Malum, Alanya tarih boyu hep önemini koruyagelmiştir. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, pek tabii ki uluslararası kültür ve ticaret merkezlerine açılan kapısı olan limanı. Bu liman sayesinde ticari temasların yanı sıra eğitim ve kültürel temaslar da olmuştur. Öyle ki Anadolu’nun pek çok kentine göre bu manada ilk sıralarda idi. Yani eğitimsel ve kültürel etkileşim her zaman zirvede olmuştur. Alanya’nın Türk-İslam öncesi ve İslami dönem eğitim kurumlarını detaylıca anlatan makalelerimi daha önceleri haftalarca yayınlamış idim. Roma, Bizans, Selçuklu ekolü, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi eğitim kurumlarını detaylı olarak; isim isim, öğrenci ve öğretmen sayılarına, okutulan derslere kadar yazmıştım. Mesela Alanya’nın pagan dönemindeki dini eğitimlerin, Roma dönemindeki hem pagan hem de Hristiyanlık eğitimi veren, askeri eğitim veren merkezlerin, Selçuklu ekolü dönemindeki (Anadolu Selçuklu, Karamanoğulları, Alaiye Beyliği) medreseler, ahilik ve tekke eğitimleri, tersane, tophane, sürek avları gibi askeri eğitimlerden, Osmanlı’nın 16. yy’daki 3 medresesi, 13 adet dini eğitim merkezi, Mevlevihanesi, Bektaşi tekkeleri, 25 adet zaviyesi, 17. yy’daki 17 adet dini eğitim merkezi, 16 adet mescit, 6 adet tekke ve zaviye, 18. yy’daki 7 medrese ve 3 adet muallimhane, 19. yy’daki 11 medrese, önceki yüzyıl cami ve mescitlerine ilaveten dini eğitim merkezleri, 20. yy’daki medreseler, modern sıbyan ve rüştiye mektepleri, Cumhuriyet dönemindeki eğitim kurumlarından, örgün, yaygın, halk eğitimi merkezlerinden ve bazı özellikleriyle temayüz etmiş sembol eğitim kurumlarını detaylıca anlatmış ve Alanya Eğitim Tarihi’ne bir haşiye düşmüş idim.

Ancak beni hiç olmadığı kadar heyecanlandıran, etkisi altına alan, “Hah işte! Eğitim kurumu böyle olmalı” dedirten ve böyle bir devlet okuluyla muasır olduğum için, önce ilm’el yakin, sonra ayn’el yakin ve bir senedir de hakk’al yakin yaşadığım güzelliklerini çevreme, eğitim camiasına, milli eğitim yöneticilerine, akraba ve komşularıma anlata anlata bitiremediğim bir okul var Alanyam’da. Müsaadenizle siz kıymetli okuyucularıma da bundan bahsetmek ve bir hakkın teslimini bu mecradan da yerine getirmek isterim.

Alanya’da 200’ü aşkın okul ve kurum içinde, 3000’i aşkın öğretmen içerisinde elbette saygıyla, teşekkür hisleriyle anılması gereken pek çok okul ve öğretmen var. Özellikle liselerimiz var. Birbirinden değerli öğretmen ve idareci kadroları var. Hatta bir öğretmen çiftimiz ile ilgili müstakil bir yazıyı da yıllar önce Öğretmenler Günü’nde yazmış ve sanki bir vefasızlık hissinden kurtulmuş gibi rahatlık hissetmiştim. Bu yazımda da öyle olacak. Hem o okulumuza hem idarecilerine hem de öğretmenlerine karşı bu vefasızlıktan kurtulmuş hissi yaşayacağım. Her birisine karşı müthiş bir sevgi ve saygı duyuyorum. Bendeniz öğretmenliğin kitaptan değil de yürekten öğretildiğinde öğretmen olunduğuna inananlardanım.

Tarihimizdeki (bazı yönlerini tasvip etmesem de, kabul etmesem de) teorik ve pratik eğitim, öğretmen ve idarecilerin mesleki donanım ve heyecanlarının tam olduğu, öğrenciyi dağların, vadilerin, yoklukların arasından çekip çıkarıp da hem o yavruları hem de memleketimizi aydınlık yarınlara ulaştırmak üzere adeta hedefine kilitlenmiş, milli ve insani gerilimi tam birer güzellik haline getiren Köy Enstitülerinin hayranıyım. Eğitim fakültesi mezunu birisi olarak, Köy Enstitülerinin lafının geçtiği her yerde “Ben de eğitim fakültesi mezunuyum” demekten içtinap ettiğim, ar ettiğim ve eğitimciliğimi, gayret, aşk ve şevkimi asla ve kat’a kıyaslayamadığım bir haletiruhiye büründüğüm vakidir. Ancak son dönemde yukarıda bahsettiğim his ve heyecana beni gark eden çok mümtaz bir eğitim kurumumuz var. Yavrularımızın ortaokul eğitimi aldığı bir kurum: TAHİR TULUK ORTAOKULU. Okulun içine girer girmez hissedilen o duygular, yazımdaki ifadelerin ne kadar doğru ve haklı olduğunu adeta haykırıyor.

Öncelikle okulun banisi, memleketimizin güzide iş insanlarından Tahir Tuluk Beyefendi’ye en derin şükran hislerimi sunuyorum. Kendisini tanımıyorum. Ama güzel bir insan olduğunu, insani ve mesleki haslet yönüyle alkışlanacak meziyetlerinin olduğunu hep duyageldim. Allah birini bin etsin. Okulunda okuyan her bir çocuk başına tek büyük eğitimci olan Rabbim (Rab: Eğiten, terbiye eden demek) kendisine hem burada hem de ötelerde güzellikler sunsun.

Bir okulu okul yapan; öğretmenlere ve öğrencilere, hatta okulun diğer çalışanlarına da ruh ve dinamizm yükleyen, onları hedeflerine kilitleyen, motivasyon yönüyle ana kaynak olan, güvenilir bir baba, abi, kardeş, arkadaş, sırdaş olan, velilerle ve üst amirlerle gayet iyi ilişkileri olan, okulu ve öğrencileri için her daim oturup kalkan, onların dertleriyle dertlenen, sevinçleriyle mutlu olan, eğitim kurumunu ana güzergahından saptırmadan adeta pergel gibi olan, yani bir ayağı sabitkadem, diğer ayağı cihanı dolaşan, öğrenci, öğretmen, veli, çalışan, üst amir, okulun hayırseveri vb.’lerin gönül dünyalarında dolaşan, öğrenciyi gördüğü anda manen GBT’sini çıkartan, o anda ona göre eğitimsel reçeteler hazırlayan kişidir müdür. Bahsettiğim kişi saygıdeğer insan, eğitimci ve büyük idareci, her türlü övgüyü hak eden kıymetli Tamer Altınbaş öğretmenimiz. Aslında okul adına ilk dikkatimi çeken kendisi oldu. Adeta koskoca okulu içindekilerle birlikte sırtlamış, büyük hayallerinin peşinde onları da oradan oraya kanalize eder halde bulmuştum. Enerjisi, dinamizmi, eğitim sevk ve idare anlayışı, zekası ve tereyağından kıl çekme rahatlığındaki sorun çözme yeti ve kabiliyeti ile çok etkileyici gelmişti. Bu evsafta birisini hangi kuruma koyarsanız koyun orayı bulduğunun çok çok ötesine götürür. Zira cevher içinden, özünden kaynar, fokurdar, boş ve amaçsız duramaz. Bu yazımda sadece kendisini yazsam yeridir lakin o da bu devletin bir eğitimcisidir ve devletin emrettiği sorumlulukları ve velilerin emanet ettiği yavruları ile şahsında devleşen bir okul bulunca karşımda topyekûn mevzubahis yapmak durumunda kaldım.

Bir okulu, bir devlet okulunu “Neden öğrencisi yok bu okulun?” denilen bir kurumu öğrencisizlikten çekip çıkarıp, o dönemlerden “Acaba kime desem de benim çocuğumu da buraya yazdırsam?” diye araya birilerini koyma arayışına girme ihtiyacı hissedilen bir döneme getiren sebep nedir ve kimlerdir bu işin mimarı? Sorusu benim ana çıkış noktalarımdan birisi. Bu soruma kafamda cevap ararken, kendimce iyi ve sessiz bir gözlemci olarak pek çok soruma cevap buldum. Hem kendim ikna oldum hem de mutlu oldum.

Müdür Bey bu okulun ana lokomotifi. Öğretmenleri ise hakları asla ödenmeyecek kadar yüce olan eğitim serdengeçtileri. Öğretmenler için Müdür Bey bir idol ve iyi bir takım kaptanı olarak görülüyor. Mesela şu ruh asaleti bir eğitim kurumunun sıradan dört duvarı olan resmi bir daire olarak görülmemesi, kendi evinden hiçbir farkı olmayan bir yuva olarak görülmesi ruh halinin bir göstergesi olsa gerek. Öğretmenlerine hitaben: “Arkadaşlar, okulumuzu biz temizleyelim. Birilerine temizletecek paramız var ama bizim elimiz değsin.” Öyle ya, öğretmenlik evinden çıkarken işe gidiyorum diye çıkılmayan ama okula gidiyorum diye çıkılan bir kutsal duruş hali değil miydi? Madem bu meslek bir iş olarak görülmüyor, öğrenciler ve veliler de müşteri olarak görülmüyor, o halde neden kendi evlerine verdikleri emek gibi emek verilmesin ki? Emin olun büyük çoğunluk öğretmen ve idareci için bu böyledir.

Bir gün Alanyamızın bir başka duayen emekli müdüründen şöyle işitmiştim: “Hocam o zaman Yeşilköy’de çalışıyor idi. Biz de müdürler olarak ziyaretine gitmiştik. Okulun içinde müdür ararken, bahçesinde çizmelerini giymiş okul için çalışırken bulmuştuk.” Aslında bu tür diğerkâm öğretmen ve idareciler hep böyle değil miydi? Vatan hep bu mübarek omuzlarda yükselmiyor muydu? Müdürü olduğu şimdiki okulunun son kat ve konferans salonunun yapımı sırasında işçilerle birlikte çimento ve tuğlaları omuzlayıp omuzlayıp çıkarması, yukarıda harç karması, yorulması ve akşam evine gidince o yorgunluk hissinin iliklere kadar yaşanması neye gebeydi biliyor musunuz? Bu mekana onlarca eğitim, düşün ve bilim insanının getirilerek yavrularımıza ruh ve ufuk, vizyon ve misyon yükleyerek bu erdemlerin sahibi bireyler olarak yetişmesinin tohumları saçılmış oldu. Hakiki bir öğretmen için ne büyük ruh yüceliğine ulaşma halidir bu. Çocukların burada bilgi yarışmaları yapmaları, tiyatro ve temsil yeteneklerini geliştirmeleri, deneme sınavlarının yapılması vb. diğer etkinliklerin yapılması hep öncesinde çekilen zahmetlerle oluyor.

Tamer Bey öğrencilerine karşı son derece müşfiktir ve onlar için de yapamayacağı şey yoktur inancı hep dipdiri. 5. ve 6. sınıflara biraz daha babacan tavırlı ama 7. ve 8. sınıflara ise meselenin ciddiyetine binaen davranan bir kişi olarak çıkıyor karşımıza. İyi bir meslek iyi bir üniversite ile, iyi bir üniversite iyi bir lise ile, iyi bir lise ise iyi bir ortaokul eğitimi ile mümkün olur gerçeğini hiçbir zaman unutmuyor adeta. Evet, ortaokul eğitimi gerçek hayatın en önemli yapı taşlarından birisi olarak karşımıza çıkıyor. Ne mutlu bu anlayış ve bilinçte olan eğitimcilerimize. O nedenle disiplini ilk şart olarak görüyor. Asla disiplinsizliğe tahammülü olmayan birisi olarak beliriyor hep. Hiç kimse ama hiç kimsenin, velev ki bu öğrenci bile olsa, kurumun huzur ve düzenini bozamaz O’nun idarecilik anlayışında.

Eğitim maratonu bir bütün O’nun dünyasında. Öğrencileri eğitimin merkezine koyarken öğretmenlerini de asla ihmal etmiyor. Her birisinin kişisel sorunları ile, ailevi sorunları ile de ilgileniyor. Öğrencilerle yapılacak her türlü etkinliğe kendisinin de dahil edilmesini istiyor. Öğretmenlerinin evlerinde ziyaret edilmesini önemsiyor. Hastalanan bir personeli ile mutlaka ilgileniyor. Kendi öğretmeninin bariz hatası olsa bile asla ama asla art niyetli, egosuna yenik velilerin önüne atıvermeyen, “Kendim asarım, oturur dibinde de ağlarım” düsturunda olan bir duruşu var. Bir öğretmen için o kadar kıymetli bir tutum ki bu. O kadar kıymetli bir tutum ki bu ancak yaşandığında anlaşılacak bir his olarak karşısına çıkar insanın. Mesela yardıma ihtiyacı olan veliler ve aileler asla görmezden gelinmez bu anlayışta. Pandemi döneminde bile unutulmamış bu güzellik. İnsani yönü çok kuvvetli, çok yüksek ve hatırnaz bir insan. İyi niyet en büyük ölçütü gibi O’nun. Muhatabının iyi niyetini gördüyse asla O’nu bırakmaz. Hele hele asla çıkarcı birisi değildir. Okulun bu seviyede olması bile O’nun hasletlerinin en güzel tevilî olsa gerek. Milli eğitim camiası gurur duymalı hocamızla.

Öğretmenlerin kendi aralarında bir aile gibi olması, hem verim hem iç huzur hem de mutluluklarına sebebiyet vermesi açısından önemli. Tamer Bey bir tesbihin tanelerini anlamlı kılan, bir amaca yarar halde tutan imame gibi adeta. Bu duruş hali bütün öğretmenlerin aynı amaca kilitlenmesini sağlıyor. Hangi öğretmeni hangi sınıfa vereceğini tam bir isabetle uyguluyor. Zira kayıt esnasında dakikalarca o öğrenciyi ve aileyi analiz ediyor. 800 öğrencinin tamamını tanıyor. Başka türlü içi rahat etmez bu tür insanların. Okul yönetimindeki ve eğitimdeki o muazzam başarıları, öğrencilerle olan diyalog ve ilgileri velilerin gözünde her birisini birer melek seviyesine çıkarıyor. Özellikle bazıları bir Çalıkuşu gibi çırpınıyor. Çok samimi bir şekilde bir şeyler katma derdindeler. Ve en küçük bir bakış, tebessüm ve davranış hallerinin manaları bile velilere yansıyor. Zaten okulun veli profili çok çok kıymetli bir düzeyde. Bunu meslek ve ekonomik kazanç profiline indirgemek çok şık olmaz. Okulun bahçesindeki bütün ağaçların öğretmenlerin öğrencileriyle geçirdikleri o kaliteli zaman diliminde dikilmiş olması; koridorların çizimi, boyanması, betimlenmesinin branş branş yapılması, öğretmen özveri, diğerkâm ve o yüce ruh halinin yansıması adeta. Zeka oyunları atölyesinin bizzat öğretmenler tarafından kurulup satranç vb. zeka oyunlarında şampiyonalarda başarılar elde edilmesi çok sevindirici. Özellikle öğretmenlerimizin özverili çalışmaları sporda da üstün başarılar elde edilmesine neden olmuş. Müzik odasının donanımı bile bir devlet okulunun çok çok üstünde bir seviyeye sahip. Müdür Bey’in yardımcılarının veliler ve öğrenciler ile olan diyalog ve temasları çok profesyonelce. Personelin işinin hakkını vermesi ayrıca takdire şayan. Okulun bütün öğretmen, veli, öğrenci ve idareci olarak bir aile neşvesinde olması artık sıradan bir olay. Okul bahçesinde ve dışarıda birlikte yemeklerin yenmesi, iftarların yapılması, piknik vb. yapılması, okul içinde öğretmen ve öğrencilerin doğum günlerinde koridorlarda herkesin göreceği şekilde kutlama mesajlarının yazılması, okul gezilerinin sadece bir sıradan gezi olarak görülmemesi, okul eğitiminin bir parçası ve gerekliliği olarak görülmesi, yurt içi ve yurt dışı gezilerin kaynaşma, motivasyon ve öğrenci donanımının artırılması noktasındaki faydaları tartışılmaz. Bu gezilere mutlaka maddi durumu müsait olmayan öğrencilerin de dahil edilmesi çok ama çok takdire şayan. Sürekli eğitim ve kültür gezilerinin tertip edilmesi her idareci ve öğretmenin kolay kolay göze alamayacağı bir sorumluluk ve fedakarlık halidir.

Öğrencilerin motivasyon ve aidiyet hislerinin güçlendirilmesi adına her ay dürüstlük ve başarı ödüllerinin verilmesi, sınıf temizlik ödülünün verilmesi, sınıfların başarılarında o sınıfın topluca ödüllendirilmesi, mesela bir bowling salonuna topluca götürülüp güzel vakitler geçirilmesi sıradan ritüel haline gelmiş durumda. Müdür Bey’in başarılı öğrencileri ayda bir yemeğe götürmesi çok çok kıymetli. Okuldaki her sınıf için kurulan ve velilerin yönlendirildiği, bilgilendirildiği sosyal iletişim hatları adeta akşam okulu gibi çalışıyor. Çocukların her bir branş öğretmeni tarafından bu kanal üzerinden takip edilmesi, boş bırakılmaması, yönlendirilmesi özel okullarda bile kolay kolay görülecek şeyler değil. Bu mesai dışı takip ancak Köy Enstitüsü öğretmen ve idarecilerinde görülen fedakarlıklar. Devletimiz öğretmenine asgari yapması gereken iş için maaş verir. Ama bu okul misal sergilenen performanslar ne idealizmle, ne hakiki öğretmenlik ruhu taşımakla ne de başka bir şeyle kolay kolay tarif edilemez. Ruhları var olsun.

Beni bu sene en çok etkileyen olay ise şu oldu. Malum, olağandışı ve üstü yağışlar yaşadık. Çoğu zaman çocuklarımızı getirip götürmek zahmetli oldu. Bu sene gelen mesaj, hem de aynı konuda iki defa gelen mesaj, okulumuzu yani idarecilerimizi bambaşka seviyelere çıkardı velilerin gözünde. Mesaj aynen şöyle idi: “Kıymetli velilerimiz, öğle arası yoğun yağışlar nedeniyle okula gelmekte zorluk yaşayabilirsiniz. Lütfen telaş etmeyiniz ve gelmeyiniz. Öğrencilerimizin her birine öğle yemeği parası olarak harçlık dağıttık.” Sanırım Alanya Milli Eğitim tarihinde görülmemiş bir hadise idi bu. Hem de iki kez. Ayakta alkışlıyorum. Okul öğrencisi olan oğluma sorduğumda, “Evet baba, arkadaşlara bu paralar ulaştı. Benim param olduğu için almadım ama okulumuz büyük bir incelik göstererek bunu yaptı.” Ve büyük bir samimiyetle diyorum ki öğretmen, idare ve özellikle Tamer Bey’in bu refleksini yazmış olmak bile benim bu yazıma seviye kazandırdı. Kalpten teşekkürler.

Öğrencilerin insani ve vicdani hislerinin harekete geçirilmesi çok önemli. Mesela kırsal okullara maddi ve manevi destek organizasyonlarında görev almalarının sağlanması bu kalemden sayılabilir. Mezun olan öğrencilerinin bırakılmaması, okullarında ziyaret edilmesi, hele ki gurbette okulunu okuyan eski öğrencilerinin manen desteklenmesine çok önem veriyorlar. Aziz Sancar, Ankara Fen Lisesi’ni kazanan öğrencilerin ziyareti bunlara örnek mesela. Mezun öğrencilerin sonradan okula getirilip arkadan gelen okul arkadaşlarına rehberlik yaptırılması, onlarla buluşturulması eğitim öğretim anlayışının bir parçası haline gelmiş. Meslek tanıtım günleri de yapılıyor. Evet, yanlış okumadınız. Adeta bir lise öğrencisine mesleki tanıtım nasıl yapılıyorsa burada da öyle yapılıyor. Zira bazen lise yılları bu işe karar vermek için geç olabilir. Öğrencinin kendi potansiyelinin farkına varıp o minvalde çalışması için zaman kalmamış olabiliyor. O nedenle ortaokul yılları hiç de erken olmayan, bir öğrencinin karar verip o doğrultuda ilerlemeye başlayacağı yaş ve yıllar olduğu için tam zamanında bam teline dokunulmuş oluyor. Okulda kitlesel başarı baz alınmış durumda. Bazı özel okullarda zamanında beş on başarılı öğrenci reklam yüzü yapılır ve geri kalan öğrenciler kendi kabiliyet ve donanımlarının sonucunu yaşardı. Ama Tahir Tuluk Ortaokulu için her bir velinin ortak görüşü, kitlesel başarının samimi bir şekilde elde edilmeye çalışılmasıdır. Okulun başarısının ana sebebi bu anlayış üzerine tesis edilen özverili, diğerkâm duruştur.

Okulda güvenlik had safhada. Ülkemizi yasa boğan o meş’um olaydan sonra güvenlik çok daha bir zirvede. Güvenlik görevlisi sürekli teyakkuzda. Okul kermesine dışarıdan gelen biz veliler bile karekod uygulaması ile girebildik. Böylece kontrol dışında bir hareket dahi olmamış oldu.
Bu kadar iyi güzel şeyler anlatıldıktan sonra “Hiç mi kötü yanı yok bu okulun?” denilebilir. Elbette var ve vardır. Ama marifetin iltifata tabi olduğunu bilmemiz bizi bu şekilde yazmaya sevk ediyor. Mesela sınıfların kalabalık olması. (Tahir Bey’in bu işe el atması, kat ilavesi vb. dokunuşlar yapması biz velilerin istirhamı olarak görülmesi bizi mutlu eder.) Başka eksikler de vardır tabii. Mesela Müdür Bey’in rotasyon gereği gelecek sene okuldan ayrılıyor olması da bir kötü yan bizim için. Elbette başka başka memleket evlatlarına da dokunmalı. O çocuklar da kendilerini şanslı addetmeli. Ama hiçbir Tahir Tuluk Ortaokulu velisinin isteyeceği bir şey değildir bu. Sayın Milli Eğitim Müdürümüze buradan kendimizi ifade etmek istiyoruz. Okulun bu başarısında Müdür Bey’in ve öğretmenlerin arkasında duruşunuzun büyük payı olduğunu biliyoruz. Size de ayrıca teşekkür ediyoruz. Lakin varsa imkanı hocamızı okulumuzda tutmanız hepimizi mutlu edecektir.
Kıymetli Tahir Tuluk Ortaokulu irfan, eğitim, öğretim ailesi. Bu yazımdan hiçbirinizin haberi yok biliyorum. Müdür Bey’in zaten yok. Ama bir veli ve eğitimci olarak ben de bu oluşturulan güzelliğe karınca kararınca destek olmak ve ilan etmek istedim. Alanya eğitim tarihindeki o mümtaz yerinizi almış bulunmaktasınız. Eminim ki Alanya tarihindeki bütün müderrisler, dersiamlar, haceler, muallimler, öğretmenler, velhasıl eğitimle uğraşan gelip geçmiş her bir eğitimci manen sizi ayakta alkışlıyor. Ruhunuz var olsun. Heyecanınız eksilmesin. Memleket insanının duası ve Hakk’ın rızası sizinle olsun.
Vesselam…