Hükümdar olmasına rağmen baldızını elinin tersiyle itip, yan gözle bile bakmayan ve gönlünü kaptırdığı Şirin için “dağları yaran” Ferhad’ın hikayesini anlattığım dünkü yazının “ana fikri” olarak, “ASAT” anlaşılmış…
İlk bakışta öyle gibi görünüyor aslında haklısınız ama, “asıl niyetim” o mevzu değildi…
Hem, “ASAT” deyince neden aklınız hemen “Antalya” geliyor, bunu da anlamış değilim…
“Kuyruk acınız” mı var bilemiyorum ama, Ferhad abinin ne Antalya ne de Alanya ile uzaktan yakından alakası yok…
Hikayenin yaşandığı yer de “Amasya” bir kere…
ASAT’ın ilk harfi olan “A”, Antalya’yı değil, Amasya’yı tarif ediyor yani…
“A” harfi Antalya’yı tarif eden “ASAT’ın, Alanya’ya yeterince hizmet veremiyor” olmasından kaynaklanan “huysuzluklarınıza” şahsımı bulaştırmayın lütfen…
Belediyesi “A-Ke-Pe’li olan” yakın komşumuz Gazipaşa da dahil olmak üzere, Antalya’ya bağlı tüm ilçelerdeki su birim fiyatlarının, Alanya’dan “çok daha ucuz” olmasından bana ne…
Ben Ferhad mıyım ki, dağları yarıp, Konya Ovası’ndan buralara “ucuz su pompalayarak" Alanya’nın Antalya’dan her anlamda “yediği kazığa” engel olayım…
Hiç kimse kusuruma bakmasın, şu sıralarda öyle bir niyetim yok…
Ama gönlümü “Şirin” gibi güzel, alımlı, elma yanaklı, kiraz dudaklı, ayva memeli, karpuz kalçalı bir hatuna kaptırırsam, Belediye Başkanımız Adem Murat Yücel de “karşıki dağları delip, Alanya’ya ucuz su getirmezsen avucunu yalarsın” diye ferman buyurursa durum değişir tabi…
Gönlümü kaptırdığım hatunun, “hükümdar olan ablası” falan da yoksa, balyozu kapıp, kendimi dağlara vururum, o başka…
Bakın şimdi, işleri karıştırdık…
Bu ihtimale karşı “bir balyoz tedarik edip, zulada bulundurmakta fayda var” fikri oluştu “gel-git” aklımda…
Çok rica ediyorum, şöyle irice bir balyozu olanınız varsa haber versin...
Sonuçta Ferhad abi gibi, saraylar süsleyerek, “çok para” kazanamıyorum…
Yazdığım “üç-beş cümlelik yazılar” karşılığında “kıt-kanaat” geçinip gidiyorum işte, durduk yerde “balyoz masrafı” çıkarmanın alemi yok…
“İtina ile hediye kabul edilir" yani...
Her neyse, mevzu başka mecralara kaymadan toparlayalım…
Yazının girişinde “Ferhad ile Şirin hikayesiyle anlatmak istediğim ana fikir ASAT değil” demiştim hani…
İyi ki “değil” demişim, buna rağmen bir sürü laf ettik, ana fikir bir de ASAT olsaydı, daha neler derdim, ben de merak ettim doğrusu…
Ama napıyım, kör olası şeytan “dürtüp duruyor”, dayanamıyorum işte…
“Allah kimseyi dilime düşürmesin” diye duamızı da ettikten sonra yazıyı “toparlama gayretine” devam edelim…
Şahsım adına dünkü yazıdaki “en önemli ayrıntı”, Amasya Hükümdarı Hürmüz Şah’ın, “dost gibi” görünmesine rağmen, son tahlilde “Ferhad abiye attığı kazıkdı”…
Tıpkı Antalya Büyükşehir’in, Alanya’ya her anlamda attığı “kazık” gibi…
Daha da önemlisi ve dramatik olanı,  “bu kazıkların dost görüntüsü” vererek atılması…
Hoş, mevzunun bir de şu boyutu var…
Bir zamanlar “Alanya’nın il olmasını resmen engelleyerek”, bu memlekete “en büyük kazığı atan” ekibe, uzun yıllar Alanya’yı “emanet eden” bu halk, “kazık yemekten” hoşlanıyor sanki…
Eğer öyle olmasaydı o “kazıkçı ekip”, milletvekilliği seçimlerinin yaklaştığı şu günlerde, aşure dağıtma etkinliği de dahil her fırsatta boy gösterip, “daha ölmedim buralardayım, milletvekili olmayı istemem ama yan cebime koyarsanız da hayır demem” mesajları verme gayreti içinde olmazdı…
Bu halkın, “yediği kazıkların farkında olmadığını”, farkında olsa bile, “çabuk unuttuğunu”, dahası “kazık yemekten zevk aldığını” onlar da çok iyi biliyorlar demek ki…
İşte  bunları gördükçe, “karşıki dağları yarma” ihtimali için tedarik etmeyi planladığım balyozu, böyle tiplerin kafasına kafasına ekleştirmek geliyor içimden ama, “ne olursa olsun şiddete hayır” diyenlerdenim…
Bu nedenle elimden “lafla terbiye etmeye” çalışmaktan başka bir şey gelmiyor…
Bakın, size son bir şey daha yumurtlayayım da, “kulağınıza küpe” yapın…
Eyyy "kazık yiye yiye bir tek kulağının arkası” kalmış Alanya…
Bir tarafta “kazıkların sayısını ve şiddetini” artırmaktan yana olan, o yukarıda tarif etmeye çalıştığım tipler var…
Bir tarafta da Alanya’ya giren kazıkları çıkartmaya, kazıkların oluşturduğu “kronik” hale gelmiş yaraları “pansuman” yapıp iyileştirmeye çalışan gerçek anlamda “Alanya sevdalıları” var…
İyi düşün, öyle sev…
Yoksa benim gibi “kulağının arkası” da gider…