Neoliberal tezler, devletin piyasadan elini tamamen çekmesini ve sadece tekellesmeyi önleme, rekabeti sağlama konusunda düzenleyici durumda kalmasını öngörmektedir. Küreselleşme, tedarik ve tüketimi kesintisiz bir şekilde birleştirdiği için de, devletin iktisadi görevleri çok sınırlı olacaktı. COVID 19 pandemisi ile beraber görüldü ki; sağlık, eğitim gibi temel hizmetlerin devletin asli görevleri arasındadır; bu görevlerden feragat etmesi veya piyasanın işleyişine bırakması mümkün değildir. Ve yine görüldü ki; gıda arzı ve tedariki, ithalata veya piyasanın dengelerine bırakılmayacak kadar hayati bir konudur. Böylelikle neoliberal tezlerin bir kriz anında çok da işe yaramadığı; zira pandemi gibi küresel tedarik zincirini doğrudan etkileyen olayların, ülkelerin gıda tedariğini ciddi bir şekilde tehlikeye attığı ortaya çıktı.

Türkiye'nin sanayileşme hedefini 90'lardan beri sürdürmesi nedeniyle, devlet tarımsal işlerle uğraşan nüfusun şehirlere kaymasını tercih etti. Ancak şunu farkına varmak gereklidir ki; tarımsal ürünler ve tarımsal üretim olmadan gelişmiş bir ülke olmak mümkün değildir. Modern ekonomik sıçramaların temelinde, tarımsal üretimin nicelik ve nitelik itibariyle artmasının büyük bir yeri vardır. 19. Yüzyıl sanayi devrimi pamuğun, yani tarımsal bir ürünün endüstriyel seviyede, işlenmesi ile başlamıştır.

Tarımsal üretimin iktisadi yönüne bakıldığında, bugün dünyanın en büyük tarım ihracatçısı Hollandadır. Yıllık doksan iki milyar Euro'luk ihracat yapmaktadır. Hollanda'nın ziraat alanında ne kadar ilerlemiş olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Ancak bu durum, sadece Avrupa'ya veya Hollanda'ya özgü değildir. Çok yakın bir coğrafyamızda da bunun örneği mevcuttur. Bu örnek: İsraildir. İsrail, yıllık 80 milyar dolarlık tarımsal ihracat yapmaktadır. İsrail, verimli toprakların az olduğu; su kaynaklarının yetersiz olduğu bir ülkedir fakat en modern tekniklerle yapılan tarımsal üretim sayesinde bundan muazzam bir ekonomik getiri elde etmektedir. Buna karşılık olarak İsrail'in komşusu olan; Nil gibi muazzam bir su kaynağına ve Nil deltası gibi çok verimli bir ovaya sahip olmasına rağmen Mısır'ın yıllık tarımsal ihracatı 2 milyar dolardır. Buradan anlaşılması gereken: Kaynaklar ve koşullar iyi değerlendirildiği takdirde, başarı kaçınılmazdır. Fakat kaynaklar ve koşullar iyi yönetilmezse, isterseniz altın tepenin üzerinde oturun hiçbir faydası olmaz.

Durumu Türkiye özelinde değerlendirdiğimizde: Türkiye'nin 2020 tarımsal ihracatı 18 milyar dolardır. Türkiye bu kadar olanağı ve yüzölçümü ile küçük, tarımsal arazisi ve su kaynakları az olan İsrail'in dörtte biri kadar tarımsal ihracat yapmaktadır. Türkiye'nin dış ticaret açığı 40 milyar dolar olduğunu düşündüğümüzde Türkiye'yi düzlüğe çıkaracak kaynak denizin altından çıkacak doğalgaz değil; toprağın 10 santim altından çıkacak bitkilerdir. Bu da göstermektedir ki; hükümetin tarım konusunda ciddi ve incelikli politikalar ortaya koyamaması, ülkemizi büyük bir ekonomik getiriden mahrum bırakmaktadır.

Yirmi yıldır bu vizyona sahip olunsa idi bugün Türkiye, tüm cari açığını nitelikli tarımsal üretimle kapatabilirdi. Hem de hemen yanımızda Avrupa Birliği ve Ortadoğu gibi net pazarlar varken. O nedenle yapılması gereken aya çıkmak, denizin altından petrol çıkarmak, hayal satmak değil; Türkiye'nin gelecek vizyonunu sağlam ve akılcı temeller üzerine inşa etmektir.