“Pazartesi diyete başlıyorum"
Bu cümleyi kaç kez kurduğumuzu hatırlamak bile zor. Bazen diyet için bazen spora başlamak ya da hayatımızı düzene sokmak için… Pazar akşamları sanki haftanın geri kalanından daha disiplinli, daha kararlı ve daha umutlu oluruz. Pazartesi ise zihnimizde küçük bir takvim yaprağından çok daha fazlasıdır: Yeni bir başlangıçtır.
Peki neden?
Psikolojide bunun oldukça güzel bir karşılığı var: Fresh Start Effect- Yeni Başlangıç Etkisi.
Hengchen Dai, Katherine Milkman ve Jason Riis'in 2014 yılında Management Science dergisinde yayımlanan araştırması, insanların belirgin zamansal dönüm noktalarının hemen ardından hedeflerine yönelik davranışlara daha fazla yönelme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar yeni hafta, yeni ay, yeni yıl, dönem başlangıcı, doğum günü ve tatil gibi zamanları incelediklerinde; diyet aramalarının, spor salonu ziyaretlerinin ve hedeflere yönelik taahhütlerin bu dönüm noktalarının ardından arttığını gözlemlediler.
Yani pazartesi günü kendimizi biraz daha motive hissetmemiz tamamen hayal ürünü değil.
Çünkü zihnimiz zamanı yalnızca saat ve takvim olarak yaşamıyor. Onu bölümlere ayırıyor.
Geçen hafta artık geçmişte kaldı.
Bu hafta ise yeni bir sayfa.
Araştırmacıların zamansal dönüm noktaları, olarak adlandırdığı bu başlangıçlar, geçmişteki davranışlarımızdan zihinsel olarak uzaklaşmamıza ve gelecekteki halimize odaklanmamıza yardımcı olabiliyor. Başka bir ifadeyle, pazartesi geldiğinde cuma günü yediğimiz pizzayı hâlâ hatırlıyor olabiliriz ama zihnimiz onu artık “geçen haftanın problemi” olarak görmeye daha yatkın hale gelebiliyor.
Belki de bu yüzden pazartesi sabahları yalnızca alarmımızı değil, hedeflerimizi, planlarımızı da yeniden kuruyoruz:
“Bu hafta sağlıklı, diyetime uygun bir şekilde besleneceğim. “
Fakat hikâyenin bir de ironik tarafı var.
Pazartesiye fazla anlam yüklediğimizde, küçük bir aksilik bütün haftayı çöpe atmamıza neden olabiliyor.
Evet, pazartesi her şey planladığımız gibi ilerledi. Salı akşamı arkadaşlarımızla dışarı çıktık. Çarşamba günü iş yerinde doğum günü kutlandı.
Ve bir noktada o tanıdık cümleyi söyleriz:
“Neyse, diyet bozuldu zaten. Bari bu hafta böyle geçsin. “Pazartesi yeniden başlarım.”
İşte burada başka bir kavram karşımıza çıkıyor: What-the-Hell Effect.
Türkçeye kabaca “Madem bozdum, bari devam edeyim “etkisi olarak çevrilebilecek bu kavram özellikle diyet davranışı üzerine yapılan araştırmalarda kullanılıyor. Janet Polivy ve C. Peter Herman'ın çalışmalarında ele alınan bu örüntüde, kişi kendisine koyduğu kuralı ihlal ettiğini düşündüğünde artık kontrolü sürdürmenin anlamı kalmadığına inanabiliyor ve daha fazla yemeye yönelebiliyor.
Hâlbuki bir öğün planladığımızdan farklı geçtiğinde, ertesi günü beklemek ya da bunu telafi etmeye çalışmak zorunda değiliz. Bir sonraki öğün zaten yeterince yakın.
Çünkü aslında dengeli beslenmek, her gün aynı seçimleri yapmak değil; değişen koşullar içinde kendimize uygun seçimler yapabilmek ve yeniden denge kurabilmekle ilgili.
Çünkü hayat da beslenme düzenimiz de pazartesi sabahları sıfırlanmıyor.
Bir gün planladığımız gibi gitmediğinde yeni bir haftaya ihtiyacımz yok.
Bir sonraki seçime ihtiyacımız var.
Belki de gerçek değişim, “Pazartesi yeniden başlayacağım” demekten çok, “Bugün istediğim gibi gitmedi ama bir sonraki seçimimi değiştirebilirim” diyebildiğimiz anda başlıyor.
Pazartesi, çarşamba ya da haftanın herhangi bir günü…
İhtiyacımız olan yeni bir pazartesi değil, kaldığımız yerden devam edebilmek.