Saklanma ihtiyacı duyduğu zamanlarda, “kafasını kuma gömüp, kıçını açıkta bıraktığı” rivayet edildiği için midir nedir, “kuş” deyince aklıma ilk olarak “Deve Kuşu” gelir hep…
Bu mesleğe adım attığım ilk günden beri, “kıçı açıkta kalma” anlamında kendimle özdeşleştirdiğimden olsa gerek, için için severim de “Deve Kuşunu”…
“Deve Kuşu” deyip geçmeyin öyle…
Kainattaki “en büyük kuş” olan, Deve Kuşu, “kuş” olmasına rağmen her ne kadar “uçma yeteneğine” sahip olmasa da, uzun bacakları sayesinde müthiş derecede “hızlı” koşar…
Daha genç olduğum dönemlerde, 100 metrelik sürat koşusunda, “bizim mahallenin rekorunu” hala elinde bulunduran şahsım da dahil, hiçbir insan, “koşarak” Deve Kuşunu geçemez, o derece yani…
“Alt tarafı kuş” diye düşünüp, öyle hafife falan da almayın sakın…
En hafifi, nerden baksan 110-120 kilo basar ki, “haşmetli göbeğim” ile ben bile bu kadar ağır basmıyorum, dijital baskülün üstüne çıkınca…
Köşeye sıkıştıkları zaman, öyle kolay kolay teslim olmazlar, çok seri ve kuvvetli tekme atabilirler misal…
Oldukça uzun boyunları sayesinde düşmanı yanlarına yaklaştırmadan mücadele edip, “iki parmaklı” ayaklarıyla düşmanın kafasına “öldürücü darbeler”  vurabilirler… 
“Rüya görmek” anlamında, insanlık alemi için de son derece faydalı bir kuştur…
Rüyasında “Deve Kuşu” gören kimse, eğer erkekse ve benim gibi bekarsa, tez zamanda “zengin ve güzel” bir kızla evlenecek demektir…
Rüya gören kişi, eğer “Deve Kuşunun” sırtına binip, yolculuğa çıkarsa, “kazasız-belasız ve bereketli” seyahatler yapacak anlamına gelir…
Böylesine “hızlı ve haşmetli ve bereketli” bir kuş türüdür ama, gelin görün ki, “beyinleri gözlerinden daha küçüktür”…
Ve tıpkı kadın milletinin, “duygusal anlamdaki olayları” sadece beyinlerinin “sol tarafı” ile algıladıkları gibi algılarlar olayları…
Yazının bu kısmı yanlış anlaşılmasın sakın ola…
“Kadın milletinin beyni de “ Deve Kuşu misali, gözlerinden küçüktür” demeye falan getirmiyorum lafı…
Eğer aklınıza böyle bir şey geldiyse, kırk bin kere “tövbe estağfurullah” derim de başka bir şey demem…
Şu fani dünyada “göze alamayacağım” tek şey, bu tür konularda kadın milletiyle karşı karşıya gelmektir…
“Allah, tüm erkekleri böyle vahim bir durumdan korusun” diye duamızı da ettikten sonra, gelelim durduk yerde “Deve Kuşu” mevzusuna neden daldığımıza…
Birazdan, kahramanlarından birisinin “kuş” olduğu bir hikaye anlatacağım, çok hoşuma gitti ve paylaşmak istedim…
Bu hikayede geçen kuşun cinsi, deve midir yoksa bildiğiniz güvercin ya da bıldırcın mıdır bilemiyorum ama, okuyunca sizlerin de hoşlanacağınızı ve elinizi kafanızın arasına alıp, şöyle bir düşüneceğinizi biliyorum…
Haydi bakalım buyurun, işte hikayemiz…
Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a giderek, kanadını bir dervişin kırdığını anlatıp, şikayetçi olur. Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır ve sorar: 
“Bu kuş senden şikayetçi, neden kırdın kanadını?”
Derviş kendini savunur:
“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim doğru. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı”…
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve der ki:
“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen kendini savunabilirdin, kaçabilirdin ama şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun”…
Kanadı kırık Kuş kendini savunur:
“Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm, bu nedenle de kaçmadım”…
Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister…
“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder…
Kuş o anda öne atılır ve karara itiraz eder:
“Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın, yanlış olur”…
Kuşun bu itirazına şaşıran Hz. Süleyman nedenini sorar…
Kuş şöyle açıklar:
“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın, çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın”…