Mükemmel bir bedene sahip olabileceği hayalini kuran biri, mükemmel beden fotoğraflarına daha kolay kanıyor.
Kandırılmıyoruz aslında. İnanmak istediğimiz yalanlar var.
Bir gün bedenimiz değiştiğinde kendimizi daha çok seveceğimize, daha değerli hissedeceğimize, hayatımızın da onunla birlikte düzeleceğine inanmak istiyoruz. Karşımıza çıkan görüntüler de tam bu inancımıza sesleniyor.
Oysa kusursuz gördüğümüz şey çoğu zaman yalnızca seçilmiş bir an. Uygun ışık, doğru açı, düzenlenmiş bir görüntü… Görüntünün dışında kalan hayatı bilmiyoruz. Bedenin yorulan, değişen, yaş alan tarafını görmüyoruz.
Sonra kendi bedenimize dönüyoruz.
Çatlaklarımıza, selülitlerimize, fazlalık olarak gördüğümüz yerlere… Kendimize bir bütün olarak değil, düzeltilmesi gereken parçalar üzerinden bakmaya başlıyoruz.
Belki de asıl mesele beden değil.
İnsanın kendinde kabul edemediği ne varsa bazen bedene yerleşiyor. Yetersizlik duygusu kiloya, sevilmeme korkusu görüntüye, yaş alma kaygısı yüze taşınıyor. Böylece içeride çözülmeyen şey, dışarıda düzeltilecek bir kusur gibi görünmeye başlıyor.
Hiçbirimiz bütünüyle pürüzsüz değiliz.
Yalnızca bedenimizde değil; düşüncelerimizde, ilişkilerimizde, kendimizle kurduğumuz bağda da çatlaklarımız var. Birbirine uymayan taraflarımız, bakmaktan kaçındığımız yanlarımız, kendimize bile açıklayamadığımız çelişkilerimiz var.
Belki farkındalık, kendimizi her hâlimizle güzel bulmak değildir.
Kendimize yalnızca güzel olduğumuzda değer vermediğimizi fark etmektir.
Bedenimize baktığımızda ne gördüğümüz kadar, ona hangi gözle baktığımızı da görebilmektir.