Yıllar evvel yazarlık tecrübemin ilk günü de bu başlıkla yazmıştım: KENDİNİ BİL.
Cennet mekan hemşehrimiz Kaygusuz Abdal’ın bu sözü yalnız bana değil, siyasetçiye, bürokrata, gazeteciye, sporcuya hepimize ışık olsun yol göstersin. Dünyaya geliş sebebimiz bilmek, öğrenmek.
Kendimizi, çevremizi, insanları, insanlığı, dünyayı, kozmo ve mikro alemleri, Allah’ı...
Bildiklerimiz de olacak yanıldıklarımız da.
Yanlışlarımız da...
Burada Epistemolojik tartışmalara girecek değiliz. İnsanoğlu ne kadar da az bildiğini anladığı gün zaten en önemli adımı atmış olacaktır.
Buradan sizlere bazen Alanya, bazen Türkiye gündemi ile ilgili konular paylaşacağım. Bazen de sizlerin hiç bilip duymadığı olayların perde arkasını aktarmaya çalışacağım. Çözüm önerilerim de olacak elbette. Kökten yandaş ya da kökten protest bir tutum içinde olmayacağım. Burayı sadece kendi siyasi kimliğimin penceresinden propagandaya yönelik bir köşeye dönüştürmek de doğru olmaz. Biraz daha evrensel değerler üzerinden bakmaya çalışacağım.
Girizgahı uzattığımın farkındayım. Bunu yirmi yıla yaklaşan ayrılığa verin. Girizgahla yazıyı bitirmek de olmaz.
Gelin şu sıkıntılı günlerimizde bize iyi gelecek bir deneyle yazıyı sonlandıralım.
Elimize bir dosya kağıdı alıp sağına değiştirip düzeltebileceğimiz şeyleri; soluna devletin, hükümetin, küresel güçlerin, doğaüstü güçlerin, iklimin, doğa koşullarının hükmettiği ama bizim değiştirmeye asla gücümüzün yetmediği şeyleri yazalım.
Şimdi düşünelim...
Günlerdir hatta yıllardır biz kağıdın sağını mı konuşuyoruz yoksa solunu mu?
Çoğumuz değiştiremeyeceğimiz şeyleri konuşup dertlenmekten, sızlanmaktan haz ederiz. Oysa ki odağımıza değiştirebileceğimiz şeyleri alsak başaracağız belki de.
O nedenle sızlanmayı bırakalım.
SÖYLENMEYİ bırakıp SÖYLEMEYE başlayalım.
Madem ki bu yıl bitti.
Önümüzdeki yılı konuşmaya başlayalım.
Havanda su dövmeyelim, söz dövelim.
HOŞÇAKALIN....