Alanya’da yıllardır aynı nakaratı dinliyoruz: “Turist geldi mi, gelmedi mi? Paralı mıydı, parasız mıydı? İşletmeler kazandı mı, kazanmadı mı?” Bu söylemler artık kulaklarımızda yankılanan bir serzenişe dönüştü. Maliyetlerin arttığı, kazancın azaldığı, sezonun nasıl çıkacağına dair endişelerin yükseldiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Temmuz–Ağustos ana sezonu bitmek üzere, sonrası ise işletmeler için adeta bir piyango.
Asıl mesele, yıllardır bir türlü düzene koyamadığımız fiyat politikası.
Geçen yıl bir yerde 500 TL’ye portakal suyu satılırken, başka bir yerde bir top dondurmaya 10 euro istenmesi normal midir?
Şikâyetler duyulduğunda müdahale ediliyor belki ama duyulmayanlar ne olacak?
Aynı standarda sahip iki işletmede farklı fiyatlar görmek, aynı kalite tişört için afaki rakamlara şahit olmak ya da aynı güzergâhta farklı fiyatlarla gezi turu düzenlenmesi serbest piyasa bahanesiyle geçiştirilemez.
Eskiden 15 Mart’ta başlayan sezon kasım sonunda biterdi. Şimdi ise haziranda başlayıp başlamadığı bile belli olmayan, kimsenin memnun olmadığı bir sezon var. Bir yandan 12 ay turizm yapalım, çeşitlendirelim deniyor; diğer yandan deniz kirliliği, pahalılık, farklı fiyat uygulamaları ve standarttan uzak hizmet anlayışıyla yol almaya çalışıyoruz. Bu tablo rahat sürdürülebilir bir tablo değil.
Bu arada İşini düzgün yapan, standart üstü hizmet veren işletmelere sözümüz yok. Bu karmaşada onlarda arada kaybolup gidiyor.
Oysa turizmin özü sadece tanıtım yapmak, turisti getirmek, konaklamayı sağlamak değildir. Asıl mesele, hizmeti ve kaliteyi tavizsiz bir şekilde sunmaktır. Hijyen, davranış, misafirperverlik ve kültürel değerlerle bu işi pekiştirmek gerekir.
Herkesin kendine çeki düzen verip standartları yakalaması şart olmuştur.
Unutmayalım ve özellikle bir kez daha belirtelim; Alanya’nın turizmde geleceği, sadece gelen turist sayısına değil, verilen hizmetin kalitesine, fiyatların adaletine ve kültürel misafirperverliğe bağlıdır. İşte tüm bunlar dört dörtlük olursa hem nitelikli turist gelecek hem de sezon hiç bitmeyecektir.
Bu günlükte yazımıza ‘’Bugün ah demesini bilmezsek, yarın vah demek zorunda kalacağız’’ diyerek son noktamızı koyalım.
Kalın sağlıcakla…