Devlet, kamu hizmetleri liyakat esasına göre atadığı memurlar vasıtasıyla yürütür. Bu, kamu idaresinin temel kurallarından birisidir. Bu kuralın ise iki yönü vardır: Birincisi kamu hizmetleri, memurlar ile yürütülür; yani kamu hizmetleri taşeron ile yürütülmez. İkinci yönü ise liyakat; yani hizmeti yapmaya yetenekli memurların bu işi yapmasıdır. Son yıllarda yapılan yasa değişiklikleri ile Türkiye'de bazı temel kamu hizmetleri devlet eliyle yürütülmemekte(şehir hastaneleri); liyakate tabii olmayan, hatta devlet memuru olmayan kimseler eliyle bazı kamu hizmetleri yürütülmeye çalışılmaktadır(yüksek sayıda sözleşmeli memur alımları). Tabii bu başka bir yazının konusu.
Ancak yukarıda bahsettiğim kuralın bazı istisnaları vardır: Merkez Bankası. Merkez Bankası her ne kadar kamu kurumu gibi görünse de bir anonim şirkettir. Merkez bankaları, ülkelerin para piyasasını düzenlemek için kurulmuştur. Bu nedenle bütün dünyada merkez bankalarının siyasetten kesin bir şekilde ayrılması ve para politikaları konusunda tam bağımsız olabilmesi için anonim şirket olarak kurulurlar; bu bağımsızlığı garanti altına alacak kanunları vardır. Zira siyasilerin kısa vadeli çıkarları uğruna para politikası ile oynamalarının tarihte birçok örneği mevcuttur. Osmanlı tarihinde, yeniçerilerin maaşları ödenemediğinde, devlet akçelerin içindeki gümüş miktarını azaltarak paranın değerini düşürmüştür. Yeniçerilerin alacağı ulufe yirmi akçe ise yine yirmi akçe alırdı; fakat gümüş oranı azaltılan akçenin alım gücü düşerdi. Bu durum birçok padişahın hal edilmesine neden olan isyanlarla sonlanmıştır.
Merkez Bankaları, bağımsız kuruluşlardır. Bu nedenle para politikasında değişiklik yaparken veya faizleri artırırken aldığı kararlar, herhangi bir makamın onayına sunulmaz. Bu kurala, açık veya örtülü olarak getirilen her istisna ekonomik istikrardan verilen bir tavizdir. Her taviz ise, ülkenin kredibilitesini düşürmekte; risk primini artırmakta; yabancı sermaye ve hatta yerli sermayeyi dahi yatırımdan uzaklaştırılmaktadır. Bizi de her yıl yüzde on beş değer kaybeden bir para birimi ile yaşamaya zorlamaktadır.
Hükümetin son üç aydır yaşadığı fiyaskonun faturası, Merkez Bankası yöneticisine kesildi; ama faturanın kefili ise, bu ülkenin vatandaşları ve henüz daha doğmamış olan gelecek nesillerdir.