Geçtiğimiz günlerde çok değerli bir abimle sohbet ediyorduk. 
Kendisi geçtiğimiz yerel seçimlerde Doğu Anadolu’nun bir ilçesinde belediye başkan adayı olmuş ancak seçimi kaybetmişti. 
Neden kaybettiğinden, kazansaydı yapmayı planladıklarından bahsetti. 
Laf lafı açtı… Çok büyük bir sosyal gerçeklikten bahsetti. Düğünler… Kendi tabiriyle şöyle diyor “bu iş çığırından çıktı, sonu yok; devletin buna bir dur demesi gerekir.” 
Üzerine düşününce aslında haksız değil dedim kendi kendime. 
İnsan ihtiyaçlarının ve isteklerinin sınırı yok hepimizin bildiği üzere. Hep daha fazlasını isteriz her şeyin. Örneğin asgari ücret gelirle geçinmeye çalışan aile de 3000 TL gelirle geçinmeye çalışan aile de geçim sıkıntısı yaşıyorsa bunun nedeni tamamıyla insan ihtiyaçlarının sınırı olmayışıdır. 
Düğünler , Türk toplumunun en önemli sosyal birimi olan aile oluşumunda ilk adım olarak  değerlendirilebilir. 
Orhun Yazıtları’nda da “törün” ismiyle yer alıyor; buradan Türklerin bilinen ilk kaynaklarından beri bu merasimlerin kültürümüzde olduğu çıkarımını yapabiliriz. 
Türklerde düğün, yeni bir ev açma, aynı zamanda soyun devamı anlamına da gelmektedir. 
Amaç yeni kurulan aileyi meşrulaştırmak, topluma duyurmak ve bu mutlu olayı eğlencelerle kutlamaktır.
Toplumlarda hem zamandan zamana çok büyük değişmeler yaşanmaktadır ve bu kaçınılmazdır. Yani toplumsal değişmeye bağlı olarak kültürde , gelenek göreneklerde ve kültürün öğelerinde değişme görülmektedir. Düğünler de kültürümüzün bir parçasıdır ve Orhun Yazıt’larından bu yana oldukça farklılaşmıştır. 
Yukarıda değinilen insan isteklerinin ve ihtiyaçlarının sınırının olmaması konusuna geri dönecek olursak; bahsi geçen “çığırından çıkma” tabiri bu istekler için kullanılmıştır aslında. 
Mesel artık iki çiftin yuva kurmasından “elalem ne der” anlayışına ulaşmış durumda. Düğün mekanları, alınan eşyalar, kullanılan aksesuarlar aklınıza gelecek her şey artık birilerinin rant sağlamasına yönelik olmuş.  Buna da mı kapitalizm demeli tam emin değilim. Ama mutlaka etkileri var. 
Bir lüks yaşam merakı, gösteriş merakı almış başını gidiyor. Düğünlerden rant sağlayanlar dedik ya öyle çoklar ki. Organizasyon firmaları, çiçekçiler, gelinlikçiler, hatta ve hatta kuaförler. Bunlar sadece davetliler için aslında, yani “elalem şöyle demesin, böyle demesin”  için. 
Sonra bir de ev kurma var ki, o da artık sırf eve gelecekler ve görecekler için alınan eşyalarla dolu dsek abartmış olmayız. Yine lüks yaşam özentisi, insanlar kendilerinden çok başkalarını düşünüyorlar; belki de evlerin bir kere gelecek misafir olumsuz bir şey söylemesin diye. Ama suç o çiftin mi elbette hayır suç toplumda bu algıyı oluşturanların. Bu algıyı kim oluşturuyor? Biz. Toplum olarak biz. 
Bir özeleştiriye ne dersiniz? Alanya’da bu işler gerçekten “çığırından çıkmış” durumda. Her konuda lüks yaşamın sınırları zorlanıyor. Sanki eleştirmek, bahane bulmak için gidiliyor düğünlere, düğün sahipleri de eleştirilecek durumları azaltmak için çabalıyor. Davetliler de öyle; sırf birileri beğensin iltifat etsin, bir başkasından “rüküş” olmasın diye hazırlanıyorlar düğün için sanki. Ha bir de şöyle bir kural var, bir düğünde giyilen kıyafet başka bir düğünde giyilmez! Elalem ne der? 
Burada olan toplumun temel yapı taşı “aile” kuracak olan çifte oluyor. Her isteğe, her adete (yeni yeni adetler çıkıyor) uyum sağlamak için çaba gösteriyorlar sanki. Aileleri mahcup olmasın “bilmem kimin oğlunun evi böyleymiş, bir yemek bile vermediler” eleştirilerinden kurtulmak için her şeye boyun eğiliyor. Bence bir silkelenip bu işi düşünme vaktidir. Ha tek benim düşünmemle ne olacak diye düşünmeyelim. Toplumu oluşturan biziz. Biz bu gösteriş merakının, gelenek göreneklerimizin amacından sapmasına bir dur diyebiliriz. Her şeyi devletten beklemeyelim.