Özgeçmişinde modernleşen, değer kazanan bir kimliğe sahip.
Caddesi, sokağı, çarşısı, pazarı değişedursun biz biraz toplum yapısını konuşalım.
Modernleşen insanın teknolojiye ve diğer gelişmelere bağlı olarak alışkanlıkları, bakış açıları, yorumları ve hatta korkuları bile değişiyor.
Alanya, daima dinamik bir nüfusu taşıyabilen ve nüfusun gerekliliklerine uygun değişim yaşayabilen bir şehir.
Sosyal yapısı itibariyle çok uzun dönemde çok büyük değişimler yaşadığı ortada. Endişe duymamız gereken bir nokta varki o da ; Alanya’nın kayıplar vermeye başlayan kültürel kimliği.
Alanya bir akşam vakti hiçbir korku yaşamadan tasasızca caddelerinde yürüyebildiğimiz, çocukluğumuzda iskelesinde gecenin bir yarısı ailemizle dondurma yediğimiz, kalesinde, terasında kalabalıklar halinde çayımızı içebildiğimiz ve tüm bunları güven içinde yapabildiğimiz küçük bir şehir değil artık.
Her yıl yaşanan nüfus eklentileriyle hızlı bir değişim yaşanıyor şehirde.
Hep büyüklerimizden dinleriz Alanya’nın eskiden sessiz sakin bir şehir olduğunu.
Herkesin birbirini tanıdığı, hangi evin kime ait olduğunun bilindiği bir sahil kenti.
Annem anlatır; küçüklüğünde otogar civarındaki evlerinden orman işletmesinin yanındaki dayısına akşam oturmasına giderlermiş. ‘Tabi şimdiki gibi yol, sokak nerdee’ diye de ekler. Asıl şaşırdığım konu, gece vakti sokak lambası falan da yokken nasıl geri dönerlerdi.
Annem ‘N’olcak herkes herkesi tanırdı kızım korkacak bir şey yoktu, şimdiki gibi değildi’ dediğinde anladım şimdilerde yolumuz, sokağımız belli belki ama yoldan çıkan, yolumuza çıkan da çok.
Aynı şeyi ben de denedim bir akşam.
Anıttan Orman İşletmesi istikametine doğru Karayolları Parkında yürüdük iki arkadaşımla.
Tesadüf budurya o akşam elektriklerin de kesileceği tuttu.
Yarı aydınlık yürüdük kaldırımda, öyleki karşıdan geleni 5 metre yaklaşmadan önce göremiyorsun.
Malum olacağı üzere karşılaştığımız, hiç hoş olmayan manzaraları yazmayacağım. Gelmeye çalıştığım konu ‘Alanya’da güvenlik açıkları var’ değil.
Ulaşmayı amaçladığım nokta toplum yapısındaki bozulmalar. Bu bozulmaları en aza indirebilmek için yapmamız gereken ortak geçmişimizi ve toplumsal kültürümüzü unutmamak, gelecek kuşaklara bu kültürü özümsetmek.
Sözde daha medeni olduğumuz bu çağda insanlar olarak birbirimize karşı tahammülümüzü kaybetmiş rezil bir haldeyiz dersem bana kızmayın lütfen.
Artık insanlardan korkmak için onları tanımamamız yetiyor.
Tanımadığımız her insandan çekinebiliyoruz hatta bazı endişeler nedeniyle artık insanlarla konuşmaktan aciziz. İnsanın insana yabancılaştığı bu süreç şehirlerin bütün kültürel birikimini de alaşağı ediyor.
Alanyalı Alanyalı olmayanı ‘el’ diye nitelendirmekten çekinmezken, başka şehirlerde doğup Alanya’da yaşamaya devam edenlerin kimisi de Alanya’yı kendi şehri gibi benimseyip korumakta sınıfta kalıyorlar.
Alanya’da toplumun bir araya geldiği, insanların kalabalıklar içinde sosyalleştiği, kaynaştığı ve bu sayede toplumsal uzlaşmanın sağlandığı pek çok etkinlik var.
Her yıl yapılan Turizm ve Sanat Şenliği, Gökbel Yağlı Güreşleri, Jazz Festivali, Vakıf ve Yurt kermesleri, konserler vs aklıma gelmeyen birçok organizasyon.
Tüm bunlar insanları bir araya getirmek için yeterli çalışmalar. Daha az önemsediğimiz şey aslında Alanya’nın alışkanlıkları.
Yörük kültürü, yaylacılık alışkanlığı, yerel ağzı, ipek böceği, düğünü, gülüklü çorbası, pekmezi, öküz helvası, portakalı, limonu…her şeyi.
Kentin ve kentlinin belleğini oluşturan, fark yaratan ve özgün içerikli, bizi bize hatırlatan bize katılana anlatan, çocukluğumuza ve anılarımıza ait gelecek kuşaklarımıza emanet edebileceğimiz toplumsal birikimimiz.
Alanya’da bu saydıklarımı tanıtabileceğimiz bir ‘KENT BELLEĞİ MÜZESİ’ ne sahibiz. İçeriği ne kadar ikna edici bilemem ama böyle bir çalışmanın yapılmış olması dahi umut verici.
Benim düşüncem ise bu belleğin müzelik edilmesinden ziyade yaşatılması. Kültürü duvarlar içine sığdıramayız sevgili dostlar. Kültür sokaktadır, kaldırımdaki ağacın altına taburesini koyan esnaftır kültür, Tophanedeki evine her gün aynı arnavut kaldırımlı sokaktan elinde ekmekle giden amcadır, Kızılalan’da pikniğini yapıp dönüşte Bektaş’tan suyunu içen ailedir kültür. Yeni organizasyonları bu yaşatılması gerekli nadide değerleri ön plana çıkaracak nitelikte tasarlarsak bir araya gelip sosyalleştiğimiz zamanlarda oluşturacağımız kültürel bağ bir ‘urgan’ gibi sağlam olacaktır. Bu bağ ile asgari müştereklerimizin sayısı artarken birbirimize olan saygımız da artacak ve daha güven dolu bir toplumda yaşamaya olan hasretimiz sona erecektir.
Hepimiz bu belleğin bir parçasıyız, peki parça parça bir toplum olmaya razı mıyız?