Her ne kadar “az kullanılmış” olsa da, “hor kullanma” nedeniyle zaman zaman bazı arızalar çıkarabiliyor…
Yaradılış itibarı ile “siyaha çalan” renge sahip olan kaporta-boya kısmında yer yer “beyaz çizikler” olmasına rağmen, “dış görünüş” itibarı ile hiç de fena değil aslında…
İş başa düştüğü anlarda, “işi kurtaracak” kıvamda yani…
Gel velakin, yukarıda da vurguladığım gibi “hor kullanma” nedeniyle “iç aksamlar” ister istemez arızaya geçebiliyor durduk yerde…
Her arıza çıkardığında ille de kendini “tamir ettirme” gibi bir alışkanlığı yok ama, özellikle “yürüyen aksamı” fazlaca etkileyen bir arızadan dolayı “zorunlu olarak” kendini tamir ettirmek durumunda kaldı geçtiğimiz günlerde…
Şeyden bahsediyorum, hasbelkader bu köşenin yazarı olan şahsımdan…
Çok ama çok uzun yıllardır bünyemde barınmasına müsaade ettiğim “bel fıtığı” denilen illetten kurtulabilmek adına yaklaşık 10 gün önce gözümü karartıp, yattım neşterin altına…
İyi ki yatmışım…
Ve iyi ki Alanya Devlet Hastanesi’nde yatmışım…
Şöyle ki…
Sizlerde bilirsiniz, bizim insanlarımız, “Devlet Hastaneleri” konusunda hep “önyargılı” olurlar…
Devlet Hastaneleri’nde verilen hizmetleri sürekli “küçümseyip”, hep “baştan savma” işler yapıldığına inanırlar…
Ama inanın kazın ayağı hiç öyle değil…
En azından “Alanya Devlet Hastanesi” için bunu gönül rahatlığı içerisinde söyleyebilirim…
Özünde “polis-adliye-hastane muhabirliği” yatan bir gazeteci olarak çok iyi bildiğim hastane ortamı, Alanya Devlet Hastanesi’nde bir başka güzel gösteriyor kendini…
İlgi, alaka, alet, edevat, güler yüz, sevgi, şefkat…
“İnsana dair olan” ne varsa hepsi mevcut…
Bu güzelliklerin en birinci müsebbibi de Başhekim İsmail Başaran elbette…
Tam da soyadına yakışır bir şekilde Alanya Devlet Hastanesi’ni o kafalarımızdaki “baştan savma” işler yapan kurum olmaktan kurtarıp, “zengin-fakir” ayırımı yapmadan, kapısına gelen herkese “şefkat elini” uzatan bir kurum haline getirmeyi başarmış…
Sadece “doktor” ya da “başhekim” olarak değil, “insan” olarak da harika bir adam İsmail Başaran…
Sohbeti keyifli olduğu kadar, Alanya ile ilgili tespitleri de çok yerinde…
İsmail Başaran’ı tanıdıkça, “keşke Alanya’nın böyle aklı başında, böyle çözüm üreten, böyle çalışkan ve böyle başarılı bir temsilcisi olsa Ankara’da” diyesi geliyor…
Bu bir…
Ve iyi ki, yürüyen aksamında çok uzun yıllardan beri “aksama” olan bu 1967 model ürünü, Beyin ve Sinir Cerrahı Operatör Doktor Birol Özkal’a emanet etmişim…
Bir doktor, ameliyat edeceği hastasını ancak bu kadar “motive” eder…
“Haşmetli göbeğimle” yattığım sedye ile, sanki “neşter altına yatmaya” değil de “okeye dördüncü olmaya” gidiyor gibi hissettim…
Ya da ne bileyim, kızlarla “pijama partisi” yapmaya gidiyor gibiydim sanki…
Uzun lafın kısası, Alanya Devlet Hastanesi başhekimiyle, doktoruyla, hemşiresi, hastabakıcısı, amiri-memuruyla “10 numara hizmetin” yanı sıra, insana “güven veren” bir kurum haline gelmiş…
Emeği geçenlere “teşekkür” etmezsek çok ayıp etmiş oluruz, bu iki…
Öte yandan…
Geçirdiğim ameliyatın öncesinde ve sonrasında yakın ilgi ve alakalarını esirgemeyen, başta Alanya Kaymakamı Dr. Hasan Tanrıseven ile patronlarım Hilmi Karagöz ve Mehmet Ali Gürses olmak üzere herkese sonsuz teşekkürlerimi sunarım…
Ayrıca…
“Yatağa mahkum” olduğum dönemde bakımımı üstlenip, menemen gibi son derece lezzetli yemekler yapan büyük oğlum –ki kendisine halk arasında birader diye hitap ederim- Alperen İpbüker’e ve tam bir “dostluk örneği” sergileyerek, gece-gündüz demeden hep yanımda olan çocukluk arkadaşım sevgili Yüksel Soylu’ya ayrıca teşekkür edip, alınlarından öpüyorum…
Bu arada…
Üç-beş gün yattım diye Alanya gündeminden de kopmuş falan değilim…
Zorunlu olarak ayrı kaldığımız günlerin acısını fazlasıyla çıkartacağız, merak etmeyin…
Yürüyen aksamı da tamir ettirdim ki, bundan sonra beni tutabilene “aşk olsun”…
Olsun olsun, “aşk güzel şey” vesselam…
Mevzuyu son dakikada yine “aşka” bağladım ya, hakikaten “iflah” olmam ben...