmıştır zaten…
Rivayete göre, her bahar mevsiminin başlangıcında Ferhad’ın mezarı üzerinde kırmızı, Şirin’inkinden beyaz gül biterken, iki gülün arasından bir de “diken” çıkar…
Bu diken kimilerine göre “baldan daha tatlı” olmasına rağmen, kendini Ferhad’a bir türlü beğendiremeyen Mehmene Banu, kimilerine göre de oğlu için Ferhad’ın başını yakan Hürmüz Şah’ı temsi eder…
Durduk yerde kafayı Ferhad’a takıp, bu hikayeyi neden anlattığıma gelince…
Ben de bilmiyorum valla…
“Gel-git aklım” izin verirse, yarın bir yerlere bağlarız artık, şimdi yerimiz bitti…
Yarın ola hayrola…