İlk yazı 
İletişim Fakültesinden mezun olduktan hemen sonra; yani dört yıl önce muhabir olarak başladığım bu yolda gazeteciliğin farklı bir deneyimi ile karşınızdayım. Sizlerle ilk köşe yazımı paylaşacağım. Amacım sadece haber dilinde değil, sohbet ve düşünce dilinde de kendimi geliştirmek. İlk köşe yazımda ‘Hayvan sevgisi’ni dile getirmek istedim. İyi okumalar dilerim…

Kalbinizde onlara da yer açın

Yaşamın en büyük nimetlerinden biri bence hayvan sevgisi. Benim için, içinde hayvan sevgisi, daha doğrusu başka canlara karşı saygısı olan insanlar kıymetlidir, onlara hayranlıkla bakıyorum. Benim gibi düşünen insanları gördükçe çok mutlu oluyorum. Özellikle son yıllarda insanların içinde kaybolan ve resmen eriyen merhameti şaşkınlıkla izliyorum…
‘Nasıl bu kadar duygusuz ve kalpsiz olabiliyorlar?’ diye sorguluyorum kendi kendime. Tamam anladım, sevmeyebilir ama öldürmeye, canını yakmaya hakları var mı? diyorum. Ve tabii ki asla ama asla buna hakları yok. Allah’ın verdiği hiç bir canı, kul alamaz. Çocukken hep Hayvanları Koruma Derneği Başkanı olacağım ve tüm hayvanları koruyacağım derdim. Büyüdüm ama ne kadar koruyabiliyorum? Etraf o kadar merhametsiz insanla dolu ki… Her gün kaç canı hayattan koparıp, kaç canı acı içinde bırakıyorlar… Ama bu demek değil ki bu canları acımasız insanların eline mahkum edeceğiz. İçimde o kadar büyük bir merhamet var ki etrafımdaki bütün insanlara bunu aşılayacağım. O masum hayvanların aslında doğamızda, yaşamımızda, dünyamızda ne kadar büyük rol oynadığını, onları sevmenin aslında saf sevginin ta kendisi olduğunu tekrar tekrar anlatacağım…
Sokaklara bir kap su ve bir tas yemek koymanın insanların yaşamından hiçbir şey eksiltmeyeceğini, Allah katında, koyulan bir kap su ve mamanın aslında ne büyük nimet olduğunu hem küçüklerimize hem de büyüklerimize kibarlıkla anlatacağım ve içlerinde inzivaya çekilen merhametlerini yeniden uyandıracağım…
Sizlere geçen birebir şahsen şahit olduğum bir olayı anlatıp yazımı sonlandıracağım. Geçtiğimiz haftalarda Antalya’ya gitmiştim. Otobüs beklerken yavru bir kedinin durakta masumca uyuduğunu gördüm. Durak bomboştu ve sadece bastonlu yaşlı bir amca vardı. Amca bir uçta oturuyor, kedi diğer bir uçta uyuyordu. Yaşlı amca durduk yere kendisine hiçbir zararı olmayan kediye bastonla vurarak canını yaktı. ‘Yaşlı, kimseye zarar vermez’ diye düşündüğüm amca bu hareketi beni inanılmaz şaşırttı. Onun adına üzüldüm. ‘Nasıl bu kadar merhametsiz olabilir?’ diye düşündüm. Merhamet etmesi, gençlere örnek olması gereken hayattaki tecrübeli bu insan, masum bir cana bastonla vuruyor. Kedi canı yanarak indi duraktaki o koltuktan. Dayanamadım ve dedim ki “Amcacım sana ne zararı var?” Bana çatık kaşları ile “Burada durmasın, burası insanların yeri” dedi. Sonra düşündüm ve dedim ki peki gerçekten insanlar durması gereken yeri biliyor mu?  Nitekim, hayvan sevgisi paha biçilemez bir şey. Bu tadı alan bilir. Hayvan sevgisine onların yaşamına saygı duyma yetisine umarım bütün insanlar erişebilir.. Ve güç birliği ile Allah’ın sessiz kullarına yaşamımız boyunca eşlik edebiliriz. 

Ne demiş Ünlü Yazar Anatole France, “İnsan ruhunun bir parçası hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz.”  
Dilerim herkesin ruhu bir gün bu uykudan uyanır.  Kalın sağlıcakla…