Bazı kitaplar vardır, okursunuz ve kapattığınızda gerçek dünyaya dönmek istemezsiniz. Gabriel García Márquez’in Aşk ve Öbür Cinler tam da böyle bir eser. Bir yandan aşkı anlatır; ama öyle bildiğiniz, sıradan, kartpostallık bir aşktan değil... Diğer yandan görünmeyeni, duyulmayanı, hatta kabul edilmeyeni gözümüzün içine sokar. Bu roman, adı kadar iddialı ve büyülü: Hem aşk var içinde, hem cinler –ama ikisi de sandığınız gibi değil.
Márquez’in kelimelerle kurduğu dünya, gerçekliğe benzeyen ama onun sınırlarını aşan bir evren sunar. Burada duvarların ardında sırlar saklıdır, sessizliğin içinde haykırışlar gizlidir. Aşk ve Öbür Cinler, 12 yaşındaki Sierva María ile rahip Cayetano Delaura’nın tuhaf, sarsıcı ve zamana meydan okuyan aşkını anlatır. Fakat bu aşk, naif bir duygusal yakınlıktan ibaret değildir. Her satır, okuru inanç, büyü, korku, toplum baskısı ve tutkuların kesiştiği bir labirente sürükler.
Romanda en çok dikkat çeken şey, aşkın neredeyse ruhani bir deneyim olarak işlenmesidir. Márquez, aşkı bir hastalık gibi değil; bir kurtuluş, hatta bir lanet gibi anlatır. Cayetano’nun, Sierva María’ya duyduğu ilgi; hem ilahi hem de yasak bir çizgide ilerlerken, okur olarak biz de bu duygunun peşine düşeriz. Aşk burada bir erdem mi, bir günah mı, yoksa her ikisi mi?
Bir yandan da "cinler" var tabii... Ancak bu cinler, bazen bir çocuğun içine kaçmış kötücül varlıklar değil; toplumun bastırdığı, anlam veremediği, susturduğu her şeyin metaforu gibi. Kadınlık, özgürlük, farklılık, hatta delilik bile Márquez’in anlatısında birer “cin” olarak çıkar karşımıza. Ve ne yazık ki, bu cinleri kovmak için çoğu zaman gerçekliği feda ederiz.
Kitap boyunca bizi etkileyen bir başka şey de, yazarın zamanı eğip bükmesindeki ustalığı. Márquez’in evreninde saatler tik tak etmez. Zaman; aşkın, inancın ve ölümün ruhuna göre akar. Bu da bize gösteriyor ki; gerçek aşk, belki de sadece zaman dışı bir düzlemde var olabilir. Aşk, yaşamla ölüm arasında bir yerde; hem insanın hem de insanüstünün sınırında şekil bulur.
Peki, biz bu romandan ne öğreniyoruz? Belki de şunu: Aşk, bazen bir mucizedir; ama çoğu zaman bir bedel gerektirir. O bedel de bazen hayat, bazen akıl, bazense toplumun kabulüdür.
Son sayfasını çevirdikten sonra içimizde bir yerin eksik kaldığını hissediyorsak, Márquez’in sihri işlemiş demektir. Çünkü Aşk ve Öbür Cinler, sadece bir roman değildir. O, kalbimize konmuş görünmeyen bir damga, dile gelmeyen bir dua, gecikmiş bir sevda hikâyesidir.
Ve sorarız kendimize: “Aşk mı bu? Cin mi?”
Belki de ikisi birden...