Belki, pek çoğunuzun tepkisini toplayacak, ince ve kimi kesimlerce tabu haline getirilmiş bir konuya değinmek istiyorum müsaadenizle.
Bu konudaki rahatsızlığımı, endişemi ve kavramların nasıl birbiri üzerine binerek zorlaştırıldığını paylaşmak istiyorum aklımın erdiğince.
Geçtiğimiz gün 10 Kasım'dı...Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm yıl dönümü...
Kendisini,ülkemizin dört bir yanında, saat 9u 5 geçe çalan sirenlerle, saygı duruşunda andık.

Şimdi, adım adım üzerine konuşmak istediğim konuya gelelim:
"Atatürk ve İslam büyükleri kıyası" ile internet ortamındaki envai çeşit atışmalar...
Kendi Facebook hesabımda aynen şu yazıyı paylaştım;
"10 Kasım bitti, tartışmaları hala devam ediyor. Şu iki şeyi netleştirelim;

1)Kimse kimseyi sevmek zorunda değil. İsteyen saygı duruşuna katılır, isteyen içinden fatihasını okur, isteyen gündelik işlerine devam eder, isteyen medeni bir çerçevede, kimsenin duygularını rencide etmeden tepkisini dile getirir. Bu, insanların özgür tercihidir ve birbirlerinin alanlarını sabote etmedikleri sürece kimse de karışamaz.

2)Müslüman değilsen bu konuda hiçbir şey söyleyemem, 1. madde saygınlığı içerisinde dilediğin eleştiriyi getirebilirsin, ancak ısrarla Müslüman olduğun iddiasındaysan, Hz. Muhammed (sav) ile Atatürk'ü yan yana getirip kıyasını yapamazsın. İkisi arasındaki ayırtımı kolaylıkla yapabiliyor ve şahısları kendi alanlarına göre değerlendiriyor olabilmelisin. Çünkü, birisi Allah'ın kulu,rasulü ve elçisidir (Yani kendisine kitap gönderilen bir peygamberdir), diğeri ise sadece Allah'ın kuludur.

Kiminiz farkında değilsiniz, Müslüman iken,tehlikeli cümleler kuruyor,kıyas üzeri inkara ve şirke giriyorsunuz.Uyarmak boynumun borcudur.Hayırlı günler."

Bilmem siz de benim kadar büyük bir rahatsızlık duyuyor musunuz bu mevzu üzerine, ancak ben, ciddi manada, neredeyse son üç senedir geçirdiğimiz her 10 Kasım, her Cumhuriyet Bayramı, her 19 Mayıs vs olsun, ortamı kızıştırmak ve insanları birbirine kırdırmak amacıyla karşılıklı nefret suçu işleyenlerden fena halde bunaldım. Böylesi bir kıyası kaldıramayacak iki ayrı insanı, bir araya getirerek, insanlara "Birinden birini tercih edin" gibi sunma modası mı var artık? Müslüman bir Türk'e bu eziyeti kimler yapıyor? Nasıl bu hale gelindi?
Bakınız ki, peygamber niteliğini taşıyan insanlar, (İslam inancına göre) bizzat Allah'ın seçtiği kimseler olup, en ulvi görev ile taçlandırılmışlardır.
Üstelik, peygamberlerin sabit beş adet sıfatı vardır, bunlar "Sıdk, emanet,fetanet,ismet,tebliğ"...
Bilmeyenleriniz için açıyorum: "Doğru olmak,güvenilir olmak,günah işlememek,akıllı-zeki olmak,Allah'ın buyruklarını eksiksiz iletmek."
Bu kıyası, zihinlerinde çeviren, kafası karışmış Müslüman insanlara soruyorum: Bu sıfatları Allah'ın garantisi ile taşıyan bir insan, bir başka insanla kıyas kabul eder mi?

Evet, bu konu tabu bir konu...Senelerce, gerçeklikten uzak, devasa-dokunulmaz-hatasız-süper kahraman edasıyla anlatılan Türk büyüğümüzün, artık peygamberle kıyaslanır hale gelmesine neden şaşırıyoruz ki? Sadece...Sade bir insanın, gerek askeri, gerek siyasi olarak ülkenin zirvesinde büyük başarılara imza atabilmesini, niçin bu kadar insanüstü kazıyor, ulaşılmazı çiziyoruz çocukların zihnine?  Başarı, büyük başarı...Ama bir insan başarısı...Her yönü ile, gerek hataları, gerek kaygıları,korkuları,yanlışları ile ele alarak,eleştiriye açık gerçek bir Türk kahramanını anlatmak niçin tercihimiz olmadı?
...Ve bunun sonucunda şimdi neler yaşanıyor?
Bu konunun üzerine düşünülmesi gerektiğine inanıyorum ve yorumu sizlere bırakıyorum.
Sevgi ve saygıyla kalın...