Bir evlilikte eşinizin yanında olmak başka, onun hayatının bütün yükünü sırtlanmak başkadır. Çünkü evlilik iki yetişkinin yol arkadaşlığıdır; birinin sürekli düştüğü, diğerinin sürekli kaldırdığı bir kurtarma operasyonu değildir.
Bazı insanlar evliliklerinde farkında olmadan “kurtarıcı” rolüne girer. Eşinin sorunlarını çözer, hatalarının sonuçlarını toparlar, sorumluluklarını üstlenir, kırıcı davranışlarına gerekçeler bulur. “Zor bir dönemden geçiyor”, “Çocukluğu çok zordu”, “Aslında beni seviyor”, “Ben destek olmazsam kim olacak?” derken bir süre sonra eş olmaktan çıkar, ilişkinin taşıyıcısı hâline gelir.
Oysa sevgi, bir insanın bütün sorumluluğunu üzerine almak değildir.
Eşiniz üzgün olduğunda yanında olabilirsiniz; ama onun yerine iyileşemezsiniz. Hata yaptığında destek olabilirsiniz; ama sürekli hatalarının sonuçlarını temizlemek zorunda değilsiniz. Hayatında sorunlar olduğunda elini tutabilirsiniz; ama yürümeyi reddeden birini sırtınızda taşımak sizin göreviniz değildir.
Üstelik sürekli kurtarılan kişi zamanla kendi sorumluluğunu almak yerine, karşısındaki kişinin toparlayacağına güvenmeye başlayabilir. Böylece ilişkide yetişkin-yetişkin dengesi bozulur. Biri sürekli veren, çözen ve taşıyan; diğeri ise bekleyen, talep eden ve sorumluluğu devreden tarafa dönüşür.
Belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Ben eşimi seviyor muyum, yoksa onu kurtarmaya mı çalışıyorum?”
Sağlıklı bir ilişkide eşler birbirlerine destek olurlar ama birbirlerinin hayatını yaşamazlar. Birbirlerinin yaralarını görürler ama o yaraları iyileştirme sorumluluğunu tamamen üzerlerine almazlar.
Çünkü gerçek yol arkadaşlığı, “Senin yerine yaparım” demek değil; “Yanındayım ama kendi adımlarını sen atmalısın” diyebilmektir.
Unutmayalım:
Eşinizin yol arkadaşı olabilirsiniz; ama kurtarıcısı olmak zorunda değilsiniz. Çünkü birini sürekli kurtarmaya çalışırken, günün sonunda kurtarılması gereken kişi siz olabilirsiniz.