Bazı ebeveynler çocuklarına yalnızca sevgiyle değil, çok daha yoğun bir duyguyla bağlanır.

Çocuğuna hayrandır; onunla gurur duyar, ondan yorulur, ona kırılır, bazen de küser. Çocuğu iyi olduğunda içi rahatlar; uzaklaştığında ya da kendi hayatına yöneldiğinde ise içinde bir boşluk oluşur.

Acaba yaşanan yalnızca sevgi midir, yoksa sevginin içine başka ihtiyaçlar da mı karışmıştır?

İnsan bazen sevdiği kişiye kendi özlemlerini, beklentilerini ve eksiklerini taşır. Karşısındakini olduğu gibi görmekten çok, onun kendisinde uyandırdığı duygularla var olmaya başlar.

Bazen çocuk yalnızca çocuk olmaktan çıkar; gurura, hayatın anlamına, yalnızlığın ilacına, hatta ebeveynin yaşayamadığı hayatın devamına dönüşür. Ebeveynlikte de buna sıkça rastlanır.

İşte burada sevgiyle sahip olma birbirine karışmaya başlar.

Oysa çocuk büyür. Başka insanları sever, başka yerlere ait hisseder, farklı düşünür, bizim seçmeyeceğimiz yolları seçer. Her kararını anlamayabiliriz; o da bizi her zaman anlamayabilir.

Belki ebeveynlikte zaman zaman kendimize hatırlatmamız gereken cümle şudur: “ Benim çocuğum ama bana ait değil.”

Bunu kabul etmek kolay değildir. Çünkü çocuğun ayrışmasına izin vermek yalnızca onun büyümesini kabul etmek değildir; bazen kendi yalnızlığımızla, eksiklerimizle ve hayatımızla yeniden karşılaşmaktır.

Bu nedenle çok bağlı olmak, her zaman çok sevmek anlamına gelmez. Bağın içinde kaybetme korkusu, kaygı ya da çocuğun bizden farklı bir hayat kurmasına tahammül etmekte zorlanan bir yanımız da olabilir.

Sevgi ise çocuğu kendimizden ayrı biri olarak görebilmeyi gerektirir.

“Seni benim istediğim gibi olduğun için değil, sen olduğun için seviyorum.”
Olgun ebeveynlik belki biraz da burada başlar.

Çocuğu bizi tamamlamakla görevlendirmemekte, onun yerine hayatı belirlememekte, kendi kararlarını verebileceği alanı bırakabilmekte...
Çünkü çocuğu sevmek, ona tutunmak değildir.

Yanında durmak, ihtiyaç duyduğunda destek olmak ama onun yerine yaşamaya çalışmamaktır.

Belki de ebeveynliğin en zor tarafı, çocuğumuz büyürken bizim de onun hayatındaki yerimizin değişmesine izin verebilmektir.

Onun bizden ayrışmasını bir kayıp gibi değil, kendi hayatına doğru attığı bir adım olarak görebilmek...

Zamanı geldiğinde kendimize yeniden şunu hatırlatabilmek: “Benim çocuğum ama bana ait değil.”