Düşünmek istediğinizde denize karşı oturun, ufuk çizgisine odaklanın, denizin sakinliğine, dalgaların coşkusuna bırakın kendinizi.
Hayat da deniz gibi…
Kimi zaman sakin, kimi zaman coşkun.
Peki seçim şansınız olsaydı siz nasıl bir denizde yaşamayı seçerdiniz? Dalgalı mı? Sakin mi?
Deniz kimi zaman berraktır, kimi zaman bulanık. Hayatınız ne zaman bulanır fark ettiniz mi? 
Yalan, ihanet, hayal kırıklığı, terk edilme… Hangilerini yaşadınız kim bilir…
Güvenmek… Ne geliyor bu kelimeyi görünce aklınıza? Yazıyı okumaya devam etmeden önce bir süre düşünün. En yakın anılarınızdan geçmişe doğru bir yolculuğa çıkın anılarınızda.
Hissettiğiniz ilk duyguyu nasıl tanımlarsınız? Olumlu muydu? Olumsuz mu? Neler deneyimlediniz güven konusunda?
Kime güvenmek istediniz en çok?
İlk nerede yaşadınız hayal kırıklığını?
İlk kim zedeledi güveninizi?
Ya siz bir başkasında bu etkiyi yarattınız mı?
Gözden geçirin yaşadıklarınızı.
Sorularla geçen bir yazının sonunda anlamış olmalısınız; bu hafta ben değil sizler anlatacaksınız, ancak yalnızca kendinize;) Yüzleşme diyebiliriz belki de…
Acıda uzaklaşma adına halının altına itiyoruz yaşadıklarımızı, bilinç altının derinliklerine gömüyoruz incinmişliklerimizi. Düşünmüyoruz, yüzleşmiyoruz duygularımızla.
Bir farklılık yapın bu defa. Denize bırakın kendinizi, düşünün yaşadıklarınızı. Anılarınızı canlandırın, duygularınızı yaşayın. Daha rahat nefes almaksa amacınız, o halının altına itilenleri temizleyin önce.
Ortalık biraz karışabilir, toz dumana katılabilir. Duygu patlamaları yaşayabilirsiniz. Bırakın yanar dağ patlasın, içini kussun.
Öbür türlü sürekli çalkalanan asitli içecekler gibi; patlamaya hazır, açmaya korkar olursunuz.