Hazır cevaplılığı ve “kendine has” yöntemleri ile pek çok fıkranın “baş kahramanı” olan “hemşerim” Nasreddin Hoca, evde canı sıkıldığı bir gün, biraz da karısının dırdırından kurtulup, nefes alabilmek için kendini ormanlık bir alana vurur…
Ormanlık alanda “Dam üstünde un eler, tombul tombul memeler” türküsünü söyleyerek gezinirken, bir ağacın dibinde balta olduğunu görür…
O gün sabah kahvaltısında yediği “mesir macununu” biraz fazla kaçırdığı için kendini oldukça “enerjik” hisseden Hoca, baltayı elinde alır ve ağacın tepesine tırmanarak, “kalınca” bir dalın üzerine oturup, aynı dalı kesmeye başlar…
Yine “evdeki karısının dırdırından” kurtulmak için kendini ormanlık alana atan başka birisi hocanın bindiği dalı kestiğini görünce, “aman hocam bindiğin dalı kesiyorsun, o dal kesilirse aşağı düşersin” diye uyarır…
O esnada, “bağa girdim bağ budanmış, bağa bülbül dadanmış. On beş yaşında Nazife hanım kimlere aldanmış” türküsünü söylemekte olan hoca hiç umursamaz…
Ve doğal olarak kestiği dalla birlikte “Sille Testisi” gibi aşağı düşer…
Düşer düşmez aklına kendisini uyaran adam gelir ve “bu manyak düşeceğimi bildi, kesin öleceğim günü de bilir” diye peşine düşüp adamın yakasına yapışır…
“Birader” der ve “sen benim düşeceğimi bildin, ne zaman öleceğimi de bilirsin derhal söyle” diye ayak diretir…
Adam her ne kadar, “Hocam olacak iş mi, nereden bilirim senin ne zaman öleceğini” dese de kurtuluş olmadığını görünce aynen şöyle sallar…
“Hocam, odunları merkebe yükleyip yukarı doğru çıkarken, yolda merkep bir kere tökezlerse bil ki canının yarısı gitmiş demektir. İkinci tökezlenmesinde ise ölürsün”…
Ve gün gelir adamın dediğini yaşar hoca…
Eşeğin ikinci tökezlemesinde “öldüm” diyerek yere atar kendini…
Hocayı yerde yatarken bulan ahali de gerçekten öldüğünü zannedip, hocayı bir tabuta koyarak eve götürmek isterler…
Biraz gittikten sonra yol çatallaşıp, ikiye ayrılır…
Cemaat hangisinden gitsek acaba diye düşünürlerken, hoca tabuttan başını çıkarıp, “sizi bilmem ama ben sağlığımda şu yoldan giderdim” diyerek yol gösterir…
“Bindiği dalı kesen” hoca, ölse de ölmese de sonuç olarak “tabutun içine” girer yani…
İşte insanın “bindiği dalı kesmesi” böyle bir şeydir, başına her türlü bela gelir…
Alanya esnafının yıllardan beri “hanutçuluk yaparak” bindiği dalı kesmesi de böyle bir şey işte…
Hem kendilerine “büyük ölçüde” zarar veriyorlar, hem de Alanya’nın imajını zedeliyorlar…
Buralara gelip kalem sallamaya başladığım ilk günden beri “mikrofonu eline alan” herkes “hanutçuluk yapmanın” nasıl bir illet olduğunu söyleyerek, “bunun önüne geçmemiz lazım” der ama ne hikmetse bir türlü önlenemez bu bela…
“Mikrofonu ele alıp, konuşmakla” olmaz çünkü bu işler…
“Lafla peynir gemisinin” yürümediği gibi yani…
Bu belayı önlemek için önce “kararlı” olmak, sonra bu kararın arkasında sonuna kadar durup, “icraat” sergilemek lazım…
İşte bu anlamdaki umutlarım son günlerde oldukça arttı, hatta “tavana bile vurdu”…
Bakın, “hanutçuluk yapmayı” alışkanlık haline getirip, “bindiği dalı kesen” esnafı şimdiden uyarıyorum…
Yapmayın…
Yok “sana ne birader, biz bildiğimizi okuruz” derseniz, yanıt olarak “vah halinize, vah ki ne vah” derim de başka bir şey demem…
Çünkü bu konuya adeta “kafayı takmış” olan ve “hanutçuluğu bitireceğim de bitireceğim” diye bas bas bağıran bir Kaymakam var…
Dün gazetemizi ziyareti sırasında bu konuyla ilgili çok ama çok “kararlı” konuştu Alanya Kaymakamı Dr. Hasan Tanrıseven…
Alanya’nın imajına inanılmaz derecede zarar veren bu belayı başımızdan savmak adına tüm yetkilerini sonuna kadar kullanacağını ısrarla vurguladı…
Hanutçuluk yapan esnafı tespit edebilmek adına, gerekirse Alanya’da görev yapan ve maaşını devletten alan emrindeki tüm personeli kullanabileceğini söyledi…
Yetmedi, esnafın yoğun olduğu bölgelere konulacak kameralar yardımıyla “bindiği dalı kesmeye çalışan” esnafı tespit edeceklerini vurguladı…
Tekrar ediyorum, bu konuda çok ama çok kararlı…
“Peki yapar mı” diye soracak olursanız, “vallahi yapar, kimsenin gözünün yaşına da bakmaz” derim…
Derim çünkü, Kaymakam Dr. Hasan Tanrıseven, mikrofonu eline alıp, lafla peynir gemisi yürütmeye çalışan” yöneticilerden değil…
“Bindiği dalı kesen” esnafı uyarıp, “insanlık görevimi” yerine getirmek benden…
Gerisi size kalmış artık, sıkıyorsa yapın…