Yine bir Ramazan ayının arefesindeyiz. Geceler kısalıyor gündüzler uzamaya başladı bile. Toplumsal olarak Ramazanın özünde ki ruhu, artık eskisi gibi hissedemesek de tatlı bir telaş, manevi bir hareketlenme, çocukluğumuzdaki ramazan özleminin ruhuyla bir değişim, gayri ihtiyari sarıyor benliğimizi.
Bu ay sadece midemizi değil aynı zaman da nefsimizi de terbiye etmeye çalıştığımız bir aydır. Nasıl ki gündüz çalışıp koşuşturup geceleri dinlenmeye ihtiyaç duyuyorsak on bir ay midemizin ve nefsimizin peşinden koşturup dünya telaşesiyle yoruluyoruz. İşte bu mübarek ay da içimize, özümüze dönüp hayatımızı manevi anlamda sorgulayarak, dinlendirerek belki de kendimizle hemhal olabilmeyi hatırlatıyor. En nihayetin de biz insanız unutan varlıklarız. Rabbimin kulum yavaşla özüne dön ikazına kulak kabartırsak ruhumuz huzura erer.
Geçen yıl Ramazan Ayına girerken yazdığım yazı da belirttiğim gibi Ramazan’ın bereketi sadece maneviyatla sınırlı değildir. Bu ay da sofralarımız da bereketlenir. Ailelerimizle daha sık bir araya gelir, sevdiklerimizle  iftar sofralarımızı paylaşırız. Bu yönüyle de ramazan paylaşma ve dayanışma ayıdır.

Ramazan denince herkesi bireysel anlamda iç dünyasın da bir heyecanı vardır. Benim için ramazana anlam katan sahurlardır mesela. Gecenin bir vakti uyanmak zor gelse de birçok insana. Benim için doyumsuz bir heyecandır. Özenle kahvaltı hazırlamak(en az iki yumurta olacak).Ezan sesini duyana kadar çay içmek tarifi imkansız bir duygudur. Ayrıca çocukluğumu hatırlatan bir kokudur o duygu. Hadi sizler de ramazan denince size gelen ilk duygu nedir bir düşünün olur mu?

Değerli okuyucularım, ramazana yaklaştığımız şu günler de kalplerimizi, sofralarımızı, niyetlerimizi, birbirimize faydalı olmak adına, ümmete topluma daha yararlı olmak adına bu aya kendimizi hazırlayalım. Bizi biz yapan değerleri, fakiri yoksulu düşkünü yetimi gözetelim. Manayı ve bereketi yalnızca madde de değil maneviyatta arayalım.
Bu ramazan hepimiz için hayırlara vesile olsun. Dualar da buluşmak dileğiyle…