Perşembe günü mutadım olduğu üzere, haberleri gözden geçirirken, şu ifadeye rast geldim: Adalet Bakanına, yargıya olan güvenin düştüğü eleştirisi yönetildiğinde, bu güveni ölçecek en büyük endeksin kalbi olduğu söylemiş. Aslında ülke vatandaşlarının kurumlarına olan güveni, dolayısıyla demokrasiyi ölçen anketler mevcuttur. İngiltere merkezli The Economist gazetesi her yıl altmış farklı soruya, her ülkenin vatandaşları tarafından verilen cevaplara göre ülkelerin demokrasi standartlarını ortaya koyuyor. Bu altmış soru ise, beş kriteri tespit amaçlı. Bu kriterler:

1- seçim süreçleri ve çoğulculuk
2- temel hak ve özgürlükler
3- hükümetin işleyişi
4- politik katılım
5- politik kültür


2019 yılında yayımlanan bu ankete göre Türkiye 167 ülke arasında 101. sırada. On puan üzerinden dört puan almış ve kategori olarakta hibrit demokrasiler arasında. Peki, gazetenin anketine göre hibrit demokrasi ne demek? Hibrit demokrasiler, seçim yapan, bununla beraber muhalefet üzerinde baskı kuran; yargı bağımsızlığının olmadığı; yaygın yolsuzluğun mevcut olduğu; medya üzerinde baskı olduğu; gelişmemiş bir demokrasiye ve düşük katılımlı siyasete sahip olan ülkeler.

Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, isteyen herkes kendisine göre Türkiye'yi dünyanın en iyi demokrasisi olarak nitelendirebilir ama yukarıda hibrit demokrasiyi tanımlayan bütün özellikler Türkiye'de mevcut. 2019 İstanbul yerel seçimlerinden sonra, artık Türkiye bir hibrit demokrasi dahi değil. Bunu görmek için Türkiye'den son beş yılda çıkan sermayeye ve milli gelirdeki daralmaya bakmak yeterli. Anket verileri, Türkiye'nin puanının düşmesiyle Türkiye'deki ekonomik bütün verilerde paralellik içinde. Cumhurbaşkanının kurduğu hükümetten kendi iradesi ile istifa dahi edemeyen bakanların bulunduğu bir ülkede, bugünden sonra güven artırmaya yönelik tedbirlerin uzun vadeli sonuçlar doğurması mümkün değildir. Türkiye'nin bugün geldiği noktada yaşadığı sıkıntılar sadece ekonomi ve COVID ile açıklanamaz.

Geçen ay Enis Berberoğlu hakkında verilen Anayasa Mahkemesi kararına direnme gibi, hukukla alakası olmayan, siyasi kararlar verebilen mahkemelerin bulunduğu bir ülkede güven nasıl olabilir? En yüksek mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin kararına dahi itibar edilmeyecekse, kimin kararı geçerli olacak? Bu kurumların hükümette temsilcisi olan bakan ise hala, en güvenilir endeksinin kendi kalbi olduğunu söylüyor.