Günlerdir yurdun tamamında etkili olan yağışlar Alanya'ya da uğramadan geçmedi. 
Yaz aylarına girdiğimiz şu günlerde bu durum pek beklendik bir durum değil. 
Özellikle güney kıyılarında kış aylarında dahi günlerin güneşli geçmesi sebebiyle yazın ilk günlerinde gelen yağış bizleri biraz şaşırttı. 
Fakat daha önceki yazılarımdan birinde de belirtmiştim; yağmuru berekettir diye karşılar benim iyi niyetli hemşerim. Esasen öyledirde. Su berekettir. 
Birkaç gündür televizyonlarda yurdun çeşitli yerlerinden yağış haberleri alıyoruz. Bu haberler ne yazıkki daha çok seller, su baskınları, insanların evlerinde ve iş yerlerinde uğradıkları zararları vs içeriyor. Bu durum elbetteki üzücü. Ülkenin en yoğun nüfusunun yaşadığı ve bir dünya şehri diye kabul edilen İstanbul'da bile, mevsim normallerinin üstünde gerçekleşen yağış şehri adeta talan edebiliyor. 
Türkiye'nin en büyük yatırımlarının yapıldığı, özgeçmişinde " Avrupa Kültür Başkenti" gibi bir etiketi taşıyan, olimpiyatlara aday olmak için yıllardır mücadele veren şehirde sanki 'yağmur' hiç kesaba katılmamış gibi. Bu durum kendi içinde ironik olgular barındırıyor. Marka şehir olma telaşesi İstanbul'a yağmurun yapacağı küçük şakaları hesap dışı bıraktırabiliyor. Ne yazıkki. 
İstanbul kendi çözümlerini arayadursun (!) biz gelelim Alanya'mıza. Bundan 15 sene öncesine kadar Alanya'da da nice seller gördük, geçirdik. Şükürler olsunki şimdilerde böyle sıkıntılar çok az yerde yaşanıyor. Çünkü Alanya altyapı ve drenaj sistemini bir çok şehirden önce başarılı biçimde uygulayabilmiş bir kent. 
Şehirler planlanırken bir çok nokta farkındalıktan uzak olabilir ve bu durum beklenmedik sonuçlara yol açabilir. Ama doğa faaliyetleri asla göz ardı edilmemesi gereken etkendir. Çünkü tüm kenti aynı anda etkileyebilecek tek güç doğanın gücüdür. 
Bu sebepledirki; Şehirlerin matematiğini yaparken doğayı da toplam hanesine yazmazsak doğa bize kendini en beklenmedik anda hatırlatır. 
Yeryüzünü planlarken gökyüzü daima aklımızın bir köşesinde olsun.