Bu durum sadece Alanya ile ilgili değil aslında…
Memleketin neresine giderseniz gidin, üç aşağı-beş yukarı “aynı manzara” mutlaka çıkar karşınıza…
Vali, kaymakam ve belediye başkanları başta olmak üzere, “tepe makamların” koltuklarında oturan “önemli şahsiyetlere” ait makam odalarının girişinde görev yapan “sekreterya bölümü” her daim insan dolu olur…
Makam sahibi, “önemli şahsiyet” artık her kimse, onunla görüşmek isteyen insanların biraz da “sabırsızlıkla” beklediği, kimi zaman kendi kendine “homurdandığı” o “sekreterya bölümünde” görev yapanların işleri kolay değildir gerçekten, çok iyi bilirim…
Hele hele “seçimle işbaşına gelmiş” olan yöneticilere hizmet verenlerin işleri çok daha zordur…
Bizim insanımızda genel olarak “oy verdim kardeşim istediğim zaman görüşürüm” psikolojisi hakim olduğu için, özellikle belediye başkanlarının makamlarına “babalarının çiftliği” muamelesi yaparlar…
Kimileri de ya “parasına-puluna” güvenerek, ya da “çok geniş muhiti” olduğuna inanarak yaparlar aynı muameleyi…
İşte böyle bir psikoloji ile makam odalarının kapılarına “randevusuz-mandevusuz” dayanıp, “beni çeri alıver” diye karşılarına dikilen insanları “kırmamak, küstürmemek” gibi ayrı bir misyonla hareket etmek zorunda kalan “seçilmişlerin sekreterleri” için, kazandıkları para son kuruşuna kadar helaldir…
“Randevu almadan” kapıya dayanan ve çoğunluğu da “inatçı karaktere” sahip olan o tiplerle uğraşmak, “kırmadan, dökmeden” durumu kurtarmak, kısacı bu tiplere “laf anlatmak” gerçekten ayrı bir “maharet” ister…
Sadece “sekreteryada” görev yapanların değil, “seçilmiş önemli şahsiyetlerin” işleri de zordur bu anlamda…
“Sana oy verdim” psikolojisiyle “randevu almadan” kapıya dayananların hangi birisiyle görüşsün, hangi birisini kabul etsin…
Kabul etse “randevulu işleri” aksayacak, kabul etmese adı “seçildi işi bitti, burnu büyüdü” ye çıkacak…
Tükürükle, sakal-bıyık arasındaki ilişki gibi yani…
Hal böyle olunca, en mantıklı çözüm “kapıda bekleyen müşterilerin hepsini aynı anda makam odasına doldurmak” gibi görünüyor ve öyle de yapılıyor zaten ama, bu kez de mevzu “benim görüşmem özeldi ama” ya dayanıyor…
Arada olan da “adam gibi randevusunu alanlara” oluyor, tıpkı şahsım gibi…
Yukarıda anlattığım mevzuların aynısını, Alanya Belediye Başkanı Adem Murat Yücel’in makam odasının önünde bizzat yaşadım dün…
Bazılarının sıklıkla yaptığı gibi “ben gazeteciyim birader, istediğim zaman girer-çıkarım” kompleksi içinde hiçbir zaman olmadığım için, “bir gün önceden” saat 16.00’ya randevu alıp, randevu saatimden de yaklaşık beş dakika önce gittim belediyeye…
Benden önceki görüşme “randevulu muydu” bilmiyorum ama, biraz uzun sürdü…
“Olabilir, gayet doğal” düşüncesi ile sakin sakin oturup beklemeye başladım…
Bu bekleyiş esnasında, diyaloglarından “randevuları olmadığını” net bir şekilde anladığım yeni “müşteriler” geldi…
Yukarıda Allah var, randevulu-randevusuz gelen herkesi oldukça “kibar, sıcak, samimi ve güler yüzlü” bir şekilde karşılayıp, görevini en iyi şekilde yaptı sekreter hanım…
Ve aradan geçen yarım saatten fazla zaman diliminde biriken “müşteriler”, içerideki görüşme bittikten sonra “topluca” makama davet edildi…
Ben de dahil…
“Ben de dahil” vurgulamasını kendimi “farklı bir yerde” gördüğüm için yapmıyorum, yanlış anlaşılmasın sakın…
“Randevum olduğu” için yapıyorum, burayı iyi kavrayın lütfen…
Nereden baksanız 8-10 kişiyle birlikte girdiğim Başkan Yücel’in makam odasında “randevusu olmayanlar” yüzünden “mağdur oldum”…
Baktım iş anlamında “en yoğun olduğum” saat de gelmiş, Başkan Yücel’in elini sıktıktan sonra “arkama bile bakmadan” çıktım gittim odadan…
Hemen hemen her gün yaşanan bu “karmaşanın” müsebbibi ne Başkan Yücel, ne de sekretaryada görev yapan personel değil, bunu da adım gibi biliyorum…
Ve yazının “ana fikri” olarak da şunu söylemek istiyorum…
Hanımlar, beyler…
Adına “randevu kültürü” denilen şu olguyu bir öğrenin ve uygulayın lütfen…
Öyle “deveye hendek atlatmak” gibi, çok zor bir şey falan değil, inanın buna…
Randevu kültürüyle hareket ettiğiniz zaman, hem sizin işiniz çok daha kolay olacak, hem de görüşmek isteyip, sorunlarınız için “medet umduğunu” “makam sahibi” insanların…
En çok da “Sekreteryada” görev yapan personelin…
Hem kendinize, hem de başkalarına “eziyet” etmekten vazgeçin artık…