“Doğa yalnızlığı hiç sevmez, her zaman adeta bir dayanak arar, en tatlı dayanak da yakın dosttur.”
Cicero
Bugün pozitif psikolojinin getirdiği (biz de dünden razıymışız) okkalı bir yalnızlığın içinde yıkılanı yeniden onarmak, örülen duvarı yeniden yıkmak epey bir zaman alacak. Burada aklıma bir Japon metoforu geliyor. Gerçi bu, ilişkilerden çok bireyle ilgili biraz. Kendimizi onarmadan ve daha güçlü olmadan hangi yeniliğe sağlam adım atmış oluruz ki?
Dostlukların hikayeden öteye geçmediği bir döneme girdik, hem de ışık hızıyla. Sosyal medyada paylaştığımız her hikaye gerçek mi? Süresi en fazla 24 saat, etkisi peki?
Hangi dost kaşımız çatılmadan, gözümüz dolmadan bizi anlayabiliyor? Ya da hangi yakınımız bizi gerçek anlamda dinliyor?
Eminlik duygusu da böylece tarihe karışıyor. İyi gün dostları ve kötü gün aynası…şanslı olanlar da var tabii.
(Yakın zamansa siteye taşınan yeni komşular geçtiğimiz patikayı biraz da daraltarak bize komşuculuğun ve insanlığın öldüğünü bir kez daha gösterdi. Bunun için Alanya belediyesinin şikayetleri biraz ciddiye almasını rica ediyoruz.)
Her canlının kırılmayan bağlara ihtiyacı var. Sahi olana muhtaç. Bazen güzel şeyleri anlatmak için, bazen paylaşmak için.