Şaka yapmıyorum ve çok samimi söylüyorum, siyasi partilerin “en tepesindeki” isimlerden birisi gelse ve şahsıma, “gel seni milletvekili yapalım” diye teklifte bulunsa, hiç ama hiç “tereddüt etmeden”, “Allah razı olsun, ömrün de uzun olsun, benim o taraklarda bezim olmaz” diyerek, nazik bir şekilde teklifi geri çeviririm…
“Amma desteksiz salladın” diye düşünüp, “kediyle ulaşamayacağı ciğer” arasındaki ilişki gelebilir aklınıza belki ama, cidden öyle…
Laf aramızda, vakti zamanında geri çevirdiğim teklifleri buradan anlatacak olsam, hem sığmaz, hem de “bu adamın aklıyla zoru var” diye düşünürdünüz ki, adımı durduk yerde “akılsız herife” çıkarmaya hiç niyetim yok…
Her neyse, uzatmayalım…
“İyi de neden istemezsin” diye meraklananlarınız için anlatayım…
Birincisi, “siyaset yapmak” bana göre bir iş değil…
Bu cümle “yanlış anlaşılmasın” sakın…
Kastettiğim şey, “siyaset yapmanın zorlukları”…
Yoksa bizim memlekette yıllardan beri herkesin ağzında “naneli sakız” haline gelmiş olan, “siyaset yapmak için iyi kıvırmak lazım” yok efendim, “siyaset yapmak dürüst adamların işi değil”, ya da ne bileyim, “yalan söylemeyi bilmeyen adam siyaset yapamaz” gibi, bana göre saçma sapan fikirlere sahip değilim…
Amacım, siyasete ya da siyasetçilere durduk yerde “çamur atmak” değil yani…
Kim ne derse desin, bu memlekette “siyaset yapmak”, zamanını, parasını, emeğini, hatta hayatını siyasete adamak, memleket için feda etmek, öyle “hor görülecek” bir durum değil, tam aksine “takdir edilecek” bir durumdur…
Dediğim gibi, zordur, her anlamda fedakarlık ister…
Ayrıca “sorun üreten” değil, “çözüm üreten” bir yapı da ister…
Tıpkı, Alanya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Şahin’de olduğu gibi…
Bakın, şunu peşin peşin söyleyeyim…
Bu yazı, bazı “aklı evvellerin” algılayacağı gibi bir “yalakalık” yazısı değildir…
Hiç kimse şahsıma “otur ve böyle bir yazı yaz” demedi, diyemez de zaten…
Yeri geldi işimden kovuldum, aylarca “işsiz, parasız kaldım” ama, kendimden başka hiç kimsenin “kalemşörü” olmadım…
Çeyrek asrı çoktan devirdiğim meslek yaşamım boyunca buna “asla ve asla” izin vermedim çok şükür…
Bu saatten sonra hiç vermem…
Bu “ince noktayı” açıkladıktan sonra dönelim mevzumuza…
ALTSO Başkanı Mehmet Şahin, bu memleketin yetiştirdiği, bu memlekete çeşitli görevler altında uzun yıllar hizmet etmiş olan ve şimdilerde de bu hizmetlerini “ALTSO Başkanı” olarak devam ettiren bir isim…
Benim ölçüm de bu oldu işte…
ALTSO Başkanı seçildiği günden bu yana yaptıkları ve yapmak istedikleri yani…
Bu koltukta otururken, “sürekli sorun üretip, bahanelerin arkasına mı sığınıyor”, yoksa “çözüm mü üretiyor”…
En önemli kriter bu işte bana göre…
Mehmet Şahin’in, koltuğa oturduktan hemen sonra ortaya koyduğu icraatlar hepimizin malumu, buradan “papağan gibi” tekrar etmenin anlamı yok…
Eğer bilmeyenleriniz varsa, yerim, yurdum, telefon numaram belli, gelin anlatayım uzun uzun…
Şimdi gelelim durduk yerde beni “coşturan” son olaya…
Alanya’da yayınlanan günlük gazetelerin dünkü manşet haberlerini görmüşsünüzdür mutlaka…
ALTSO Başkanı Mehmet Şahin’in, ALTAV ile ilgili yaptığı tespit ve açıklamalar vardı…
Ne diyor Şahin…
“300 bin lira gibi komik bir bütçe Alanya’nın tanıtımına yetmez, eğer istersek bu bütçeyi en az üç milyon lira yapabiliriz”…
İşte, yıllardan beri Alanya’nın tanıtım anlamında “en önemli sorunu” olan bu konuya el atıp, en önemlisi de “çözüm önerisi” sunması yeter de artar bile…
Bu konunun detayları önümüzdeki günlerde yeniden ele alınır, Şahin’in önderliğinde ALTAV’ın bütçesi üç milyon liraya çıkar ve Alanya “tanıtım anlamında” 20 yıldır alamadığı yolu, 20 ayda alır,  falan filan…
Bunlar ayrı konular…
Asıl demek istediğim şu…
Her partiden pek çok ismin “milletvekili adayı” olarak konuşulduğu şu günlerde, Mehmet Şahin ismini önemseyelim, hem de “çok önemseyelim”…
Adam, “ben sorun değil, çözüm üretirim” diyor…
Hem de “yaptığı icraatlarla bas bas bağırarak”…
Daha ne olsun yani…
“Bundan iyisi, Şam’da kayısı” derler bizim oralarda…

- - - -