Yazıya kafadan “gazete sayfalarının kurşun harflerle dizilip, tipo makinelerde basıldığı dönemler” diyerek girsem kendimi olduğumdan daha “yaşlı” hissedeceğim…
Durduk yerde kendi kendimin psikolojisini bozmamak adına en sağlamı lafı hiç dolandırmadan direk tarih vermek…
1980’li yılların ikinci yarısı…
Bu mesleğe ilk adımımı attığım gazetedeki “musahhihlik” görevinden, “muhabirlik” görevine yeni terfi ettiğim dönemler…
Gazetenin Yazı İşleri Müdürü’nün gözüne girip, kuru bir “aferin” alabilmek adına polis-adliye-hastane üçgeninde haber peşinde mekik dokuduğum yıllar yani…
İşte o dönemlerde Konya’ya yeni bir vali atandı…
Atanır atanmaz da kulaktan kulağa bazı “efsaneler” yayılmaya başladı…
“Efsane” dediğim, memlekete yeni atanan valiyle ilgili olaylar…
O dönemlerde bırakın twitterı, facebooku, cep telefonu bile henüz icat edilmediği için bu tür olaylara ulaşmak, bilgi sahibi olmak şimdiki kadar kolay değildi...
Bilgi sahibi olabilmek için en sağlıklı yol “kulaktan kulağa” yöntemiydi…
“Gazeteci” olarak bu yöntemle edindiğimiz bilgilerin doğruluğunu “teyit” etmek için mücadele etmekten “anamız ağlardı” ayrı mevzu…
“Hata yapma” şansımız da yoktu, lüksümüz de…
İşte tam da bu şartlar altında muhabirlik yapmaya çalışırken, sıklıkla duymaya başladığımız “vali efsaneleri” kafamıza takıldı…
Özellikle geceleri Konya sokaklarına çıkıp, “tebdili kıyafetle” tek başına dolaşarak, karakolundan tutun hastanesine, meyhanesinden tutun pavyonuna kadar her yere uğrayıp, “denetleme” yaptığını duyduğumuz yeni valinin bu hallerini mutlaka ama mutlaka fotoğraflayıp, haber yapmamız lazımdı…
Bu amaçla, valilik binasının önünde günlerce, gecelerce nöbet tutup, valilik lojmanının önünde sabahlara kadar beklediğimiz zamanlar çok oldu ama nafile…
Bir kere bile “tebdili kıyafet” gezerken yakalayamadık valiyi, haber falan da yapamadık tabiki…
Aradan birkaç ay geçtikten sonra “halimize acımış” olacak ki, kendisi çağırdı bizleri…
“Tebdili kıyafet” yaptığı denetimlerle ilgili oldukça geniş bir açıklama yapıp, nedenlerini ve sonuçlarını anlattı bir bir…
İşte bu vali ben diyeyim üç, siz deyin beş ay sonra Konya’da “imparator vali” olarak anılmaya başlandı…
Kaymakamlığından valiliğine kadar görev yaptığı her yerde halkla o kadar “iç içe olup”, sokaktaki vatandaşa kendisini o kadar çok sevdirmiş ve saydırmış ki, “imparator” lakabını bileğinin hakkıyla, yüreğinin gücüyle almış ve sonuna kadar da “hak etmiş” bir valiydi…
Gazetecisinden simitçisine, siyasetçisinden meyhanecisine kadar herkes, her kesim o kadar çok sevdi ve saydı ki o valiyi, bugün bile hala hafızlardaki yerini koruduğunu çok iyi biliyorum…
Garibanla “gariban” olan, hastanın dilinden anlayan, “devlet babanın şefkat elini” sokaktaki vatandaşın hissetmesi adına her daim “halkın içinde olan” o valinin adı Kemal Katıtaş…
30 yıla merdiven dayadığım meslek yaşamımda asla “unutamayacağım” ve hep “sevgiyle, saygıyla, rahmetle” anacağım bir devlet adamıydı benim için…
“Rahmetle” diyorum çünkü 1987 yılında Konya’daki makam odasında görev başındayken geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda etti…
Niye mi anlattım hala unutamadığım “imparator valiyi”…
Şunun için…
Alanya Kaymakamı Dr. Hasan Tanrıseven’de de aynı tavırları, aynı çizgiyi, aynı duyguları, aynı bakış açısını, aynı duruşu görüyorum…
Hastaneye gidiyor, halk otobüsüne biniyor, ailesi ile bir cafeye gidip çay-kahve içiyor, esnafı ziyaret ediyor…
Ediyor da ediyor…
Gece-gündüz demeden sürekli halkın içinde…
Ve en önemlisi de şu…
Tüm bunları yaparken gerçekten “samimi duygularla” yapıyor…
“Laf olsun torba dolsun” ya da “şov olsun” diye değil yani…
Kaymakam Tanrıseven’in bu hallerine “için için gıcık olanlar” vardır belki, tam olarak bilemiyorum ama hiç önemli değil…
Alanya halkı kaymakamını sevip, bağrına bastı bir kere…
Bu sevginin gün geçtikçe “katlanarak büyüyeceğini” görebilmek için de, ne “müneccim” olamaya gerek var ne de “müneccimle aynı yatakta yatmaya”…
Vitesi “yediye takan” Kaymakam Dr. Hasan Tanrıseven’i izlemeye devam edin yeter…
Bu arada…
Gönlümdeki “imparator devlet adamı” olan rahmetli Kemal Katıtaş’ın bu lakabı, Dr. Hasan Tanrıseven’e de çok yakışır doğrusu…
“İmparator Kaymakam”…