“Sorularımızın değerini cevaplarımızla düşürüyoruz.” Okuduğum romanda tam olarak cümle bu şekilde,  “Geleceği, geleceğe bırakmalıyız” diye devam etmekte. Doğru olduğunu düşündüğüm kadar safsatadan ibaret olduğunu da düşünüyorum. Kafalar da milyonlarca sorular geleceğe endişeli bakışlar. İnsan hayatını nasıl akışına bırakabilir ki? Soruları tartmak gerekmez mi? Körü körüne olaya bodoslama dalmak olur mu? Evet, soruları cevapsız bırakmak bazen en güzeli olsa da her zaman için geçerli bir kavram değil. Cevaplar, zaten hiçbir zaman tek seçenek olarak yani evet ya da hayır olarak çıkmıyor karşımıza. Oturup düşündüğün de hep birden fazla seçenek. Cevapların gideceğin yolu belirler. Ama gelecek karanlık. Hayatın ne zaman ne getireceği belirsiz. Karşımıza görünmez taşların çıkması an meselesiyken,  kendimizi korumak istememiz normal değil mi?

İnsan, maalesef kendini boşlukta bırakınca yerçekimine yenik düşüyor. Sanırım sayamayacağımız kadar deneyim edindik. Sorular aynı kalıpta çıkmadığı gibi cevaplarımızda aynı kalıpta değil. Bazı sorular vardır mesela cevapları baştan belli. Birden çok yanıtı vardır. Sorularına karşılık gelmeyen yanıtlar.  Bir de üç yanlışla bir doğruyu götüren sorulara ne demeli?

Kafka,  bu cümleleri kurarken başka başka şeyler anlatmak derdindeydi. Ben aldım buralara kadar getirdim olayı. Sadece basit bir cümleden ibaretken geldi benim yazıma konu oldu.