Şahsım adına söylüyorum, bu meslekte “çok para” kazanıp, zengin olarak “lüks arabalar” satın alma şansım hiç olmadı…
Öyle bir “şansım olsun” diye derdim de olmadı zaten…
Bırakın “çok para kazanmayı”, atalardan kalma malı-mülkü de “bu meslek” sayesinde yedik, bitirdik çok şükür…
Yazıya kafadan bu şekilde girip, mevzuyu “meslek sorunlarına” falan bağlamayacağım, yanlış anlaşılmasın sakın…
Hayatımda “ilk ve son kez” sahibi olduğum bir arabam olmuştu yıllar önce, markası Murat 124 olduğu için bizim oralarda “Hacı Murat” derler…
İşte bu “Hacı Murat’tan” bahsedeceğim biraz, yüksek müsaadelerinizle…
Göstergesi çalışmadığı için tam kestiremiyorum ama,  tahmini olarak üş aşağı-beş yukarı saatte 40 kilometre hıza çıktığım anlarda, arka sağ kapısı bu hıza dayanamaz ve kendiliğinden açılıverirdi…
Kaportacıya gidip, tamir ettirmek de benim için oldukça “lükse kaçacağından”, sağ arka kapıyı içerden “telle bağlayıp” tamamen iptal etmiştim…
Dolayısıyla bizim Hacı Murat “üç kapılı” araba haline gelmişti…
Pratik zekamla olayı bu şekilde çözdükten çok kısa süre sonra, Hacı Murat’ın “şanzımanı” sağ arka kapıyı “kıskanmış” olacak ki, arızaya geçerek, “dördüncü vitesi” kabul etmez oldu…
İşte o günden sonra benim Hacı Murat, hem “üç kapılı” hem de geri vites hariç, “üç vitesli” bir araba haline geldi…
Elimden tutup tamirciye götüren de olmadığı için uzun yıllar o şekilde bindim Hacı Murat’a…
Yukarıda Allah var, günahını almayayım hiç “gitmem” demedi, yarı yolda bırakmadı…
Tek sıkıntısı “üçüncü vitesle” giderken, gaza bastıkça “bağırmasıydı” o kadar…
O haliyle bile çok kahrımı çekmişti, şimdi nerelerde bilmiyorum ama, eğer hayattaysa “yaşı uzun, ömrü bereketli” olsun, yollara veda ettiyse de Allah rahmet eylesin artık…
Mevzuyu uzatmayalım…
Zaman zaman,  “haşlanmış patates kıvamındaki” kafamı iki elimin arasına alıp, “ne olacak bu Alanya’nın hali” diye kendi kendime düşündükçe, aklıma hep benim “üç vitesli” Hacı Murat gelirdi…
Ne yalan söyleyeyim, “Bu Alanya asla iflah olmaz, benim Hacı Murat gibi, dördüncü vitesi kabul etmediği sürece, üçüncü viteste bağıra bağıra yol almaya çalışır” diye geçirirdim içimden…
İşte, “içimden geçen” bu düşünce şimdilerde değişti artık…
Adem Murat Yücel’in Belediye Başkanı olmasından sonra “değişmeye başlayan” o “Alanya iflah olmaz” fikri, “Kaymakam Dr. Hasan Tanrıseven’in göreve başlamasından sonra tamamen kayboldu” desem, abartmış olmam inanın…
Şöyle ki…
Alanya Kaymakamı Dr. Hasan Tanrıseven, göreve başlar başlamaz, önce “Bismillah” dedi, ardından da “Alanya’yı Türkiye’nin Miamisi yapacağız” diyerek, hedef büyülttü…
Yani?..
Yanisi şu…
Uzun yıllar tıpkı benim Hacı Murat gibi, en fazla “üçüncü viteste bağıra bağıra” yol almaya çalışan, bunu yaparken de zaman zaman “geri vitese” takan yöneticiler sayesinde “bir arpa boyu” bile yol alamayan Alanya, artık dört değil, beşinci vitese takmış durumda…
Alanya’ya “vites büyülttüren” Kaymakam Dr. Hasan Tanrıseven, yıllarca “bir arpa boyu” bile yol alamamış bu memleket için çok büyük şans…
Dün makamında yaptığımız, şahsım adına “keyifli ve samimi” geçen sohbet sonrasında bu “şansı” bir kes daha gördüm ve anladım…
Devletin Alanya’daki “paşası”  olan Kaymakam Tanrıseven, “bir saniyesini” bile boş geçirmemenin derdinde…
Sürekli halkla iç içe olarak, halkın arasına karışarak, sorunları dinleyip, “dertlere deva” olarak, devlet babanın hem “güler yüzünü” göstermenin, hem de “şefkat elini” uzatmanın derdinde…
Hem kendisi, hem de eşi Ceylan Tanrıseven, gerçek anlamda ve “samimi” duygularla “çok çalışmaktan ve hizmet üretmekten” başka bir şey düşünmüyor…
“Boşa harcayacak zamanımız yok, beşinci vitese taktık artık, herkes bu hıza ayak uyduracak” diyor…
Çok da doğru söylüyor…
Her ne kadar “üç vitesli arabaya” alışmış olsam da, üstüne üstlük bir de hızımı zaman zaman engelleyen “haşmetli göbeğe” sahip olsam da, Kaymakam Tanrıseven’in bu hızına ayak uyduracağız artık, yapacak bir şey yok…
Sonuçta kazanan Alanya olacak…
Alanya kazanınca, bu memleketin ekmeğini yiyen, suyunu içen, denizinde çimen, havasını teneffüs eden herkes kazanmış olacak…
Velhasıl, şahsım da dahil, herkes bu hıza “ayak uydurmak zorunda”…
Bunu bilir, bunu söylerim vesselam…